Versay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Versay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2023 Cumartesi

HİTLERİN ÇÖKÜŞÜ



Avusturya vatandaşı olan ressam bir çocuk nasıl oldu da siyaset basamaklarına tırmanıp Almanya'nın başına geçti ve Avrupa'nın %70  işgal ettiği 
Almanya'nın bir dönem dünyaya hükmetmesini sağlayan Adolf Hitler'in yükselişinden çöküşüne kadar yaşadıklarını basit bir şekilde geçeceğiz.


Adolf, 20 Nisan 1889 tarihinde Almanların yoğunlukta olduğu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'na bağlı Brauna Amin kasabasında doğdu. Çocukluk yıllarında başarılı bir öğrencilik geçirmesine rağmen o Hayallerindeki meslek olan ressamlığa yöneldiği ancak güzel sanatlar okulu onu kabul etmeyince hayalleri yarım kaldı. Ailesini kaybettikten sonra mayıs 1912  Münih'e gitti


Askerliği elverişsiz olmasına rağmen Almanya Birinci Dünya Savaşı'na girdiğinde kendisini kabul ettirerek gönüllü olarak orduya katılır. Cephede çeşitli görevlerde yer alarak onbaşılığa terfi eder. 1917 yılında Adolf Hitler batı cephesindeyken tam yakınına bir top mermisi düşer ve arkadaşlarından birkaçı patlamada can verir. Ancak Hitler tek bir sıyrık bile almadan kurtulmayı başarır


Savaşın sonlarına doğru Hitler bu sefer de müttefik kuvvetlerinin hardal gazı saldırısına maruz kalır. Hitler'in durumu bu sefer ağırdır



Yakınlardaki bir hastanede tedavi görürken yanına gelen bir doktor ona kötü haberi verir. Birinci Dünya Savaşı bitmiş ve Almanya teslim olmuştu. Bunu duyan Hitler, ufak çaplı bir sinir krizi geçirerek geçici körlük yaşar


Hastanede kaldığı bu dönemde aklında ulusunu düştüğü bu durumdan kurtarmak ve bir dünya gücü haline getirme fikri gelir. Ancak işe nereden başlayacağını bilmemektedir. Bu dönemde Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Alman enflasyon aşırı yükselmiş, işsizlik tavan yapmış ve halk yalnızca bir kuru ekmek alabilmek için bile dünyanın parasını vermekteydi. Adolf'un durumu da çok farklı değildi. Üç beş resim yapıp bunları satarak geçinmek istese de başarılı olamadı


Sokaklarda gezerek ne yapacağını düşünen Hitler'in aklına yeniden eski mesleğine dönmek geldi. Orduya yazıldı ve Bavyera'da istihbarat subayı oldu



1919 yılının Eylül ayında bir gün Ordu siyasi şubesinden bir emir aldı. Münih'te Alman İşçi Partisi adında küçük bir siyasi grubu denetleyecekti. Işte bu görev Hitler'in hayatının dönüm noktası oldu


Yalnızca iş için orda olmasına rağmen bir konuşmacının Bavyer eyaletinin Almanya'dan ayrılıp Avusturya ile birleşmesi gerektiğini söylemesiyle Hitler, hiddetli bir şekilde ayağa kalktı


Yıllarca biriken hiddetiyle Alman halkını düşkün duruma getiren Yahudilerin başını çektiği bu fikirlere ateş püskürdü. Bu konuşmaları parti üyeleri tarafından dikkat çekince Hitler kendisini partinin bir üyesi olarak buldu. Gün geçtikçe partideki konuşmalarında nefret söylemlerini arttırmaya başladı



ülkesinin Yahudilerden temizlenmesi gerektiğini, Almanya'nın aşağılanmasının öcünü alacağını ve Almanya'nın milli haysiyetini tekrardan yücelteceğini haykırmaktaydı. Parti üyeleri halkı Hitler'in bu konuşmalarından oldukça etkilenmekteydi


Kısa süre sonra da Hitler, partinin lideri olduğu ve partinin ismi Nasyonel Sosyalist Alman İşçi Partisi olarak değiştirildi. Bir diğer adıyla Naziler


1920 lerin başında İşçi Partisi artık viranelerde toplanmak yerine halkın arasına karışmış ve günden güne büyümeye başlamıştır. Her fırsatta Versay Anlaşması'nı Alman halkının köleleştirdiğini ve bu anlaşmanın bertaraf edilmesi gerektiğini dile getirmektedir


Ancak bunları gerçekleştirmek için ülkenin başına geçmesi gerektiğini biliyordur. Ama nasıl? Hitler yavaş yavaş tanınmış bir siyasi olsa da tanınırlığı yalnızca Münih kentiyle sınırlıydı. Yani seçimle başa gelmesi mümkün görünmüyordu geriye ise tek bir ihtimal kalıyordu. Darbe ancak darbe yapmak için orduyu arkasına alması gerekmekteydi. Bu da çok zor bir ihtimaldi. Hatta imkansızdı



Bu yüzden Hitler'in kendi ordusunu yaratmaya ihtiyacı vardı. Bir milis gücü. Parti yönetimine bu fikrini açıklayan Hitler, Birinci Dünya Savaşı kahramanı olan ve daha sonra başa geçecek olan Hermann Göring tanıştırılır. 
Hermann Göring bir araya geldilerinde planlarını dinler ve kendi hayalini gerçekleştirmek için partiyi bir araç olarak görür. Hitler'in kurduğu milis gücünün başına geçmeyi kabul edip 1923  başlarında Nazi partisine kaydını yaptırır. Goring kısa sürede Hitler'in ona verdiği 5.000 kişilik insan topluluğunu eğittiği ve düzenli bir ordu haline getirdi




Adına da kahverengi gömlekler anlamına gelen SS taburu dendi. Artık Hitler darbe yapabilecek bir güce sahip olmuştu.
8 Kasım 1923 akşamı Goring emrindeki 600 kişilik kuvvetini Münih sokaklarına indirerek Bavyera hükümetinin toplantısını bastı ve siyasi liderlerin tümünü rehin aldığı. Daha sonra hükümet binasına gelen Hitler hükümet yetkililerinin kendilerine katılmalarını ve darbeyi desteklemelerini teklif ettiği ancak olumsuz yanıt aldı

saatlik bir çekişmenin ardından hükümet yetkilileri ikna olmuşa benzese de bu bir oyundu. Dışarı çıkar çıkmaz Nazilerin'in elinden kurtulan hükümet yetkilileri Ordu'yu harekete geçirdi


Sonuç 1 Nisan 1924 Hitler tutuklandı. Herkes artık Hitler'in siyasi kariyerinin bittiğini tahmin etmekteydi. Ancak öyle olmadığı. Hapisteki günlerini boş geçirmeyen Hitler, otobiyografisini ve fikirlerini anlattığı dünyaca ünlü kavgam kitabını yazdı


Bu sayede kendini kitlelere anlatma fırsatını bulduğu. 9 aylık hapis hayatının ardından Hitler, 20 Aralık 1924 serbest bırakıldı. Şansını yaver gittiğini düşünen Hitler'in bu düşüncesi partisinin 1924 seçimlerinde yalnızca yüzde 2 altı oy aldığını öğrendiğinde yerle bir oldu. Bir sonraki seçime kadar Hitler partisinin düzene sokmaya ve 1930  seçimlerine hazırlanmaya başladı. Ancak seçimden hemen önce tüm dünyayı etkileyen bir hadise patlak



1929 ekiminde Amerika Birleşik Devletleri borsası çöktü ve dünyanın dört bir yanında piyasalar altüst oldu. Hitler için ise bu bir fırsattı. Yaşanan bu kriz Hitler'in partisi için propaganda malzemesi 
 yapıldı ve 1930 seçimlerinde Naziler yüzde 18 oy alarak en çok oy alan ikinci parti oldu. Ancak Hitler bu başarısına rağmen koalisyona giremediği ve hükümet dışı kaldığı


Iki yıl sonra ise hükümet partililerinin arasında anlaşmazlık çıkması üzerine 1932 yılında tekrar seçim kararı alındı. Hitler çok iyi bir seçim kampanyası düzenleyerek ülke genelinde tam 9 milyon broşür dağıttı ve planlarını halka çok iyi aktardı


Nihayet 1932 yapılan seçimde yüzde 37 oy alarak birinci parti olmayı başardı. Ancak Hitler çok istediği Almanya'nın şanşölyesine hala aday gösterilememekteydi. Nedeni ise Hitler'in Alman vatandaşı olmamasıydı


Derhal bir plan yapıldı ve Hitler, Avusturya vatandaşlığından vazgeçti. Ardından BruceWeek eyaletinde hükümet yetkilisi olarak atanarak resmen Alman vatandaşlığına hak kazandı. Bu sırada Almanya'da partiler arasında bir çatışma başlamış, komünistler, muhafazakarlar ve aşırı milliyetçiler birbirlerine girmişler


Bunların üzerine bir de Alman parlamentosunun toplandığı Reis Tak Binası'nın ateşe verilmesi eklenince Hitler'e Cumhurbaşkanı Hinddenburg tarafından ülkeye hükümet kurma izni verildi. Hitler hemen ilk iş olarak Nazi harici tüm siyasi partileri yasakladı


Ancak Cumhurbaşkanı Hindemburg'un yetkililerine dokunmadı. Ta ki Ağustos 1934 ölümüne kadar. Cumhurbaşkanı Hindemburg'un öldüğü gün ordudaki tüm askerler makama veya millete değil Hitler'e kayıtsız şartsız itaat yemin etti. Böylece Hitler yalnızca 15  senede beş parasız biriyken Almanya'nın tek hakimi olmayı başarmış oldu


Hitler'in iktidara gelmesinin hemen ardından ilk işi ekonomiyi düzeltmek oldu. Vergi sistemi düzenlendi. Alman markanın istikrarı sağlandı. Sanayi tesisleri arttırıldı ve gençlere iş imkanı sağlanarak işsizlik neredeyse sıfırlandı


Ekonominin düzlüğe çıkmasının hemen ardından sıra Ordu'ya gelmişti. Versay'a göre 100.000 ile sınırlandırılan Alman ordusu ağır silah veya hava kuvvetleri kullanamamaktaydı. Hitler 1936  yılında Versay Anlaşması'nı reddederek zorunlu askerlik, tonajlı gemi üretimine başladı ve Alman hava kuvvetlerini tekrar kurdu. 1938 yılına gelindiğinde ise sırada uzun zamandır planladığı genişleme hareketi vardı. Ilk hedefe ise doğduğu topraklar olan Avusturya'ya koymuştu. 12 Mart 1938 tarihinde Alman ordusu hiçbir direnişle karşılaşmadan Avusturya topraklarına girdi. Diğer Avrupa devletleri Nazilerin bu işgaline yalnızca diplomatik protestoyla cevap verdiler. Bunun verdiği rahatlıkla Hitler, yönünü Birinci Dünya Savaşı sonrasında Çekoslovakya'ya bırakılan ancak 3 milyon Alman'ın yaşadığı bölgesine çevirdiği. 


Avrupa'da yeni bir savaş istemeyen İngilizlerin araya girmesiyle bölgesi Almanya'ya verilirken Hitler'den Çekoslovakya'ya saldırmama sözü alındı. Ancak bir süre sonra Hitler sözünde durmayarak Çekoslovakya'nın tamamını işgal etti


Bir sonraki hedef ise Doğu Prusya ile ana toprakların birleştirilerek Prusya'nın toprak bütünlüğünün karantina altına alınmasıydı. 1 Eylül 1939 tarihinde Hitler, Sovyetler Birliği'yle anlaşarak ortak bir şekilde Polonya'yı işgal etti


Bu Avrupa için bardağı taşıran son damlaydı. İngiltere ve Fransa Polonya'nın işgalinin hemen ardından Almanya'ya savaş ilan etti. Bu beklenmeyen durum sonucunda Hitler, Almanya'nın tüm askeri gücünü ve yığınağını batıya aktardı


Müttefiklerin kendisine saldırmasını beklemeden çok hızlı bir şekilde Danimarka, Norveç, Hollanda, Belçika ve Lüksemburg'u işgal etti


Ardından ardenler üzerinden Fransa'ya saldırıya geçen Hitler'in askerleri Fransa'yı 20  gün içinde işgal etmeyi başardı. Batı sınırını güvenceye alan Hitler daha sonra gözünü Sovyet topraklarına dikti. Doğu Cephesi'nde de başarılarını devam ettiren Hitler 1942  sonlarında Nazi Almanya'sının en geniş sınırlarına ulaştırdığı ancak bir süre sonra bu geniş sınırlar Alman ordusunun tedariğinde sorunlara yol açmaya başladı. Özellikle bu dönemde petrol sıkıntısı Hitler'in canını sıkmaktaydı


bu sorunu çözmek için Sovyetler Birliği'nin Engin Petrol yatakları olan Stalingrad bölgesine saldırdığı ancak başarılı olamadı. 1943 başlarında Sovyetlerin karşı taarruzu nedeniyle doğuda geri çekilmek zorunda kalırken batı cephesinde ise Amerika'nın savaşa girmesiyle müttefikler Fransa'ya çıkarma yaptı


Hitler günden güne tüm cephelerde başarısız sonuçlar alarak en sonunda Berlin'de sıkışıp kaldı. Artık savaşın kaybedileceğini anlamıştı. 25 yıllık görkemli başarılarını gölgelemek istemeyen Hitler, teslim olmaktansa ölmeyi tercih etti


Ardından 30 Nisan 1945 yılında 56 yaşındayken intihar ederek hayatına son verdi



23 Temmuz 2023 Pazar

Alman Ekonomisi Nasıl İflas Etti

 


Tarih 11 Kasım 1918 Saat 10 suları. Alman Fransız ve İngiliz delegeleri Fransa'ya bağlı retondeste yer alan ormanında küçük bir tren vagonunda bir araya gelir


Taraflar bir saat içerisinde daha sonraları 11 Kasım 1918 ateşkesi olarak adlandırılacak olan bir anlaşma imzalar. Bu antlaşma Almanya'nın Birinci Dünya Savaşını kaybettiğini kabul ettiğinin yazılı belgesidir. Bundan birkaç ay sonra Haziran 1919 da imzalanan Versay Barış Anlaşması'ysa tabiri caizse Almanya'nın ölüm fermanı olur anlaşmanın koşulları o kadar ağırdır ki Alman halkı tarafından Versay anlaşması ihanet olarak tanımlanır. Zaman, Alman halkının ne kadar haklı olduğunu gösterecektir. Zira 1919, 1923 yılları arasında Almanya'da Görülen ekonomik ve siyasi istikrarsızlık bu anlaşmanın koşullarıyla yakından ilgilidir. 



 


Uygulanan yanlış ve doğru politikalara değineceğiz. Ve dibi gören bir ulusun nasıl yeniden toparlandığına şahit olacağız. Y
üz yıl öncesine 1920 li yılların Almanya'sına gidiyoruz. Bu bir ülkenin nasıl iflas ettiğinin hikayesi


Almanya'nın ekonomik olarak çöküşü biraz önce de bahsettiğimiz gibi Versay Anlaşması'nın ağır koşullarıyla yakından ilgiliydi. Fakat bu çöküşün farklı sebepleri de vardı.


ülkelerin Birinci Dünya Savaşı esnasında artan askeri maliyetleri karşılamak için uyguladıkları yöntemler farklılık gösteriyordu. Örneğin Fransa bu giderleri karşılayabilmek için bir gelir vergisi çıkartmıştı. Buna karşılık Alman imparatoru ikinci Wilhem ve Alman Meclisi Reis Tarks Savaşın gittikçe artan maliyetlerinin borçlanarak karşılamaya karar vermişti. Savaşı kazandıktan sonra mağlup devletlerden alacakları tazminatlarla bu borçları kolayca kapatabileceklerini düşünüyorlardı



Ancak işler düşündükleri gibi gitmedi. Birinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Almanya mağlup devletler safındaydı. Ve şimdi savaş sırasında aldığı borçlara ek olarak galip devletleri ödemesi gereken ağır bir tazminat yüküyle karşı karşıyaydı

 

Hükümet 1919 yılı itibariyle oluşmaya başlayan devasa bütçe açığını durmaksızın para basarak finanse etmeye çalıştığı. Ancak bu durum Alman markanın hızlı bir şekilde değer kaybetmesine neden oldu


1919  yılının sonlarına gelindiğinde bir Amerikan doları 48  Alman markına karşılık geliyordu. 1921  yılının ilk çeyreğinde bir dolar 80  marka, 1922 yılı başlarında 320  marka ve aynı yılın sonlarında ise bir Amerikan doları tam 6400  marka karşılık geliyordu. Artık enflasyon hiper enflasyona dönüşmüştü. Alman hükümeti en hızlı para basma makinelerinin bile ihtiyaçlarını karşılamadığını fark etti



1922 yılının ekim ayına gelindiğinde
Almanya'nın hazinesinde savaş tazminatlarını ödeyebilecek parası kalmamıştı. 
Hükümet savaş tazminatı taksitlerini maden karşılığında ödemeyi teklif etti. Ancak bu teklif galip devletler tarafından reddedildi. Misilleme olarak Fransa ve Belçika Almanya'nın sanayi bölgesi olan Ruh bölgesini işgal etti


Amaçları tazminat ödemelerine karşılık sanayi mallarına el koymaktı. Tüm bu gelişmeler karşısında Almanya Şansölyesi Wilhem halkın motivasyonunu düşürmemek adına bu işgale karşılık pasif direniş çağrısı yaptı bu süre içerisinde grev yapan işçilere hükümet tarafından maddi destek sağlandı. Ancak işgalin sonuçları Reymar Hükümeti için yıkıcı olacaktı. Zira bölgedeki işçilere ödeme yapmak için daha fazla para basmaya karar verdiler



Daha fazla para basmak zaten değeri oldukça düşmüş olan Alman markanı daha fazla değersizleştirmek anlamına geliyordu. 19 Kasım 1923 tarihine gelindiğinde bir Amerikan doları tam olarak 4.2 trilyon Alman markına karşılık geliyordu



Alman markı Amerikan doları karşısında adeta fitili ateşlenmiş bir bomba gibi patlıyordu. Halk el arabasına paraları doldurup alışverişi öyle çıkıyordu. Çünkü evden markete gidene kadar alınacak ürünlerin fiyatı ikiye katlanıyordu


özellikle 1923 yılı sonlarında bu fiyat artışları öyle bir seviyeye gelmişti ki bir kahve içmek istenilse kahveyi alıp bitirene kadar kahvenin fiyatı artıyordu


Bu nedenle insanlar kazandıkları para ellerine geçer geçmez gıda alışverişine koşuyordu. 1921 yılında 100.000  birikimi olan bir aile zengin kabul edilirdi. Ancak iki yıl içerisinde bu para bir kahve dahi alamayacak kadar değersiz hale gelmişti



1
923  yılında Almanya'da bulunan Alman asıllı Amerikalı ressam George Gross o günleri şöyle anlatıyor. Vitrinde oyalanmak bir lükstü. Çünkü alışverişin hemen yapılması gerekiyordu. Fazladan bir dakika bile fiyat artışı anlamına geliyordu


örneğin bir tavşan mağazaya girdikten birkaç dakika sonra iki milyon mark daha pahalıya mal olabileceğinden hızlı bir şekilde satın almak gerekiyordu. Milyonlarca Mark gerçekten hiçbir şey ifade etmiyordu. Insanlar paralarını el arabalarında ve sırt çantalarında taşımaya başlamak zorunda kaldılar


Ben de sırt çantası kullandım. O yıllara tanık olmuş isimsiz bir Alman ise başka şeyleri sorguluyordu. Küçük birikimleri olan insanlar yok edildi. Fakat büyük fabrikalar bankalar ve multi milyonerler bu durumdan hiç etkilenmemişe benziyor


Ordu, kazançlarını korumaya devam ettiler. Bu büyük holdingler bir şekilde kayıptan korunuyordu. Ama halk kitlesi tamamen dağılmıştı. Ve kendimize sorduk. Bu nasıl olabilir



Nasıl oluyor da hükümet insan yığınlarının hayat birikimlerini yok eden bir enflasyonu kontrol edemiyor ama büyük kapitalistler her şeyi zarar görmeden atlatabiliyor. Bunu yaşayan bizler anlam ifade eden hiçbir cevap alamadık


Iktisat biliminde paranın piyasada istenilenden fazla bollaşması durumu hiper enflasyon olarak adlandırılır. Her krize para basarak çözmeye çalışmak enflasyonun daha da yükselmesine sebep olur


Işte 1918, 1923  yılları arasında Almanya'nın başına gelen tam olarak buydu. Devletin bütçe açığını kapatmak adına çılgınlar gibi para basması ülkeyi büyük bir buhrana sürüklemişti. Geçmişten günümüze ulaşan binlerce kare bize



Almanya'da yaşanan hiper enflasyonun boyutları hakkında fikir veriyor. Sokakta banknotlardan kule yapan çocuklar üşüyünce para yakan insanlar caddelerden para süpüren çöpçüler duvarları kaplamak için kullanılan banknotlar ve daha niceleri 
dönüp bakınca bu fotoğrafların her biri sanki bir film setinden fırlamış gibi geliyor. Ancak hepsi gerçek. Peki insanlar hiper enflasyonun yıkıcı etkilerinden kaçınmak için neler yapmışlardı


tahmin edilebileceği gibi elinde birikimi olan Almanların neredeyse tamamı paralarının değerini korumak için döviz satın almıştı. Ancak bu yatırımlar Alman markanın daha fazla değer kaybetmesine neden oldu. Her krizde olduğu gibi 1923  krizinde de kazananlar ve kaybedenler vardı



Anlaşmalarını Alman marka üzerinden yapan borçlu iş adamları arazi ve ipotek sahipleri paranın değersizleşmesi sonucunda borçlarını kolayca kapatabilir hale geldiler


Ancak alacaklılar için aynı şey söz konusu değildi. Maaşlı çalışanların büyük bir bölümü 1923yılına kadar büyük bir sorun yaşamamıştı. Çünkü enflasyon arttıkça maaşlar da artıyordu. Fakat 1923  yılının sonlarına gelindiğinde bu durum değişti


artık maaşlar enflasyona ayak uyduramıyordu. Maaşlı çalışanların aksine öğrenci, emekli ya da sosyal yardım alan sabit ücretli vatandaşların durumu daha da kötüydü. Bu süreçte kazananlardan biri de çiftçilerdi


Çünkü ne olursa olsun insanlar beslenmek zorundaydı. Ve enflasyon arttıkça gıda ürünlerinin fiyatı da artıyordu. Almanya için hiper enflasyonun sosyal ve politik maliyeti yüksekti


bir ömür boyu ödenmesi planlanan emekli maaşları tamamen ortadan kaldırıldı. Politik olarak hiper enflasyon hem solda hem de sağda radikalizmi körükledi. Ekonomiye güven azaldı ve ticaret durma noktasına geldi. Işsizlik arttı. Ücretler ise dibi gördü


1923 yılının sonlarında Reymar Hükümeti ardı ardına patlayan isyanlarla karşı karşıya kaldı. Tüm bunlara rağmen bir süre sonra Alman ekonomisi toparlanma sürecine girdi


Bu toparlanmanın mimarı Reymar Cumhuriyeti'nin 1923 - 1929 yılları arasındaki dış işleri bakanı Gustavosman'dı. Stresman 1923  hiper enflasyonu Dört ayrı hamlede ve yalnızca birkaç ay içerisinde sona erdirdi


Stresmanın ekonomik olarak yaptığı ilk hamle yaklaşık bir yıldır devam etmekte olan bir politikayı sonlandırmak oldu. Ruh bölgesindeki işçilerin pasif direnişine son verdi. Bu malların yeniden üretileceği anlamına geliyordu


Bu şekilde hükümet işçileri desteklemek için para basmak zorunda kalmayacaktı. Almanya'nın savaş tazminatlarını en kısa sürede ödemeye başlayacağını garanti ederek Fransa ve Belçika'yla bir anlaşma sağladı


Böylece Ruh bölgesindeki işgal son buldu. Yeni bir para birimi basıldı. Yatırımcılar ve halk bu yeni para birimini destekledi. Mark altına endeksliydi. Ve çok sayıda basılmadığı için yabancı para birimleri karşısında değerini koruyabildi


Streysma'nın son hamlesi ise hükümet giderlerini kısmaktı. Bu süreçte 700.000 civarında kamu çalışanı işten çıkarıldı. Böylece hükümetin kasasında oluşan bütçe açığı nispeten de olsa kapatılabildi

-

1924 - 1929  arasındaki dönem Reymar Cumhuriyeti'nin altın yılları olarak anıldı. Ancak durum gerçekten de böyle miydi? Almanya ekonomik olarak eskiden olduğu kadar güçlü müydü? 



Bu soruların kesin bir cevabı yok. Çünkü ekonomik iyileşme her alanda eşit derecede gerçekleşmemişti. Örneğin 1928  endüstriyel üretim seviyeleri Birinci Dünya Savaşı'ndan önceki dönemde olduğundan daha yüksekti

 

Buna karşılık tarımsal üretim savaş öncesindeki seviyelere ulaşamamıştı. 1925 , 1929 yılları arasında ihracat yüzde 40  oranında artmış ancak Almanya ihracattan elde ettiği paranın çok daha fazlasını ithalata harcamıştı



Ücretler her geçen gün daha da iyi bir hale geliyordu. Fakat işsizlik oranları hala çok yüksekti. Hal böyle olunca Almanya'nın içinde bulunduğu durumu fırsata çeviren bazı gruplar siyasi olarak güç kazanmaya başladı


Adolf Hitler'in de mensubu olduğu, nasyonel sosyalist işçi partisinin üye sayısı 1920 yılında 2000 civarındaydı. 1923  sonlarına gelindiğindeyse bu sayı 20.000 aşmıştı


Almanya'nın içinde bulunduğu ekonomik durum iktidara giden yolda Hitler'in önünü açıyordu. Ihtiyacı olan şey güçlü bir söylem ve ekonominin kötü gidişatından sorumlu tutacağı bir günah keçisiydi. Ona göre ekonominin kötü olmasından Yahudi iş adamları ve  Yahudilere ait bazı işletmeler sorumluydu. Bu politika halk nezdinde de kabul gördü. 1928  nasyonel sosyalist işçi partisi Alman Meclisi Reis Tak'ta yalnızca 12  sandalyeye sahipti


1932 yılına gelindiğindeyse temsilci sayıları  230'a yükseldi.