Stalin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Stalin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2024 Pazar

Atatürk'ün Stalin'e Verdiği Gözdağı

 


Sizin güçlü ve mekanize edilmiş ordunuz olduğunu biliyorum. Fakat ondan korkmuyorum. Benim arkamda 18 milyon halkım var. 2 Kasım 1936 yılında Kemal Atatürk'ün Sovyet elçiliğinde Büyükelçi Karahan'la yaptığı görüşmesini ve daha sonrasında ele alacağız. Türkiye ve Sovyet Rusya zaman zaman Kars, Ardahan ve Boğazlar konusunda anlaşmazlığa düşmüştür.

1917  Ekim Devrimi sonrası Çarlık Rusya doğudan tamamıyla çekilmiş ve bölgeyi Ermeni çeteleri bırakmıştır. Bölgeyi elinde tutamayan Ermeni çeteler doğu cephesi savaşları sonucunda bugünkü sınırlarına dönmüşlerdir. Kurtuluş Savaşı yıllarında Lenin ve Mustafa Kemal iyi ilişki içerisinde olmuş

Sovyet Rusya, Türkiye'ye ciddi oranda yardımda bulunmuştur. Fakat bu yardım biraz da Sovyet Rusya'nın menfaatleri doğrultusundadır. Lenn'nin ölümünden sonra Stalin zamanı başlamış ve Stalin zaman zaman tartışmalı bölgeler konusunu gündeme getirmiş


Ve bu bölgelerde hakları olduğunu iddia etmiştir. 1936 yılında Türkiye boğazların tek hakimi olmuş fakat bu ilerleyen yıllarda Stalin'in hoşlanmadığı bir anlaşma haline gelmiştir. 1945 yılında açıktan açığa dillendirilen bu olay s
onrası 30  Mayıs 1953 yılında Dışişleri Bakanı Molotov'un Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi'ni davet ederek Moskova hükümetinin ikili ilişkileri geliştirmek istediğini ve İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde boğazlar, Kars ve Ardahan'la ilgili taleplerinden vazgeçtiklerini bildirmesiyle son bulmuştu. Şimdi 2 Kasım 1936 yılına gidelim. Stalin, Sovyet Rusyanın doğal lideriydi

Fakat Cumhuriyet Bayramı dolayısıyla Atatürk'ü tebrik etmemişti. Adeta üstten bakan bir tavır içine girmişti. Atatürk bu durumdan kuşku duymuş olacak ki Sovyet Rusya'nın elçilik binasına, yapılan bir kutlamaya gece saat 2'de gitmiş ve olanlar olmuştu


O günlerde olayı aktaranlara göre Türkiye ve Sovyet Rusya arasında soğuk rüzgarlar esmekteydi. Az sonra değineceğimiz bu konunun sadece bir tebrik meselesi olmadığını altında başka sebeplerin de yattığına eminiz

Birçok konuyu önceden öngören Atatürk'ün Stalin'in ilerleyen yıllarda açıkça yapacağı istekler öncesi ona gözdağı verdiği aşikardır. Şimdi o günü nöbet defterine bakalım. 1 Kasım 1936 Mustafa Kemal saat 10:30 uyandı. 14:40 da meclisten inerek senelik Nutkun'u söyledi. 15:00'de köşke dönerek elbisesini değiştirdi. 17:30'da  el işi sergisine gitti. 19:00'da döndü. Gece saat 2'de Rus Elçiliği'ne gitti

Behçet Kemal Çağlar'ın detaylarıyla aktardığı görüşmeyi Sovyet Rusya'ya gönderilen rapor Kazım Özel Pin ve Kazım Nami Duru'nun hatıratları da doğrulamaktadır. Behçet Kemal Çağlar anlatıyor

Onu Rus elçiliğinde yelesi kabarmış aslan heybetiyle kükrerken gördüğüm geceyi hatırlıyorum. 1937 yılıydı sanırım. Rus İhtilali'nin yıl dönümüydü. Ruslarla aramıza soğukluk girmişti. Ama dostluğumuz eski havasında henüz muhafaza ediyordu

Kavaklıdere ağzındaki gemi biçimindeki Rus elçiliğine gelen davetliler arasında zamanın Başvekili İsmet Paşa başta olmak üzere kalabalık bir Türk kitlesi göze çarpmaktaydı. Ilerleyen saatlerde Atatürk geldi

Rusça'yı iyi bilen bir Türk diplomat veya subay bulabilir miyiz dedi. Azerbaycan'da doğup büyümüş, sonra Anadolu'ya gelip hava subayı olmuş, birini buluverdiler. Onu yanına, gölgesine alan Atatürk, Karahan'ı göstererek Sayın Elçi'ye sorunuz dedi. Lideriniz kimdir

Türkçe'yi bilen Karahan böyle sade ve küçük cümlelerde tercümenin sorusunu beklemeden cevap veriyordu. Stalin. Atatürk bir gözü tercümanda bir gözü Karahan'da.

Geçenlerde cumhuriyetimizin yıl dönümünde bütün dünya büyüklerinden tebrikler aldım. Bu arada Kali'nin de bir telgrafını gösterdiler. Usulen cevap vermeleri için hariciye vekaletine havale ettim. Madem ki şefiniz Stalin'de bana telgraf çekmek için Kayın'da kim oluyor

Ben de bu milletin şefiyim. Ben sıradan bir cumhur reisi değilim. Ben bu milletin şefiyim. Bana telgraf çekmek için Kali'nin kim oluyor? Kali'nin hükümet üyelerine telgraf çeksin

Söyleyiniz Stalin'e Mustafa Kemal karşısında muhatap aramaktadır. Bektaşi şeyhi gibi perde arkasına gizlenmek, şunu bunu bu işlere vekil etmek neden? Hükümet üyeleri bir takım anlaşmalar yapar. Böyle teferruattan benim haberim dahi olmaz

Fakat gerçek dostluk ve düşmanlık hakkında milletimle esaslı kararlara varırız. Asıl güvenilir olan, değişmeyen odur. Bizimle gerçek dost geçinmek isteyenler bu hakikatin gafil olamazlar

kara gün dostu iki milletin gerçek dost kalması isteniyorsa bu hakikat gözden uzak tutulmamalıdır. Stalin dostları için de mi perde arkasındadır? Söyleyin şefiniz cinaplarına Mustafa Kemal karşısında muhatap aramaktadır

Dünyanın bugünkü şartları içinde coğrafyanın küçük bir parçasına sığınmış tarihi muazzam bir millet, küçük millet muamelesi göremez. Bu, basiret ikare değildir. Dünyanın gelecek gelişmelerinde biz Rus milletinden değil, Rus milleti bizden çekinse yeridir

Bir gün gelecektir ki bizim topraklarımızdan Rus düşmanı bir milletin ordusu oraya doğru yürümek düşüncesini aklından geçirecek fakat karşısında bizim fiili betomuzu bulacaktır

Türkiye'nin müstakil fiili siyasetini Rusya'nın bir nevi diktası gibi göstermek eğilimini gösteren gafillere bunu münasip şekilde hatırlatınız. Cumhurreisi Hazretleri'nin hakkı var. Şefimiz var, şefimiz Stalin'e bu arzularınızı bildireceğim

Iki şefin görüşmesi milletlerimizin dostluk yolunda atılmış en güzel adım olacaktır. Atatürk bunun üzerine gülümseyerek ben henüz böyle bir arzuda bulunmuş değilim. Yalnız iki milletin gerçek dost kalabilmeleri şartlarını karşılıklı olarak sizlere aktarıyorum

Ben hiçbir şekilde gizli davranmıyorum. Eğer gizli davranacak olsam biz Yavuz zırhlımızla eski Kırım Yarımada'mızın kıyılarına gelelim. O da bir balıkçı kayığı ile bize mülaki olsun. Tarzında bir şeyler söylerdim

yalnız bir lüzuma işaret ediyorum. Tekrar ediyorum Mustafa Kemal karşısında muhatap aramaktadır. Sizin biliyorum güçlü ve mekanize edilmiş büyük ordunuz var. Ve ondan korkmuyorum. Sizlerden korkmuyorum. Benim arkamda on sekiz milyon halkım var

benim emretmem yeterlidir. Halkım arkamdan nereye isterse gelir. Ben çok zarar verebilirim. Elbette bunu hiçbir zaman yapmam. Çünkü benim sözüm benim dostluğum gibi kutsaldır. Rus elçiliğinde rastgele bir tercüman kadrosunda gözüküp gizli ve işlerle uğraşırken şöyle bir ilerledi ve söze karıştı. Tercümeyi yapan arkadaşımız Elçi hazretlerinin sözlerini pek iyi tercüme edemedi sanırım. Elçimiz demek istedi ki dedi. Atatürk sözü kesti. 

Vay. Siz hala burada mısınız? Bu topraklarda parayla satın alınacak şahsiyetler bulunmadığını hala fark etmediniz mi? Yarından tezi yok, bu beyhude gayretinize bir son verseniz, buralarda beyhude kalmasanız daha iyi olmaz mı?

Ben oldum olası asi bir adamım. Üstelik gayrimeşru bir adamım. Bakalım mesul hükümet dostluğumuzun sağlamlaştırılması hususunda ne düşünüyor? Başvekil İsmet Paşa deminden beri yüzü kah çizgiler, kah parıltılar içinde cümlesini çoktan hazırlamıştı, hükümetin Atatürk'ten ayrı bir düşüncesi olamaz. Atatürk ne söylemişse Türk milletinin kanaati odur. Dostlarımız şunu unutmamalıdır ki Atatürk gerçek dostluklarında teferruatının altını da esaslar kadar ehemmiyet ve dikkatle çizecek kadar hassastır.

Profesör Doktor Sadık Tural olayı Stalin duyduğunda dostumuz Atatürk'ün sözleri ilgiyle ve dikkatle okunsun demiştir. Yine Sadık Tural'a göre Atatürk'ün ölümüne dek Stalin'in açıktan bir tavır takınmamasının nedeni budur

Atatürk, toprak ve savaş konusunda her daim serttir. Bunu yeri geldiğinde, açıktan dahi söyler. Bundan altı ay sonra muhtemelen İtalya'ya da manşetten şu mesajı vermiştir

müttefikimiz Balkanlara göz dikenler, güneşin yakıcı yüzüyle karşılaşırlar. Savaş psikolojisini yönetmek tam ona göre bir işti

Yoksa iç ve dış düşmanların dolu olduğu 1919 yılında satranç ustası gibi süreci yönetip hiç aldanmadan yurdu nasıl düzlüğe çıkarabilirdi? Maalesef iki yıl içinde ortaya çıkan hastalığı ve ölümü sonrası İkinci Dünya Savaşı başladı

Savaş sonrası Stalin ve Molotof Türkiye'ye taleplerinin gerçekleşmesi için bir nota verdi. İsmet İnönü bunu kabul etmedi. Fakat Stalin'in bu hamleleri bizi her geçen gün daha fazla batı ve Amerika bloğuna yaklaştırdı

o günlerde yaşanan süreci günün muhatabı İsmet İnönü 1972 yılında Metin Toker'e ince ayrıntısına kadar anlatmış Stalin'in isteklerini dile getirmişti.



12 Kasım 2023 Pazar

Leningrad Kuşatması



1 Eylül 1939 günü Almanya'nın Polonya'ya saldırması üzerine Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı resmen başlamıştı. Polonya'yı Sovyetler Birliği'yle birlikte işgal eden Almanya bu sefer de batı işgallerine devam etmişti ve 1941 yılının ortalarına doğru neredeyse bütün Avrupa, Almanya egemenliği altına girmişti. 


Almanya Yeni hedefi ise doğu topraklarıydı. 22 Haziran 1941 günü dünyanın en büyük kara harekatı olan Barbaros'la operasyonu başladı. 


Barbaros'la operasyonda üç ana hedef vardı. Güney Ordu Grubu Kiev ve sonrasında Bakü petrollerine merkez ordu grubu ardından da Moskova'ya ilerleyecekti. Kuzey Ordu Grubu'nun hedefinde ise bir şehir vardı. O şehirde Sovyetler Birliği'nin kurucusu olan Vladimir Lenin'in ismini taşıyan Leningrat'tı



Günümüzdeki adı Saint Petersburg olan şehiri yaklaşık
900 gün kuşatmada kalmasına rağmen teslim olmamış ve işgal edilememişti. Şimdi Leningrad Kuşatması'nın en önemli dönemi olan ve müthiş bir kıtlığın yaşandığı kuşatmanın ilk yılını detaylandırarak neler yaşandı birlikte incelemeye başlayalım


Leningrad o dönemki Sovyetler Birliği'nin ve öncesinde Rus İmparatorluğu'nun kültürel kalbi olmuş en güzel şehirlerden biriydi. Almanların Kuzey Ordu grubuna Mareşal Will Hamrid komuta etmekteydi. Hamrid nazi partisi etkisinde olmayan subaylardan biriydi Fakat Hitler'in sevmediği generallerden olmasına rağmen gösterdiği başarılarından ayrıca hem soylu bir aileden gelmesi hem de ismindeki kelimesinden anlaşılacağı üzere şövalye unvanı kazanmış Prusyalı generallerden biriydi



64 yaşındaki komutan 
Hamrid birlikleri üç ordu grubunun içinde en hızlı ilerleme gösteren birliklerin başında gelmekteydi. Sadece beş günde Leningrad'a giden yolun yarısına gelmişlerdi. Alman ordularının Leningrad'a doğru ilerlediği anlaşılınca Laringrad'ı yönetmekten Sorumlu olan Almanlar saldırmadan önce tüm Leningrad halkını seferber ederek önlemler almaya başlamıştı. Seferber olan halk hava saldırılarına karşı sığınaklar oluşturmaya, tarihi yerleri kum torbalarıyla gizlenmeye, tanklar için çukurlar kazmaya başladılar.


Şehir Savunmasına ise Rus iç savaşında bir kahraman haline getirildi. Fakat Stalin'in tasfiyesinden sonra şehirdeki alt komutanların birçoğu tecrübesiz genç komutanlardan oluşmakta Borcial luga hattı denilen bir savunma hattında bir dizi sur inşa edilmesi emrini vererek şehre biz istemeden kimse girmeyecek demişti. Ve şehir tam bir kaleye dönüştürülmeye çalışılıyordu. Bu surlar birbirine bağlanarak tank tuzakları, silahlar ve askerler yerleştirilmişti



Ancak savunmada boşluklar vardı ve daha fazla askere ihtiyaç duyulmaktaydı. Ilk takviyeler, Finlandiya, Sovyet sınırı üzerinden geldi. Fakat Finlandiya Almanlar ile birlikte saldırıp kış savaşında verdikleri toprakları tekrar kazanmak istiyordu. Ve fin kuvvetler 
de kuzeyden Leningrad'a baskı yapmaya başlamışlardı. Almanların ilk saldırıları başladığında tecrübesiz komutanlar ve yerel halktan oluşturulmuş birlikler büyük kayıplar verse de savunma hattı korunmuştu. Güneyinden gelen panzerler de yoğun ormanlık bölgede ve batak saplanmışlardı. Böylece ilk saldırı kırılmıştı. Fakat bu sefer kuzeyden gelen bir tehlike yani fin ordusu Leningrad'a yoğun baskı yapmaya başlamıştı. Finliler Sovyet Savunmasını 35 kilometre kadar yarabilmişlerdi. Ama ordusu da yoğun direnişle karşılık durmak zorunda kalmıştı. Hitler taarruz komutanı hızlı bir şekilde alınması emrini vermişti. Almanlar tekrar kuvvetlerini toparlayıp Lugo hattına saldırıya geçtiler



Bu saldırı öncesi mahkumları ve bütün gönüllüleri cepheye sürmüşlerdi. Ve bir karşı saldırı planlıyorlardı. Stalin bu şehrin kesinlikle Almanların eline geçmemesi gerektiğini ısrarla vurguluyordu. Almanların saldırısı tam olarak püskürtülmese de baskı biraz olsun azaltılmıştı 
13 Ağustos günü ise Almanlar Leningrat'a Moskova'dan gelen yardımların ana yolu olan ele geçirdiler ve Laning'e gelen en önemli takviye yolunu kesmiş oldular. Birkaç gün içinde luga hattı da yavaş yavaş çökmeye başlamıştı


Sovyet yetkilileri bunun üzerine bir emir yayınlayarak cepheden ayrılan herkesin kurşuna dizileceğini belirttiler. 20 Ağustos günü Almanya'ya gönderdiği mesajla Leningrad savunma hattının çöktüğünü, yolun açıldığını ve şehri birkaç gün içinde teslim alacaklarını iletti


Fakat Stalin savunma hattının yarılmasına rağmen Larin birliklere sokak sokak ev ev savunma yapılması emrini verdi. Ve bütün halk şehrin içinde hendekler kazmaya başlamıştı. Şehir tedariki sağlanan ateşli silahlar ve mızraktan kazma küreği kadar



Her şeyiyle savunulması için 150 küçük sektöre ayrılmıştı. Özellikle demir yolları rayları sökülerek ejderha dişleri denen yöntem ile tankların olası geçmesi beklenen noktalara yerleştirildi. Andrei Jaydanova şehri korumaları gerektiğini ve 
Her türlü takviyeyi alacaklarını belirtmişti. Fakat Almanlar Moskova'nın kapısına doğru ilerlerken Stalin'in söz verdiği takviyeleri alamayacaklardı. Ayrıca Stalin eğer Leningrad düşerse her şeyi yok edin ve Leningrad'ı dümdüz hale getirin emrini vermişti


Bundan dolayı tüm köprülere, fabrikalara, tüm resmi kurumlara, patlayıcılar yerleştirilmişti. Şehirdeki sivillerin elinde bulunan her türlü yiyecek maddelerine de el konulmuştu. Bu durum sonrası birçok sivil yaklaşan tehlikenin iyice farkına varsa da şehirde sıkı bir sansür uygulanmaya başlanmış ve şehrin dışarıyla bağlantısı tam anlamıyla kesilmişti. Şehirden çıkmak isteyen sivillere izin verilmiyor, kaçmaya çalışanlar ise Sovyet askerleri tarafından vuruluyorlardı



Sonunda Leningrad'ın merkezine yapılacak Alman saldırısı başlamıştı. Almanlar yoğun şekilde savunma hatlarına saldırırken saldırının 11 nci saatinde Hitler imzalı bir emir geldi. Emir'de saldırının durdurulması ve Leningrad'ın bir çember içine alınarak tüm dünyayla irtibatının kesilmesi 
yer alıyordu. Leningrad şehrine ulaşmak için şehrin güneyinde sekiz farklı bölge bulunmaktaydı. Hamrid birlikleri bu sekiz noktayı da ele geçirdi ve güneyden gelebilecek bütün yardım yolu kapanmış oldu. Hitler şehre gelecek tüm yardımların kesilmesiyle şehrin alacağını ve Sovyetler Birliği'nin kurucusu olan Lenin'in şehrini aşağılayıcı bir şekilde ele geçireceğini düşünmekteydi. Alman ablukası başladıktan birkaç gün sonra Sovyet askeri savunmasının başında olan Mareşal Klament Borishilov zihinsel ve fiziksel olarak bitme noktasına gelmişti


Leningrad savunmasının başına ise General George Show getirilmişti. Eylül ayında göreve gelir gelmez ürkek ya da korkmuş alt kademe komutanlarını değiştirdi ve her kim geri çekilirse çekilsin idam edilecek emrini saldırı emirleri vermeye başlamıştı. Tabii ki bilinen ikmal yolları kesilmiş olsa da Sovyetler ikmaller için yeni yollar oluşturuyorlardı. Bu ikmal yollarının kesilmesi için Almanlar da bu bölgelere saldırılar düzenlemekteydiler. Hitler'in bu kararı sonrası ve kışın gelmesiyle Almanlarda da sıkıntılar yaşanmaya başlanmıştı


Özellikle Sovyet karşı saldırıları Almanların da düzenini bozuyordu. Ayrıca merkez ve Güney Ordu gruplarının da ilerlemeleri durmuş ve ikmalleri düzensiz hale gelmişti. Çetin kış şartları kendini iyice göstermeye başladığında Alman tankları çalışmıyor ve birçoğu da Leningrad çevresinden tahliye edilmişti. Bu haberlerinin Grad'daki sivil halka duyurulduğunda halk savaşı kazandıklarını düşünüyordu. Ama Hitler'in başka fikirleri vardı. Hitler Leningrad'ın 24 saat boyunca topçu ateşine tutulmasını ve Havadan bombalanması emrini vererek taş taş üstünde kalmayacak demişti. Lenin halkı ve Sovyet askerleri için asıl dehşet dolu günler şimdi başlıyordu. Özellikle sıkı ablukanın ilk günlerinde bulunan gıda depoları bombalanarak beş bin ton gıda maddesi imha edilmişti


Bu tüm kışlık stoğunu içermekteydi. Karadan yardım yolları kesildiğinden ve yoğun kıştan dolayı halk açlıkla boğuşmaya başlamıştı. Şimdiki asıl düşman ise Almanlar değil Yoğun kar yağışının bastırmasıyla da açlıktan ölümler başlamıştı. Sovyetlerin açık halde bulunan son tedarik hattı olan hattı demiryolu ise Almanların kasabasını ele geçirmesiyle 8 Kasım'da tamamen kesilmişti. Takviye yapılacak En yakın depo 350 kilometre ötedeydi. Sovyetlerin Leningrad'a takviye yapabilmesi için bir şansı kalmıştı. Ladogo Gölü'nün donmasını bekleyip buzla kaplı göl üzerinden ilk olarak atlı kızaklar ile sonrasında ise kamyonlar ile yardımları ulaştırmaya çalışmak


Ladoga Gölü üzerinde buz kalınlığının elverdiği bir hat ile Ladoga Osinaves ve Kobana Osinemes hatları arasında kamyonlar ile yardımlar ulaştırılmaya çalışıldı. Fakat bu başarılı gibi gözükse de kıtlığa çare değildi. Ve bir kişinin günlük ekmek ihtiyacı iki dilime kadar düşmüştü. Bu yolda birçok kamyon da buzların kırılması ile gölün soğuk sularına batmıştı. Özellikle kamyon sevkiyatının başladığı ilk 3 günde 350  kamyon sulara gömülmüştü burada küçük bir hatırlatma yaparsak göl donmadan önce de tekneler ile takviye yapılıyordu. Fakat elde yeterli takviyeyi sağlayacak tekne bulunmamaktaydı. 1941  yılının kasım ayında açlıktan 11.000 Aralık ayında ise 53.000 kişi hayatını kaybetmişti


Özellikle sivil halk o kadar aç durumdaydı ki ölen insanları yemeye kalkanlar yüzünden birebir yayınlamış ve askerler günlük olarak ölüleri toplayarak toplu mezarlara koymuşlardı. Ayrıca bu toplu mezarlar açılmamaları için askerler tarafından korunuyordu. 1941 yılının ocak ayında ise Sovyetler için bir hayat ışığı belirdi. Sovyet ordusu tarafından ele geçirildi ve arasındaki demir yolu takviyesi tekrar açılmaya çalışıldı. Ve halkına seslenerek Kazanacaklarını belirtti. Bu arada  Finliler kış savaşında kaptırdıkları toprakları ele geçirdiler ve savunmaya geçtiler. Hitler'in yoğun baskısına rağmen iç bölgelere ilerlemeyi reddettiler


Bu arada kaybedilmesi Hitler'i çok sinirlendirdi ve zaten sevmediği Hamrid, bu bahaneyle görevden alarak Leningrad cephesine görevlendirdi. Ele geçirilse de gelen takviyelerin birçoğu yine Almanlar tarafından imha ediliyordu Leningra'da ulaşmaktaydı. 1942 yılı Ocak ayının sonlarına doğru Hitler, Larin Grad'a yapılan hava saldırılarının sona ermesini emretti. Şehrin sefalet içinde teslim olmasını bekliyordu. Fakat Sovyet Ordusu Karşı saldırıya geçti ve bu çatışmalar bir yıla yakın bir süre şiddetli bir şekilde devam etti. Ayrıca hava desteği daha önemli bölgelere kaydırılmıştı. Ocak ayında ise açlıktan 124.000 Sovyet sivili ölmüştü. 1942 yılı Şubat ayına gelindiğindeyse gölün Iyice donmasıyla daha fazla kamyonun leningrada ulaşmaya başlamasın üzerinden de takviyelerin gelmeye başlaması ile halk ve askerler iyice beslenebilmeye, ilaç bulmaya başlamıştı ve günden güne moraller yerine gelmekteydi. Mart ayı başındaysa ayakta kalan binalar ve evler tek tek kontrol edildi ve yaklaşık 300.000 kişi  ölü halde bulundu. Alman ordusu da eskisi kadar gelen takviyeleri durduramıyordu. Kuzey Ordu grubunun unsurları merkez ve güney ordularını desteklemek için kullanılmaya başlanmıştı


Fakat Alman topçuları devamlı olarak LeninGrad'ı top ateşinde tutmaya devam etmekteydiler. Ladoga Gölü de çözülmüştü ve teknelerin sayısı artırılarak daha hızlı şekilde takviyeler alınıyordu


Hatta gölün içinden döşenen hat ile Leningrada elektrik bile sağlanmakta gelecek kışın erzağı bile mart ayı itibarıyla hazır bulunmaktaydı. 1942 yazına gelindiğindeyse günden güne Alman piyadelerinin saldırıları zayıflamaktaydı. Ancak Alman üs yönetimi büyük şehre saldırmaya devam edilmesini istiyordu. Yavaş yavaş azalan Alman takviyeleri ve özellikle Sovyet sivillerden oluşan partizan grupları Alman askerlerini canından bezdirmeye başlamış. Hem de bu sefer işler iyice tersten dönmüş


Almanlar takviye alamamaya başlamışlardı. Yenilgisi ve ardından yaşanan Kursk mağlubiyetleri Almanların artık çevresinde tutunamaz hale getirmişti. 1944  yılının Ocak ayında bulunan Sovyet birlikleri hücuma geçerek Alman birliklerini mağlup etti ve geri çekilmeye zorladılar. Böylece 900 gün süren kuşatma sona ermiş oldu. Yaklaşık 2,5 k yıl süren Leningrad kuşatması sonrasında Leningrad tanınmaz bir hale gelmişti ve tarihi binaların birçoğu yıkılmıştı


Günümüzde Stalingrad Savaşı çokça konuşulsa da Leningrad kuşatması dünya üzerinde eşi benzeri olmayan bir kuşatmaydı. 

10 Eylül 2023 Pazar

2. Dünya Savaşını Başlatan Olay Polonya'nın İşgali



Ikinci dünya savaşı. Yetmiş milyon insanın öldüğü bir mücadele. Tüm dünyayı etkileyen koca bir kasırga. Arzuların tarumar ettiği onlarca ülke Tank paletlerinin ardında bıraktığı bir enkaz Pek çok olayın dünya tarihine yön vermesi açısından büyük bir öneme sahip olduğu, su götürmez bir gerçektir. Fakat Polonya'nın Almanya tarafından işgali, insanlığın en kanlı savaşı olan İkinci Dünya Harbi'nin başlangıcı olması sebebiyle diğerlerinden ayrılır

Taviz, tavizi doğurur. Büyük savaş sonrası Avrupa'da totaliter ve faşist rejimler giderek popülerleşti. Böyle bir ortamda Almanya'nın başına geçen Hitler, ülkesinin birinci dünya savaşında uğradığı ağır kayıpları telafi etmek için çok çabaladı. Bozulan düzeni yeniden tesis etti ve güçlendi

 


Ülke sınırları dışında yaşayan Alman azınlıkların Almanya'nın hakimiyetinde birleştirilmesi ve yeni toprakların kolonizasyonu ile beraber Alman popülasyonunun bu topraklara yerleştirilmesi politikasını kendisini hedef olarak belirledi. Yaşam alanı, 
Yani Leben Show Fikri onu saldırgan bir dış politikaya sürükledi. O ülkesinin ve halkının yeniden kalkınması için bu politikayı vazgeçilmez olarak görmekteydi. Adolf Hitler ülkesini kalkındırırken bir dünya savaşı çıkarmak niyetinde değildi. zaten Birinci Dünya Savaşı'nda yaşananlar, hem halkın hem de ordunun hafızasında daha çok tazeydi. Buna rağmen Adolf, uluslararası arenada tepki çekecek işler yapmaktan geri durmadı


1936 Raynnan'ın askerden arındırılmış bölgesini ele geçirdi. İspanya iç savaşına birlik yolladı. 1938'de Avusturya'yı ilhak etti. Ve Südetler bölgesi için Çekoslavakya'ya baskı yapıp istediğini aldı



Hitler'in bu kansız ve kolay başarıları onu giderek daha da talepkar bir hale büründürdü. Almanya önüne gelen her şeyi yutan bir canavara dönüşürken İngilizler ve Fransızlar Hitler'i durdurmak yerine ya sorunlardan kaçtılar ya da sorunları öteleyerek rafa kaldırdılar 
uyguladıkları yatıştırma politikasıyla Almanlara karşı tavizkar davrandılar. Hatta Almanların doğuya, Sovyet Rusya'ya doğru yayılmasına tabiri caizse göz yumdular. Kendisine verilen tavizlerden cesaret alan Almanlar Çekoslovakya'yı parçalamak ve tamamını işgal etmek için kolları sıvadılar. Bu girişim üzerine Sovyet Rusya, Çeklerin toprak bütünlüğünü garanti etmek adına Birleşik Krallık'la ortak hareket etmek istese de İngiliz hükümeti buna yanaşmadı



Birleşik Krallık Başbakanı Nevil Chember Lay'nin basireti tamamen bağlanmış olacakları göremiyordu. Ona göre yatıştırma siyaseti gayet başarılı gidiyor ve dünya barış açısından altın çağına giriyordu


Politikalarıyla Hitler'in yükselişini durdurmak yerine onun palazlanmasını sağlayan başbakan, Almanların ekonomik olarak darboğazda olmasına güvenerek Hitler'i kontrol edebileceği bir kukla olarak görüyordu. Fakat büyük bir yanılgı içinde olduğunu kısa süre sonra anlayacaktı


12 Mart 1939'da Almanların kışkırttığı Slovakya, Çekoslovakya'dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. Ardından Alman ordusu 15 Mart'ta Prag'a girerek Bohemya'yı boyunduruğu altına aldı bir oldubittiyle emeline ulaşan Hitler, vakit kaybetmeden Polonya'ya odaklandı. En başta lehler ile yakınlık kurmuş olan Almanlar sonraki süreçte Polonyalılardan Danzik Limanı'nı ve Doğu Prossü'ye serbest geçiş hakkı istediler



Polonya hükümeti teklifi reddedip direnmeye niyetliydi. Polonyalılar ordularına ve özellikle süvarilerine çok güveniyorlardı. Ayrıca kısa süre sonra İngilizlerin işe doğrudan karışması, onların bu güvenini birkaç misline çıkardı 
Almanların Prag'a girmesiyle İngilizler şoka uğradılar. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Diğer bir taraftan çeklerin düşüşü, çemberlerini gördüğü o toz pembe rüyadan bir anda uyandırdı. Camberla hükümeti derhal uyguladığı politikadan ani ve sert bir dönüş yaptı


Bundan sonra İngilizler Hitler'in her hareketini durdurma kararı aldılar. Bu bağlamda ilk olarak 29 Mart'ta Polonya'nın toprak bütünlüğünü koruyacaklarını tüm kamuoyuna bildirdiler.


Şimdiye dek her istediği yapıldığı için arsız bir çocuğa dönüşen Hitler'in yeni oyuncağına el konulmak istenmesine karşı vereceği tepki an itibariyle çok önemliydi. Adolf Hitler diplomasi yoluyla uzlaşma mı arayacaktı? Yoksa savaş boyalarını sürüp ordusunu muharebe meydanlarına mı indirecekti



Birleşik Krallık'ın ve Fransa'nın Polonya'yı bulundukları konumdan koruyabilmeleri zordu. Bu yüzden coğrafi olarak daha uygun konumda olan Ruslara ihtiyaçları vardı


İngilizler gücüne güvenmeseler ve fazlasıyla nefret etseler de Stalin'le temasa geçtiler. Bu temas Batı Avrupalıların isteksizliği yüzünden bir türlü sonuca bağlanamadı. İngiliz Fransız İttifakı'nın Rusya'yla olan görüşmesi çok yavaş ilerledi


Hitler önüne bir fırsat geldiğini düşünüp yolunu tıkamak isteyenlerden önce davranıp hamle yaptı. Ve Ruslarla dirsek teması kurdu. Ruslar ve Almanlar her ne kadar birbirlerinden haz etmeseler de temaslar neticesinde çıkar ortaklığı yapmaya karar verdiler


Ağustos 1939'da Alman Sovyet Saldırmazlık Paktı'nı akdettiler. Bu paktla iki devlet birbirlerine saldırmamayı taahhüt ettikleri gibi gizli maddeler aracılığıyla da Polonya'yı kendi aralarında pay ettiler. Chember Lay'nin ani politika değişikliğini savaşa giden yoldaki ilk dönüm noktası sayacak olursak Alman Sovyet Saldırmazlık Paktı yine aynı yoldaki ikinci büyük dönüm noktasını teşkil etmiş oldu. Stalin bu Pak'la iki şeyi amaçlamıştı



Ilki Polonya'nın kendisine kalan kısmı üzerinden Baltık ülkelerinde ve Besarabya'da nüfus edinebilme imkanıydı. Ikinci ve daha önemlisi Almanların saldırganlığını doğudan batıya kanalize etme fırsatıydı. Paktın diğer imzacısı Hitler ise İngilizler için savaşa gireceğini düşünmüyordu


Hem Hitler'in İngilizlerle bir derdi yoktu. Hatta İngilizlere bir sempatisinin olduğu dahi söylenebilirdi. Amacı Stalin'i caydırıcı bir güç olarak kullanıp İngiltere'yi Polonya'nın arkasında durma konusunda caydırmaktı


Ona göre İngilizler öyle ya da böyle işgali kabulleneceklerdi. Şimdiye kadar hep öyle yapmışlardı. Hitler, koca Birleşik Krallık'ın Polonya'ya verdiği söz yüzünden kendisine savaş ilan edeceğini ihtimal vermiyordu


Uçak, Panzer, Polonya. Batının Polonya için önüne büyük bir taş koymayacağını düşünen Hitler, Ağustos 1939'da saldırı emrini verdi


Emir birliklere ulaştığında Polonya daha seferberliğini tamamlayamamıştı. 34 milyon olan ülke nüfusunun 21 milyonu lehlerden oluşurken 3 milyon Ukraynalı ve 2 milyondan fazla Yahudi'de en kalabalık azınlık gruplarını teşkil ediyordu


Polonya Yüksek Komutası bu nüfustan toplam 10 kolorduda 30 piyade tümeni, 12 de süvari tugayı organize etti. Sonradan eklenecek birliklerle beraber Polonya'nın toplam asker gücü 1 milyona yaklaşacaktı


Polonyalılar romantik bir yaklaşımla çok kalabalık tuttukları süvari tugaylarına haddinden fazla güveniyorlardı. Gelin görün ki o çağda atlı birlikler işlevlerini büyük ölçüde kaybetmişlerdi. Hele Almanların mekanize birliklerine karşı süvari meydana sürmek, talihsizliklerin en ağırı olabilirdi. Bunların yanında orduda iki hava tümenine bölünmüş 800 kadar uçak ve 4.300 top mevcuttu. Tank sayısına bakacak olursak Polonyalıların çoğu yedi TP olan 210 tankı mevcuttu


Yedi TP'liler İngiliz Wickers tanklarının modifiyeli versiyonları olsalar da gayet verimli araçlardı. Lakin sayı olarak Polonyalılar bunlardan çok az üretebilmişlerdi. 30 bölüye ayrılmış 670  tane de TP üç model tank mevcut bu tanklar süvarileri desteklemesi için lehler tarafından üretilmiş hafif zırhlı kaplanmış askeri araçlardı. Mareşal Edward Red Smigdy komutasındaki 10 kolordunun temel planı müttefikleri yetişinceye kadar savunma yapmak



Polonya sınırı çok uzun olduğundan bu iş epey zor olacaktı. Savunmayı daha da zorlaştıran generallerin yanlış kararları oldu. Generaller leh birliklerinin üçte birini Alman ordularının avucunun içindeki danzik koridoruna yerleştirdiler. Buranın savunulması çok elzem değildi. Ama lehler bu konuda da romantik davranıp, asıl mühim kısım olan güneyi bu hareketiyle zayıflatmışlardı


diğer bir hatada hatırı sayılır bir kuvveti Louss Varşova arasında ihtiyatta tutmaktı. Geri kalan birlikler ince bir çizgi şeklinde sınırı savunmak için ön cepheye sürülmüşlerdi. işin büyük savaştaki gibi siper çatışmasına dönüşeceğini varsayan İngiliz ve Fransızlar Polonya'nın 2-3 ay dayanacağını hesaplarken lehler 6 ay dayanırız diye düşünüyorlardı. Alman orduları ise doğu sınırında toplam 66 piyade ve 6 panzer tümenine sahipti. Alman Genelkurmayı elindeki beş orduyu;


630.000 kuzeyde, 886.000 güneyde olacak şekilde gruplamıştı. Toplam asker sayısı harekat dahilinde 2 milyona kadar çıkacaktı. 9.000 top, 2.315 uçak ise Almanya'nın gücüne güç katmaktaydı


Alman ordusunda ağustos 1939 itibariyle envantere kayıtlı toplam 3.472 tank mevcuttu. Bunların 2.668 tanesi panzer-1 ve panzer-2 model araçlardı


Genelkurmay bu cephede eldeki tankların 2.750 kadarını kullanmayı uygun görmüştü. Alman Genelkurmay Başkanı Franz Halder'in hazırladığı plan şu şekildeydi. 


Öncelikle Alman Hava Kuvveti olan kara saldırılarından önce havalanıp düşmanın ulaşım ve ikmal hatlarını felç edecekti. Ardından asıl saldırı emrindeki Güney Ordular Grubu tarafından icra edilecekti. Sekizinci Ordu Lozan'a ilerleyecek. 14 ordu Krako üzerinden Polonya'nın Karpati tarafını saracak


10 ucu  Ordu'da zırhlıların desteğiyle Polonya'nın merkezine akacaktı. Güneyde yer alan Slovaklar ise kendi sınırlarından ilerleyip harekatı destekleyeceklerdi. Kuzey ordular grubuna dahil üçüncü ordu Doğu Pusya'dan Güney'e


Dördüncü Alman ordusu da danzik koridoruna saldıracaktı. Rakiplerini silip süpüren ordular, son aşamada Varşova'da birleşip Visto Nehri batısında düşman ordusunu paketleyecekti. Alman piyadelerinin daha tam mekanize olmamasından Alman Yüksek Komutası askerleri tank ve topların desteklediği klasik piyade saldırılarıyla savaştırmak istese de başta Hains Guderian olmak üzere bazı generaller doktrinini savaş alanlarında ilk kez uygulamak için can atıyorlardı


Yani yıldırım harekatı zırhlı kuvvetlerle bir yarma eylemi yapıp düşman hattının gerisine olabildiğince sarkma üzerine kuruluydu. Hattın arkasındaki ana yollar ve lojistik hatlar kesilir


Böylece düşman yardım alamayacak bir konuma sokulur. Ve arkadan gelen piyadelerin işi kolaylaştırılırdı. Yıldırım Harekatı'nın başarısı için olmazsa olmaz şeyler, iyi arazi, iyi hava desteği, iyi lojistik ve iyi eş güdümdü


Bu koşulların sağlandığını ve Polonya düzlüklerinin amaca uygun olduğunu düşünen tank Komutanı Hans Guderian ve onun gibi düşünenlerin Polonya'da uygulayıp uygulayamayacağı Hitler'in saldırıyı başlatmasıyla belli olacaktı


1 Eylül 2939'da Vermah ortada ilan edilmiş bir savaş olmadan sabah saatlerinde harekete geçti. Dört sularında Alman uçakları havalanıp belirlenen hedefleri art arda bombaladı. Kısa sürede Polonya'nın tüm iletişim ağları, demir yolları ikmal noktaları yerle bir edildi. Ilk uçuşları takip eden dört gün zarfında düşmanın tüm hava gücünü devre dışı bırakıp Polonya semalarındaki tek hakim güç oldu


1 Eylül saat sabah 6 sularında Alman kara ordusu da topluca sınırı geçip saldırıya başladı. Saldırıyla Polonya hatlarının ne kadar işe yaramaz olduğu anında belli oldu. Alman orduları hiç zorlanmadan mevzileri aşıp pek çok koldan planlanan noktalara ilerlediler


Ayın 3 İngiltere ve Fransa, Polonya'yı yalnız bırakmamak adına Almanya'ya savaş ilan etti. Böylece çoğu kişi tarafından daha başlamasına birkaç yıl var sanılan İkinci Dünya Savaşı başladı


Zırhlı ve motorize kuvvetleri çok kısıtlı olan Polonya ordusu, yarılan ön hatlarını geriye çekip yeni savunma pozisyonu alamadan kargaşa içerisinde dağılırken, bunu fırsat bilen Alman komutanlar, garantici tavırlarını bırakıp bu zırhlı birlikleri ilerleyen kıtaların ön kısmını aldılar


Bu Yıldırım Harekatı'nın başladığının ve işgalin daha da hızlanacağının işaretiydi. Yıldırım Harekatı doktrini uyarınca hava desteğiyle önden ilerleyen Alman panzerleri kendilerine verilen görevleri başarıyla tamamlarken


Polonya birlikleri ya savaş dışı kalmışlar ya da parçalara bölünerek çekilmeye zorlanmışlardı. Lehler bir haftada Pomerania'yı, Ana Polonya topraklarını ve Polonya yukarı silesiyasını terk ettiler


8 Eylül'de Panzer birliklerinden bazıları Varşova önlerine dek sokuldu. Onuncu Ordu'nun sağındaki hafif zırhlı birlikler 9 Eylül'de Sandomiyer Swaşova çizgisindeki Vistura Nehri'ndeyken on dördüncü ordu güneyde San Nehri'ni geçiyordu aynı vakitlerde Guderia'nın tankları, Narev Nehri'ni geçerek bugün nehri üzerinden Varşova'yı çembere almaya çalışıyordu. Çaresizlik içindeki Mareşal Edward ordusuna ülkenin güneydoğusuna çekilip yeni bir savunma hattı kurması için emir verdi


Polonya birliklerinin büyük kısmı parçalar halinde batısında çembere alınmış hatta Alman tankları nehrin doğusuna dahi geçmişken leh birliklerinden düzenli bir icat beklemek. Maalesef bir rüyaydı. Ki bu imkansız rüyada hiçbir şekilde gerçekleşmedi


Kargaşa anında Polonya'nın işgalindeki tek büyük çatışma olan Bruza Muharebesi başladı. Danzik koridorundan geri çekilen Pomorze ve Poznan orduları Buruza Nehri kenarında Alman 8 ordusunun soluna saldırı düzenleyince 9 Eylül'de taraflar birbirine


Iki üç gün leh süvarileri ve piyadeleri etkili saldırılar düzenleseler de sonrasında Alman uçakları tarafından sıkıştırılıp taarruz güçlerini kaybettiler. Akabinde köşeye sıkışan 220.000 Polonyalı askerin 50.000 kadarı savaş dışı edildi.