Sakarya meydan savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sakarya meydan savaşı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Nisan 2024 Pazar

Sakarya Meydan Savaşı ( 1921 )

 


Sakarya meydan savaşı. General Papillas'ın yönettiği Yunan ordusuyla Mustafa Kemal Paşa'nın yönettiği Türk ordusu arasında geçen savaştır.

İzmir'den başlayan Yunan işgali durmaksızın ilerliyordu. Bursa ve Uşak ana merkez olarak yapılan saldırılarda İsmet Paşa'nın emrindeki batı ordusu Eskişehir Kütahya muharebelerinde yenilmiş, bozgunun kıyısından dönülmüştü

Ağır aksak geri çekilmeye çalışan ordunun savaş gücünün yarısı firarlar sebebiyle kaybedilmişti. Duruma müdahale etmesi gerektiğini anlayan Mustafa Kemal ordulara Sakarya Nehri'nin doğusunda çekilmeyi emretti. Galibiyet üzerine Yunanlılar Sevr'le kendisine vadedilen yerlerle yetinmeyip ilerlemeye başladılar. Ankara'da ise karamsarlık artmış, tartışmalar başlamıştı. Ana başlıklardan birisi meclisin taşınması, diğeri olağanüstü kararların alınması. Bir diğeri ise başkomutanlık meselesiydi.

Yapılan toplantılar sonucu bu bunalımlı durumdan çıkmak için Meclis Mustafa Kemal'e sınırsız yetkiler verdi. 5  Ağustos'ta geçen yasaya göre Paşa'nın ağzından çıkan her söz kanun niteliğindeydi. Ertesi iki gün ise ivedilikle Tekalifi Milliye emirleri verildi.


Bu emirle halk yurdun kurtulması için elindekilerin neredeyse hepsini verecekti. Artık Anadolu'nun son savunma noktasında her şey belli olacaktı. Halk yıllardır çektiği acılara son bir kez daha göğüs germek zorundaydı

Bu sondu. Çünkü halkın elinde hiçbir şey kalmamıştı. Ya zafer kazanılacak ya da bir millet belki de yok olacaktı. Cephede yapılan incelemeler neticesinde muharebe gücünün yarısını kaybeden ve orta Sakarya'da mevzilenen Ordu'ya Kocaeli grubundan güney ve merkez birliklerinden tümenler gönderildi. Yunan ordusu ise İmralı, Sivrihisar, Sarıköy, çizgisine vardıktan sonra 18  Ağustos'ta Türk ordusunu çevirmek için sert bir çarkla güneye yöneldi

Güney Sakarya'da  23 Ağustos'ta orduların durumları şu şekildeydi. Yunan ordusu 120 bin kişiden, 300 civarı toptan ve 12 uçaktan oluşuyordu. Türk ordusunun 90 civarı askeri, 100  kadar topu ve 2 uçağı mevcuttu


Hazırlıklar sırasında attan düşerek birkaç kaburga kemiğini kıran Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa ve Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa Alagöz köyünde karargahlarını kurmuştu

Albay Kazım komutasındaki birlikler Polatlı demir yolu arasına Albay Halit Çanaklı Yıldız arasına Albay Kemalettin Sami Yıldız Ilıca arasına Yusuf İzzeddin Paşa birlikleri Ilıca Tomburoğlu arasında,  Albay Selahattin Adil Tomburoğlu Mangal Dağı arasında yerleşmişti. Çal Dağı'nın batı ve güneyinde de diğer tümenler ihtiyattaydı. Düşman birinci, ikinci ve üçüncü kolorduları güneyde, birkaç tümende kuzeyde yer tutmuştu


Yerlerini alır almaz düşman kuvvetleri hücuma geçti. Mangal dağında kanlı meydan çarpışmaları başlamıştı. Haritadaki sorunlar yüzünden dağı gerektiği gibi tutamayan Türk birlikleri yağmurlu 23 Ağustos akşamı iyi bir direnç gösteremedi, 
durumun kötüye gitmesi üzerine mangal daha bırakıldı. Başkomutanın tepkisi sert olmuştu. Hatta bazı söylentilere göre o bölgedeki komutanların idamını dahi istemişti. Ilk meydan savaşının kaybı moral bozukluğuna yol açtı.

Gece olduğunda Esen Nehrin batısındaki Yunan yedinci tümeni tüm karşı saldırılara rağmen Beylik Köprüsü'nden geçerek nehrin doğusuna tutunmayı başardı. Ardından Yunan ikinci kol ordusunun kuşatmaya girişmesi üzerine cephe doğuya doğru genişletildi. 25-26 Ağustos'ta çarpışmaların ayyuka çıktığı sırada türbe tepe ve Yıldıztepe'de elden çıktı. Ve tümenler geri çekilmeye başladı. İsmet Paşa orduyu geri çekme fikrini Fevzi Paşa'ya söyledi. Buna karşı çıkan ve çatışmaları yerinde izleyen Paşa, adım adım savunmayla başarının geleceğini söyleyip çekilmeyi reddetti

Aynı gün ise çok talihsiz bir olay gerçekleşti. İsmet Paşa'dan doğu kanadına asker kaydırmak için beşinci süvari kol ordusuna Haymana'ya yakın bir yere toplanması emri gelmişti. Fakat bu sırada bu Kolordu'nun


Albay Fahrettin'e düşman ordusuna vur kaçlar yapma emri de verilmişti. Albay 14 ncü süvari tümenini alıp Uzunbeyli'ye saldırdı. Yıldırım suretiyle baskın yaparak Yunanlıları gafil avladılar. Saldırının sürdüğü sırada İsmet Paşa'nın emri gecikmeli de olsa varmıştı.

Gelen emri dinleyen Albay Tümenini geri çekti. Fakat sonradan öğrenilene göre saldırılan yer Yunan karargahıydı. Ve General Papilos son anda kaçıp kurtulmuştu. Yunan ordusu zafere giderken az daha komutana esir düşecekti. Lakin İsmet Paşa'nın emriyle çekilen tümen fırsatı kaçırmıştı

Çok yoğun geçen 26 Ağustos günü başka bir olayda Mustafa Kemal'in alması gereken kararlardı. Karşı tarafın ilerlemesi sonucunda Mustafa Kemal, Refet Paşa'ya meclisi Kayseri'ye taşıma emri verdi.


Başkomutan orduyla direnecek, tedbir olarak meclis taşınacaktı. Düşmanın durdurulması üzerine bu işten vazgeçilmişti. Cephenin her tarafını düşünen Paşa gerektiğinde ordu yenilgi almadan geri çekmek için çoktan işçi taburlarına emir vermiş ve Abdulselam Dağıgöz Dağı arasında mevziler kazdırmaya başlamıştı

27 Ağustos günü Fevzi Paşa'nın adım adım savunma işe yarayacaktır. Sözü üzerinde hemfikir olan Mustafa Kemal Paşa o unutulmaz kararını yayınladı. Çizgi müdafaası yoktur

Savunma yüzeyi vardır. O yüzeyde bütün vatandır. Yurdun her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça düşmana bırakılamaz. Onun için küçük büyük her birlik yerinden atılabilir. Ama her birlik durabildiği ilk noktada yeni bir cephe kurup yeniden savaşır yanındaki birliklerin çekildiğini görenler ona uymaz. Bulunduğu mevkide sonuna kadar direnmekle ve dayanmakla yükümlüdür. Yazılan karar bir devrim niteliğindeydi. Ordu en ufak birimiyle dahi savaşmaya devam edecekti. Ve öyle de oldu

28-29 Ağustos'ta tüm cephelerden genel taarruza geçen Yunanlılara karşı savaş devam etti. Ve Güzelcekale'ye doğru asker kaydırıldı. Bu hamleyle çatışma hattı yüz kilometre kadar uzamış, hat doğu batı doğrultusuna dönerek ters cephe durumuna almıştı.

Türkleri kuşatamayan düşman kuzeye birkaç tümen sevk etti. Birinci ve üçüncü kolorduyla saldırıya geçen Yunanlılar, Çal Dağı'nın bir kısmını 29 Ağustos'ta ele geçirdi. Kuzeyde de Türk güçleri Polatlı batısına dek gerilemişti. Çal Dağı'nın düşmesi Ankara'da felaket olarak adlandırıldı

Artık bomba sesleri meclisten duyuluyordu. Dağın ardı Haymana düzlüğüydü. Ve Ankara'ya kadar başka savunma noktası yoktu. Bu andan itibaren meydan muharebeleri bitmiş. Iş siper çatışmasına dönmüştü. Bunun üzerine Başkomutan Savunma Bakanı Refet Paşa'ya telgraf çekip, iş siper savaşına döndü. Başarı ikmal devamlılığına bağlıdır. Diyerek cephane ve erzak desteğinin kesintisiz sürmesini istedi. Ayın otuz birinde Çal Dağı'nın tamamı kaybedildi.



Ayın 31'nde  Çal Dağı'nın tamamı kaybedilince Mustafa Kemal karamsarlığa gömülen meclise zaferin sabırla geleceğini söylüyor. Bir yandan da ne olur ne olmaz yaveri Salih Bozok'u g
erekli evrakları alıp Kayseri'ye taşınması için görevlendiriyordu. Bir ve iki Eylül'de tüm cenahlardaki çatışmalar had safhaya ulaşmış, kahraman Türk subayları en önde savaştığı için ordunun subay kaybı çok fazla olmuştu. Hatta bazı tümenlerde teğmen rütbesinde dahi yetkili kalmamıştı.

O gün toplantı yapan Başkomutan Mustafa Kemal ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa savunmaya devam etme kararı almış ve ibrenin kendi lehlerine dönmesine az kaldığını anlamıştı. Sürünmece uzadıkça zorluklar da artıyordu. Ama Fevzi Paşa'nın başkomutana dediği gibi bize yağmur yağıyorsa onlara da güneş açmıyor ya. Sözü gerçek olmaya başlamıştı. General Papillas'ın günlerdir erzak ve cephane sıkıntısı çektiğini, kazanılan muharebelere rağmen Türklerin kararlılığının kırılmadığını Ordunun aç olduğunu ve Ankara'dan vazgeçilmesi gerektiğini Yunan hükümetine bildiriyordu. En başından beri düşünüldüğü gibi Yunan ordusu Anadolu içlerine çok girdiği için sahilden yardım alamıyordu. Beş Eylül'de Yunan baskısının azaldığını gören Ordu, hemen karşı saldırı için hazırlığa girişti
7-8 Eylül'de Çal Dağı geri alındı. Mustafa Kemal nihai saldırı için ordunun olduğu kuzey kısmı seçmişti. On Eylül'de yapılan savaşta Doğatepe geri alındı. Ve düşman geri çekilmeye zorlandı
Durumun iyiden iyiye kötüleşmesi üzerine Yunan ordusu geri çekilmeye başladı. Fevzi Paşa'nın takip emrini biraz savsaklayan İsmet Paşa komuta kademesi gerekeni yapamamıştı. Yunan ordusu İmralı Sivrihisar hattına kadar çekilmişti. On üç Eylül günü geldiğindeyse Sakarya Nehri'nin doğusunda tek bir düşman askeri bile kalmamıştı
On üç Eylül öğleni Başkomutan yaptığı açıklamada düşman ordusunun geri püskürtüldüğü ve zaferin geldiğini belirtiyordu. Akşam ise Paşa yeniden düzene girip takip emrini verdi. Artık Kurtuluş Savaşı'nın seyri değişmişti
ve Sakarya Zaferi yok olmanın kıyısından dönen bir millete yeni bir ruh üflemişti. Büyük zaferin ayak sesleri duyuluyor. Coşku tüm Anadolu'yu sarıyordu.

17 Mart 2024 Pazar

Atatürk'ün Fedaisi Topal Osman

 



Osman, ticaretçi bir ailenin çocuğu olarak Giresun'da dünyaya geldi. Oğuz Boyu'nun Çöp Nikolu'ndandı. Doğduğu Giresun topraklarında o sıralar bir hayli Rum nüfusu bulunmaktaydı ve bu Rumlar Karadeniz'in adeta en zenginleri durumuna gelmişlerdi. Osman daha çocuk yaşında birbiriyle zıt yaşayan bu iki toplumun da farkındaydı. Yaşı ilerledi. Ticarete atılarak iyi paralar kazanmaya başlayınca eşine dostuna haklı sayılır yardımlar yapmaya başladı, cömert tavrı sayesinde ona Osman Ağa lakabını taktılar. Zaman ibresi 1912 yılını gösterdiğinde Balkan Savaşı kapıda göründü. Osman Ağa koşa koşa askerlik şubesine gidince bir şokla karşılaştı

 

Çünkü babası ve amcası para karşılığında Osman'ı askerlikten muaf ettirmişti. Onların kendisine danışmadan böyle bir işlem yapmasına öfkelenen Osman Ağa yanındaki 65  arkadaşıyla gönüllü olarak savaşa katıldı


Ayrıca kendi ve ekibinin silah ve giyecek masraflarını kendi cebinden karşıladı. Balkan Savaşı tüm şiddetiyle devam ederken patlayan bir düşman topu Osman Ağa'nın diz kapağına büyük bir zarar verdi. Doktorlar ona, bacağının kesilmesi gerektiğini önerse de Osman Ağa, Yeryüzünde bacaksız gezip dolaşacağıma öbür dünyaya iki bacakla gitmeyi yeğlerim diyerek bu teklifi reddetti. Doktorlar onu ameliyat etmek isteyince de beni bayıltmadan ameliyat edin dedi. 


Sonrasında 9  ay boyunca yatan Osman Ağa ayağa kalktığında topallaştı. Ve bugün bildiğimiz Topal Osman Ağa adını aldı. 


Birinci Dünya Savaşı patlak verince topal ayağıyla Enver Paşa'nın gizli birimi olan teşkilatı mahsusaya katıldı. Zaten kendini bildi bileli ittihatçıydı. Daha iyileşmeyen ayağıyla Ruslara karşı savaşa gireceğini söylediğinde ailesi ve köylüleri bu ayakla savaşa gitmediği ona baskı kursa da Topal Osman çok sert çıktı. Onlara ben size hacca giderken hacca gitmeyin desem ne derdiniz? Diye cevap verdi. Köylüler o bir görevdir. Mutlaka gitmemiz lazım dediler



Osman Ağa da onlara, o görev ise bu iki misli görevidir. Beni kimse yolumdan geri koyamaz diyerek cepheye gitti. Bu sefer yanında 93  gönüllü vardı. Topal Osman'ın ekibinden 6 kişi şehit oldu. Savaş devam ederken sakat bacağı ona iyice zorluk yaşatmaya başladı


Hal böyleyken üstüne bir de Tifo hastalığına yakalandı. Vücudu artık savaşa el vermiyordu. Ve memleketi Giresun'a geri döndü. Memleketinde dinlenmektense asker toplamaya devam etti


Koltuk değnekleriyle 1500  kişiyi daha Türk ordusuna dahil etti. Ardından yine cepheye koştu. Geçen ayların ardından 1918 Mondros Ateşkes Anlaşması'yla savaşa nokta koyuldu. Osmanlı yenilmişti ve emperyalistlerin ağır talepleri Osmanlı'ya kabul ettirilmişti


Topal Osman, hüzünle Giresun'a döndüğünde burada büyük bir sorunla karşılaştı. Osmanlı'nın yenilgisiyle iyice şımaran Pontus çeteleri ayaklanmaya başlamıştı. Rumlar artık bağımsızlık ateşiyle yanıp tutuşuyordu. Ve bu amaçla birçok insanı katlediyorlardı


Bunun yanında evler kundaklanıyor ve gasplar gerçekleştiriliyordu. Giresun halkı Topal Osman'ın dönüşüyle umutlanmışlardı. Çünkü Pontus çeteleriyle mücadele edebilecek tek kişinin o olduğu fikrindeydiler ve hayatını vatan için adayan Topal Osman'a görev göründü. Topal Osman ilk olarak memleketin ileri gelenlerini toplayarak bu konuda bir fikir alışverişi yaptı. Pontus çeteleriyle daha iyi mücadele etmek için belediye başkanı olmak istedi mevcut Belediye Başkanı Topal Osman'a çok güveniyordu. Ve sağlık sorunlarını bahane ederek görevi Topal Osman'ı devretti. 


Pontus'la mücadelenin bir diğer adı olarak Giresun Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kuruldu. Sonrasında Topal Osman ve Cemiyeti şu kararı verdi


Padişahın düşmana teslim oluşu ile ondan ümidimiz kesilmiştir. Artık kendimizi kendimiz kurtaracağız. Osman Ağa'nın bu girişimlerinden haberdar olan Rumlar, onu İngilizleri şikayet etti


Bunun üzerine Osmanlı Hükümeti Osman Ağa hakkında tutuklama kararı çıkarttı. Ancak Türk halkı ve ileri gelenler Topal Osman'ı teslim etme niyetinde değildi. Onu başka şehirlerde saklamaya ve korumaya başladılar. Böylece Osman Ağa firar bir şekilde oluşumunu büyütmeye başladı



O sıralar Topal Osman'ın Giresun dışında olmasını fırsat bilen Pontusçular iyice yoldan çıkmıştı. Yunan gemileri de buraya demir atmıştı. Ve işgal ileri seviyeleri yükselmişti. D
üşman askerler topraklarda cirit atarken, Türk milletinin gözleriyse Topal Osman'ı arıyordu. Işler iyice kızışmıştı. Rumlar şehrin merkezindeki bir okuldan Türk bayraklarını indirerek yerine yirmi metre boyutunda bir Pontus bayrağı dikti


Rumlar bunu yaparken çok rahattılar. Nasıl olsa Osmanlı ordusu terhis edilmişti. Ve Türk halkı silahsızdı. Direnişin tek ümidi Osman Ağa hakkında da zaten yakalama kararı vardı. Yaşanan bu olaylar sonunda Topal Osman bu haberi alınca öfkeyle yerinden fırladı. Uşaklar, taşkışlaya bayrak çekmişler, doğru Giresun'a diyerek yola koyuldu. Giresun'a geldiklerinde Topal Osman'ın çeteleri tarafından okulun etrafı tamamen sarıldı. Osman Ağa emri verdi, çekin alın şu paçavrayı aşığı. Burası Türk vatanı dedikten sonra Pontus bayrağı indirildi. Topal Osman, Pontus bayrağını ayaklarıyla çiğnerken Pontus çetesi olayları uzaktan izliyordu. Ve Topal Osman'ın karşısına dahi çıkamadılar.


Sevinçten coşan Türk halkı gözlerinde tatlı minnet yaşlarıyla yaşa, var ol Osman Paşa diye bağırıyor, onun eline ve ayağına sarılıyordu. Sonra Osman abi adamları havaya ateş ederek geldikleri güzergahtan şehri terk ettiler. 


Bu olay Rumları son derece rahatsız etmişti. İngilizlerse Osmanlı hükümetine bu şikayeti iletti. Ve el atması gerektiğini söyledi. Hükümet bir Osmanlı subayını, Topal Osman'a müdahale etmesi için görevlendirdi


Ancak bu subay tıpkı Topal Osman gibi düşünüyordu. Ülkenin kurtuluşu için mücadele eden başka kişilerin de olması onu memnun etmişti. O kişi kim miydi? Mustafa Kemal Paşa


Milli Mücadele Başlatma fırsatı Mustafa Kemal Paşa'nın ayağına kadar gelmişti. Ardından Bandırma vapuruyla Karadeniz'e Samsun'a doğru yola çıktı. Samsun'dan sonra Havza'ya geçen Mustafa Kemal Paşa'nın aklında derin bir soru vardı. Pontus'çuların tir tir titrediği, Topal Osman kimdi.



Rivayete göre onunla bir an evvel tanışmak istediğini aracılara iletti. Topal Osman, Mustafa Kemal Paşa'nın samimiyetine inanınca bir görüşme gerçekleşti. Mustafa Kemal Topal Osman'ı ayakta karşıladı. Hoş geldin Osman Bey, buyur otur

 

Samsun'da seni anlata anlata bitiremediler. Sana Ağa denince ben seni daha yaşlı, kelli felli, sakallı bir adam zannediyordum. Sen epey gençmişsin dedikten sonra uzun bir konuşmaya girdiler. Yine rivayete göre Mustafa Kemal Topal Osman'a hiç durma teşkilatını yap başkanlık makamına otur. Sen kaçıp dağa çekileceğine Pontus'çular kaçsın dedi. Ardından Topal Osman isyan bayrağını çekti ve yeniden kendini Giresun Belediye Başkanı ilan etti. Mustafa Kemal kısa bir süre sonra Osman Paşa'yı Ankara'ya davet etti ve ondan kendisine muhafızlar temin etmesini istedi. Yani uzun yıllar boyunca Mustafa Kemal Paşa'yı Topal Osman'ın uşakları korudu. Ardından Giresun'a dönen Topal Osman hakkındaki yakalama kararı idam kararına çevrildi


Ancak direnişçiler tarafından epey sevilen Osman Ağa'nın idam kararı baskılar sonucunda kaldırıldı. Topal Osman artık özgürdü. Topal Osman Pontus'a karşı büyük bir mücadeleye başladı. Sindirilmiş Türk milleti ayaklanmıştı. Depontusçulara haddini bildiriyordu


Bunun üzerine Pontusçular ona bir suikast düzenlemeye çalışsa da başarısız oldular. Ardından Erzurum Kongresi gerçekleştirildi. Bu kongrede bazı kişiler Mustafa Kemal'e muhalif tutumlar sergilemişti. Onlara göre vatan savunması bu şekilde olmamalıydı. Ve Mustafa Kemal'in başaramayacağını düşünüyorlardı. Topal Osman Mustafa Kemal'e muhalif olanları epey sinirlendi. Ve onları tehdit etti. O Mustafa Kemal'e kanının son damlasına kadar bağlıydı. Ve ona inanıyordu


Ancak isyanlar Pontusçularla bitmiyordu. Doğu'da Koçgir isyanı denen bir ayaklanma başladı. Koçgiriler biz bağımsızlığımızı ilan ettik. Bunu kabul edin deyince Mustafa Kemal bu isyanı bastırması için Topal Osman'ı görevlendirdi. Bunun üzerine harekete geçen Topal Osman, isyanı birliğiyle birlikte sert bir şekilde bastırdı. Ancak ülkede dertler bitmiyordu. Her bir yan işgal altındaydı. Topal Osman sonrasında Sakarya cephesine doğru yöneldi.


Sakarya meydan savaşına katılan Giresun biriminin büyük çoğunluğu şehit düştü. Ve büyük zaferi elde edinceyse ona İstiklal Madalyası verildi ve yarbaylığa terfi edildi. Ardından Ankara'da kendisine hediye edilen bir evde yaşamaya başladı


Fakat 1923 yılında Topal Osman'ın adı onun sonunu getirecek bir olaya karıştı. Öncelikle olayın altyapısını bilmemiz gerek. Birinci mecliste iki grup vardı. Bir grubun lideri Mustafa Kemal Paşa, diğer grubun lideri ise Ali Şükrü Bey'di

 

Ali Şükrü Bey Trabzon milletvekiliydi. Ve Mustafa Kemal Paşa'ya amansız bir muhalefetti. Savaşın sürdüğü sıralar düzenli orduya karşı çıkmış ve çete savaşını savunmuştu


Bunun yanında saltanatın kaldırılmasına şiddetle karşı çıkıyordu. Ali Şükrü Bey, Mustafa Kemal hakkında çok sert yazılar yazan ve çok sert konuşmalar yapan biriydi. Lozan Anlaşması gündemdeyken Ali Şükrü Bey'i Lozan'a da şiddetle karşı çıkmıştı

 

Oturumu yöneten Ali Fuat Bey o anları şöyle anlatıyor. Mustafa Kemal Paşa konuşurken hava oldukça gergindi. O konuşuyor ama sözü kesiliyordu. Sözlerini tamamladıktan sonra Ali Şükrü Bey ben de konuşacağım dedi. Gazipaşa hiddetli bir tavırla bir haftadır konuşuyorsunuz. Memleketi zarar görmüş ilan ediyorsunuz. Maksadınız nedir? Diyerek kürsüden asabi bir şekilde inerek Ali Şükrü Bey'in üzerine yürüdü. Iki grup karşı karşıya gelmişti ve olay birbirlerine silah çekmeye kadar varmak üzereydi


Ve bir gün Ali Şükrü Bey şaibeli bir şekilde ortadan kayboldu. Polisler, zabıtalar, askerler var gücüyle Ali Şükrü Bey'i aramaya koyuldu. Ve sonra Çankaya yakınlarındaki Dikmen Deresi'nin başladığı yerde cesedi bulundu

 

Ali Şükrü Bey'in ölümü üzerine toplanan deliller sonucunda bu cinayeti Topal Osman'ın işlediği kararına varıldı. O sırada meclis karışmıştı. Ali Şükrü Bey taraftarları bu cinayete azmettirildiğinin Mustafa Kemal Paşa olduğunu düşünmekteydi

 

Erzurum Milletvekili Hüseyin Avni Bey mecliste yaptığı konuşmada Ali Şükriye kıyam bilekleri keseceğiz. O bilekler isterse sırmalı paşa bilekleri olsun diyerek üstü kapalı bir şekilde Mustafa Kemal Paşa'yı işaret etmişti. Bu gelişmeler üzerine


Mustafa Kemal Paşa Topal Osman'a cinayeti sorduğunda Topal Osman şiddetle kendinin işlemediğini söylemişti. Aslında Topal Osmanlı Şükrü Bey'in yakın bir dostluğu vardı. Topal Osman doğru söylüyor olabilirdi. Peki bu cinayetin azmettiricisi gerçekten Mustafa Kemal miydi?


Bulgulara göre bu mümkün değildi. Mecliste bu tip tartışmalar hep yaşanmaktaydı. Ve ikilinin böyle bir olay yaşayacak kadar da düşmanlığı yoktu. Böyle bir şeyi yapmak istese bile kendi itibarını düşünerek yapmazdı

 

Hatta Ali Şükrü hayattayken Feridun Bey'e şöyle demişti. Ben Mustafa Kemal Paşa'yı bilirim. Benim dobra dobra konuşmalarıma hatta bazen ölçüyü aşarak çok şiddetli tenkitler yapışıma hiç kızmaz. Ama gel gör ki etrafına sokulmak isteyenlerin yapmadıkları yok. Sanki Paşa'yı benden fazla seviyorlar


Ancak sonrasında Topal Osman'ın yakalanması kararı çıktı. Evine düzenlenen bir baskında çıkan çatışmada yaralandı. Yaralı bir şekilde hastaneye kaldırılırken


İsmail Hakkı Tekçi'nin emriyle kafası kurşun yağmuruna tutularak öldürüldü. Ancak bu meclisteki Topal Osman düşmanları için yeterli değildi. Cesedinin asılarak teşhir edilmesi kararı çıktı. Osman Ağa'nın naaşı Ulus'ta. Meclis önünde ayağından asılarak teşhir edildi.


Ardından Giresun Kalesi'ne defnedildi. Sonrasında naaşı Atatürk'ün emriyle kalenin en yüksek yerinde yaptırılan anıt mezara nakledildi.