WWII etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
WWII etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Ekim 2024 Pazar

ABD ORDUSU ** SÜPER GÜÇ **

 



Ikinci dünya savaşının Avrupa sahnesi Almanya'nın 1939 yılında Polonya'ya saldırmasıyla başladı. Polonya işgalinin devamında Almanya müthiş hava ve kara gücüyle neredeyse Avrupa'nın tamamını işgal etti. Tabii ki Amerika kıtasında bulunan Amerika Birleşik Devletleri bu gelişmeleri yakından takip ediyordu. Ama Amerika Birleşik Devletleri halkı özellikle Birinci Dünya Savaşı'na niye katıldıklarını ve savaşa dahil olunca kendilerine ne artılar getirdiğini anlamamıştı. 



İkinci Dünya Savaşı başladıktan sonra Amerika Birleşik Devletleri'ndeki insanlar kilometrelerce ötedeki bir savaşa dahil olmak istemiyorlardı. Zaten Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Amerika Birleşik Devletleri askeri harcamalarını neredeyse tamamen durdurmuştu. 1925 yılında Amerika Birleşik Devletleri ordusundaki asker sayısı sadece 134.000 kişiydi. Ayrıca ileri düzeyde uçak üretimi yapmalarına rağmen orduda hava kuvvetleri birimi de yoktu. Yapılan uçaklar hep sivil amaçlara hizmet eden uçaklar



Çünkü devlet savunma sanayisi üretimlerini kısıtlamıştı ve bu üretimlere neredeyse hiç kar vermiyordu. Bu durum karşısında da şirketler savunma sanayisi üretimlerini askıya almışlardı. Ama 7 Aralık 1940 
tarihinde Japonların Perherber'e saldırması ve bu saldırıdan 4 gün sonra Hitler'in Amerika Birleşik Devletleri'ne savaş ilan etmesiyle Amerika Birleşik Devletleri artık tamamen savaşın içindeydi. Peki savunma sanayisi yok denecek kadar az olan Amerika Birleşik Devletleri nasıl oldu da bir anda süper güç haline geldi? 


Genellikle kara ordusu için yapılan üretimlere değineceğiz. Almanya, Hitler'in iktidara gelmesiyle tank üretimine ağırlık verirken Amerika Birleşik Devletleri ise otomobil üretimine öncelik vermişti. Avrupa'da el yordamıyla üretilen otomobillere sadece zenginler sahip olabilirken Amerika Birleşik Devletleri'nde ise neredeyse her ailede bir otomobil bulunuyor


Yine o dönemde Alman ordusu hızla büyürken Amerika Birleşik Devletleri asker sayısı sıralamasında dünyada gitgide gerilere düşmeye başlamıştı. Ve Hollanda'nın önünde 18nci sırada yer almaktaydı

 


1930'lu yılların ortasında Amerika Birleşik Devletleri ordusunda sadece 488 makineli tüfek 235 tane sahra topu ve 18 tane orta sınıf tank bulunuyordu. Avrupa'daki savaş başladığında Almanya'nın 2.000 tankı varken Amerika Birleşik Devletleri'nin 325
 tankı Almanya'nın 8.500 uçağı varken, Amerika Birleşik Devletleri'nin 1.700 uçağı, Almanya'nın yaklaşık 4.5 milyon askeri varken, Amerika Birleşik Devletleri'nin ise sadece 20.000 askeri vardı. O dönemde Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Franklin Delano Roosevelt 'de savaş karşıtı birçok açıklama yapmaktaydı. Ama 1940 yılı Haziran'ında Almanya'nın Hollanda'yı işgal etmesiyle askeri sanayisini güçlendirmek için adımlarını atmaya başladı. Çünkü ibrenin elbet Amerika Birleşik Devletleri'ne döneceğini biliyordu ve hazırlıksız yakalanmak istemiyordu. Hollanda rahatça yenildiyse Askeri sıralamada bir önündeki ülkenin de şansı yoktu. Fransa'nın da kolayca teslim olması üzerine acil önlemler alınması gerekliliği iyice kendini hissettirmişti. 



Ama Amerika Birleşik Devletleri'nin silah üretimi çok düşük Roosevelt ülkedeki en büyük otomobil üreticilerini ağır sanayi üreticilerini ve maden şirketlerini bir toplantıya çağırdı. Konu savaş üretimini arttırmak üzerineydi. Bu şirketlerin içindeki en önemli şirket ise General Motors'tu. Avrupa'da el yordamıyla üretilen otomobillerin aksine makineler ile seri üretim yapan bir otomobil şirketiydi. Amerika Birleşik Devletleri'nde üretim hattı denen sistemin öncüsüydü ve ilk denemesi makineli tüfekler üzerine olacak


Almanya 1940 yılının sonuna doğru 59.000 makineli tüfek üretmişti. Fakat Amerika Birleşik Devletleri Brownie gibi bir üreticiye sahip olmasına rağmen üretimi çok düşüktü. Motor fabrikalarına getirilen makineli tüfekten küçük parçalarına kadar söküldü. General motorsunun şanzıman üreten bir alt şirketi bir yılda 280.00  makineli tüfek üreteceğinin garantisini hükümete verdi. Şirket sadece bir ayda29.000 makineli tüfek teslim etti. Bu da taahhüt edilen miktarın çok üzerinde bir sayıydı. Bu rakamı 12 ile çarptığımızda 100.000 makineli tüfek daha fazla üretilecek anlamına geliyordu. En önemlisi ise elle üretilen tüfeklerin maliyetinin dörtte biri fiyatına üretilmişlerdi



İkinci Dünya Savaşı boyunca Almanya yaklaşık 1.200.00 makineli tüfek üretmişti. Amerika Birleşik Devletleri ise yaklaşık 2.600.000 makineli tüfek üretti.
Ama Amerika Birleşik Devletleri'nin 1.400.000 fazla üretimine rağmen üretim maliyetlerine baktığınızda aşağı yukarı Almanya ile harcanan miktar aynıydı. Tabii ki sadece makineli tüfeği daha fazla ve daha ucuza mal etmek savaşı kazandırmıyor. General Motors gibi birçok şirketin savaş üretimine destek vermesi gerekiyor


Fakat özellikle Rose 1933 yılında çıkardığı yasa ile savunma sanayisi üretimi yapan


şirketlere ağır vergi yükü getirmişti. Bunun sonucunda tasarım meraklısı birkaç şirket dışında 
Bütün şirketler farklı alanlara yönelmişti.
Yani savunma sanayisiyle arasında soğuk rüzgarlar esmekteydi. Ama Roosevelt bu şirketlere ihtiyacı vardı. Bu sefer de Roosevelt 7 yıldır savunduğu yasayı değiştirerek silah üretimi yapan şirket devlet desteği verileceği ve kotalarını tutturan şirketlerin daha yüksek kar payları alacaklarını açıkladı. Bu da şirketlerin savaş sanayisine yönelmelerini kolaylaştırdı. Roosevelt 1940 yılının sonlarına doğru yaşanan Britanya hava Savaşları sonunda biraz rahatlamıştı. Çünkü Britanya'da düşseydi ibre direkt Amerika Birleşik Devletleri'ne dönebilirdi. Ayrıca Pasifik'te Japonlar da Amerika Birleşik Devletleri'ni hedef alan açıklamalar yapmaya başlamıştı ve Amerika Birleşik Devletleri savaşa tam olarak hazır değildi. Amerika Birleşik Devletleri'nin en önemli sorunu Almanların en iyi olduğu konu üzerineydi. Bu konuda tank üretimiydi


1939 yılında Amerika Birleşik Devletleri ayda sadece 13 tank üretebiliyor. O yıl Almanya'nın elinde hazır konumda 2.000 fazla tankı vardı. Ve teknolojileri oturmuştu. Amerika Birleşik Devletleri Almanya ile denk hale gelmek için hızlı bir üretim sürecine muhakkak girmeliydi



Burada devreye giren ise yine otomobil üretimi yapan şirketiydi. Zaten de General Motors'un alt şirketlerinden biriydi. Tank üretimi konusunda bilgisi yoktu. Ama yeni model 
Otomobil üretmek için üretim hattındaki makineleri yenileme konusunda çok çok uzmandı. General Motors'un aksine otomobil fabrikasını tank üretimine çevirmeyi seçmedi. Bunun yerine hızlıca yeni fabrikalar kurup üretim üretim hattını tanklara göre dizayn edecekti. Bu sırada hiç tank görmemişler mühendisleri makineli tüfek üretimi için uygulanan yöntem ile eldeki bir tankı en ufak detayına kadar parçalayarak tanklar için neler gerekli öğrendiler



Ama bu makineli tüfek gibi basit bir montaj gerektiren bir teknoloji değildi. Binlerce parçaya sahipli ve montajı çok karışıktı. Ilk seri üretimi planlanan M3 tankları 6 ay gibi kısa bir sürede toplu üretim ise Amerika Birleşik Devletleri'nin ilk tank fabrikası olan tank fabrikasında 1941 yılının mart ayında başlayacaktı. Fakat bu tanklar üretilirken özellikle zırh parçalarını birleştirmek çok zaman almaktaydı Çünkü o dönemki üretimlerde metalleri birleştirmek için perçin kullanılıyordu. En önemli sorunlarından biri de vasıflı işçi gerektirmesiydi. Avrupa'ya gidip Alman tanklarını inceleyen yetkililer zırhları birleştirmek için kaynak kullanıldığını bu yöntem ile birleştirme hızı artmış hem de tankların daha hafif ve daha ucuza imal edildiğini gördüler. Fabrika açılmadan önce Amerikalılar günde 2 tank üretirken fabrika açıldıktan sonra bu sayı günde 6 tanka çıkmıştı. Yani ayda 180 tank demekti. Üretim ayda 13 tanktan 180 tanka çıkmıştı. Bu da üretimin yaklaşık olarak bir yılda 14 kat arttığını göstermekte


Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşa girdiği 1941 yılının sonunda Amerikalılar 4.000 tank üretmişlerdi. Almanlar ise 1941 yılında 2.400 tank üretebilmişlerdi. 1942 yılında ise Amerika Birleşik Devletleri'nde bulunan neredeyse Bütün otomobil şirketleri, savaş malzemesi üretmeye başlamıştı. Bunların başında tank ve piyade silahları geliyordu. Tabii ki sadece silahlar değil, ordunun ihtiyacı olan bütün savaş malzemeleri, Bu üretim mantığıyla üretilmekteydi. Amerika Birleşik Devletleri Almanların aksine zaman kaybettiren el işçiliğine değil, basit üretime önem veriyordu. Ayrıca Almanlar günümüzde hayranlıkla baktığımız teknolojiler için karışık mühendisliğe önem vermekteydi.

 

Amerika Birleşik Devletleri'nde ise tam aksine mühendislik ne kadar basitse o kadar iyiydi. Çünkü kalifiye işçi gerektirmiyordu. 


Amerika Birleşik Devletleri'nin üretimde önem verdiği diğer bir konu ise kamyonlardı. Kamyonlar neden önemliydi derseniz, hangi ülke olursa olsun kaybedilen muharebelerde ikmal sorunlarına muhakkak değiniyoruz. Amerika Birleşik Devletleri de düzenli ikmalin başarı getirdiğini çatışmaları takip ettiğinden anlamıştı. Artık Birinci Dünya Savaşı'ndaki gibi durağan siperler arası çatışmalar yaşanmıyordu. Karada ikmali sağlayacak en önemli teknoloji ise kamyonlarda.


Kamyonlar aklınıza gelebilecek her türlü savaş malzemesini ana ikmal kollarından cepheye götüren araçlardı. Yeri geldiğinde de personel taşıyıcı olarak da kullanılabiliyorlardı. Almanya 1939 yılında savaşa girerken Ikmal hatları için atlara bel bağlamıştı. Almanya'nın o dönem üretebildiği kamyon teknolojisi de yoktu. Almanlar Fransa işgalinden sonra Peugeot fabrikalarından edindikleri bilgiler ile kamyon üretimine başlamışlardı

 

Ama Almanların birçoğu araba kullanmayı bilmiyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nde ise durum tam tersiydi. Amerikan ordusundaki birçok asker araba kullanmayı biliyor. Hatta ufak tamirler bile yapabiliyorlardı. Amerikalılar kamyonlar içinde tek model tasarlayıp seri üretime geçmeyi düşündüler

 

Ama Almanlar birçok alanda olduğu gibi çeşitli tasarımlar ürettiler. Fakat araçlar bozuldukça parça yetiştirmek sıkıntılı oluyordu. Amerikan ordusunda ise kamyonlar bozulduğunda çok basit şekilde tamir edilebiliyorlardı

 

Amerika Birleşik Devletleri'nin diğer bir önemli üretimi ise ciplerde. Çok basit bir tasarımla neredeyse 2 dakikada bir jeep fabrikadan çıkmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri savaşa girdiğinde 250.000 jeep bulunuyordu. Amerikan askerleri kamyonlar ya da jeepler ile cepheye taşınırken Alman ordusunun büyük çoğunluğu tren ile cepheye yakın bir bölgeye getirilip ana cepheye ise yürüyerek hareket etmekteydi. 


Amerikalıların en büyük avantajlarından biriyse Teknoloji cepheye uyum sağlamadığı zaman gerekli parçalar hemen değiştiriliyor ve seri üretime devam ediliyordu. Hatta aynı tip teknolojilerde eldeki araçlar modifiye edilerek yeni standartlara ulaşmaktaydı


Tanklar ilk olarak Afrika cephesinde kullanılmışlardı ve eksikleri hemen öne çıkmaya başlamıştı. Amerikalılar hemen M3'leri güncelleyip M4 yani üretmeye başladılar. M3 göre daha iyi bir tanktı ve M3'den daha ucuza üretilmekteydi.


Tabii burada bir hatırlatma yapmamız gerekiyor ki el-Amaney savaşında Almanlar ve İtalyanların elindeki tankların birçoğu İtalyan yapımı tanklardı. Almanlar birçok cephede aynı anda savaşırken üretimi arttırmaları gerekliydi


Ama Almanya'nın üretimi günden güne gerilemekteydi. Üstelik çok önemli bir hata daha yapılmıştı. Cepheye yeni askerler sürmek için fabrikalardaki ustalaşmış işçiler askere alınmaya başlanıp yerine köle işçiler yerleştirilmiş bu maliyeti düşürüyordu ama zaten düşmana göre yavaş olan üretim iyice yavaşlamaya başlamıştı. 1942 yılında Almanya yaklaşık 2.200, Birleşik Devletleri savaşa girdiğinde tank üretirken Amerika Birleşik Devletler, 25.000 bin tank üretmişti. Amerikalılar 68 günde bir ordu grubuna yetecek kadar tank üretmekteydi. Hatta üretim fazlalığından artanları İngilizlere ve Sovyetlere de tank yardımı yapılıyordu


Pasifikte ise Japonların hızlı ilerlemesi, Amerika Birleşik Devletleri savaş endüstrisine önemli bir darbe vurmuştu. Amerikan ordusunun en önemli ikmal gücünün kamyonlar olduğunu belirtmiştik. Bu kamyonlar hepimizin bildiği üzere tekerlekler üzerinde ilerlemekte


Amerikalıların tekerlek yapımı için kullanılan kauçukun %90'ı Pasifik'ten gelmekteydi. Ve sadece teker değil birçok alanda kullanılan plastik üretimi durma noktasına gelmişti. Amerika Birleşik Devletleri kauçuk yoktu belki ama bol miktarda petrol vardı. Hemen sentetik plastik fabrikaları kurularak bu sorun da çözülmüş oldu. Bu plastik sorunun çözümünde Amerikan şirketleri birbirine rakip olmalarına rağmen ortak çalışmalar yapmışlardı ve bu ortak çalışmalar neredeyse bütün alanlarda gerçekleşiyor



Amerikalıların düşüncesi şuydu. Ben geliştirdiğim bir konuyu diğer şirketiyle paylaşırsan diğer şirkette benim zayıf olduğum alanda bana destek çıkar. Böylece ikimiz de kazanmış oluruz


Almanya'da ise bu durum tam tersiydi. Şirketler daha iyisi için hep yarıştıklarından bu tip paylaşımlar yok denecek kadar azdı. Hatta bırakın paylaşımı şirketler düşmandan saklanıyormuşçasına gizliliğe önem vermekteydiler


 

Amerikalıların üretimdeki bir önemli kararı da işçiler üzerineydi. 1942 yılında 4 milyon erkek askere alınmıştı. Almanlar tecrübeli işçileri cepheye yollamışlar ve köle işçiler çalıştırmaya başlamıştı. Fakat Amerikalıların böyle bir şansı yoktu ama üretim bandı zihniyetinde Amerikan fabrikalarında çalışacak işçilerin, vasıflı işçiler olmasının da gereği yoktu. Bunun için kadınlar fabrikalarda çalıştırılmaya başlandı. Almanya'da kadınların doğurganlığı ön plandayken Amerika Birleşik Devletleri'nde ise üretime ortak olmaları ön plana çıkmıştı. 


1942 yılı sonunda Amerika Birleşik Devletleri'nde 3 milyon kadın fabrikalarda çalışıyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nin en önemli bir diğer artısı ise savaş araçlarını transfer etmek üzerineydi


Pasifik'teki adalara, Avrupa'ya, Afrika'ya nereye olursa olsun savaş araçları gemiler ile taşınmaktaydı. Bu gemilere daha çok malzeme yerleştirmek önemliydi tabii ki. 


Amerikalılar buna da bir çözüm bulmuşlar özellikle tanklar, kamyonlar, jeepler gibi savaş araçları basitçe sökülüp kutulanıyordu. Böylece daha az yer kaplıyorlar ve üst üste istiflenebiliyorlardı. Transfer merkezine gelen araçlar hızlı bir şekilde montajlanıp savaşa hazır hale geliyorlardı


Amerika Birleşik Devletleri artık süper bir üretim gücü haline gelmişti. Hatta kendi ordusunun ihtiyacının çok çok üzerinde üretim yapıyordu. Savaş boyunca Sovyetler Birliği'ne toplamı 400.000 ulaşan jeep ve kamyon 12.000 tank veya zırhlı araç ve12.000 uçak gönderilmişti. Özellikle Normandiye çıkarması için yapılan hazırlıklar da Britanya tam bir askeri malzeme deposuna dönmüştü


Sonuç olarak İkinci Dünya Savaşı Amerika Birleşik Devletleri'ni askeri üretimde bir numaraya taşımıştı. Doğru tercihler, hızlı üretim çabaları, vasıflı işçi gerekliliğinin az olması, şirketleri yarıştırmak yerine ortak üretime teşvik edilmeleri ihtiyaçların iyi anlaşılması ile çeşitlilikten ziyade gerekliliğe önem verilmesi, ileri karmaşık mühendislikten ziyade, basit mühendisliğin kullanılması gibi konular Amerika Birleşik Devletleri Ordusu'nu bir anda süper güç haline getirmişti



Sonuçta bu üretimler savaşı kazandıran teknolojiler olmuştur. Savaş bittikten sonra bu üretim mantığı Askeri sanayi dışında da kullanıldığından Amerika Birleşik Devletleri ekonomisi dünyanın en önemli ekonomilerinden biri haline gelmiştir. 



7 Nisan 2024 Pazar

Hitler'in Atatürk'e Yolladığı Film

 


Hitler Almanların yoğun olarak yaşadığı Avusturya'nın sınır kasabalarından birinde gözünü açtığında yıl 1889 gösteriyordu. Babası sıradan bir vergi memuruydu. Baskın bir karakterdi. Ve Hitler'in hayatını şekillendirme arzusundaydı

Fakat 1903 yılında vefat ettiğinde Hitler artık daha özgürdü. Hitler artık kendi kişiliğini bulmaya başlamıştı. Okulla arası pek yoktu.

Fakat tarih dersine ilgi duyuyordu ve olmazsa olmazı resimdi. 1907, 1908 yıllarında Viyana'ya gitmiş, ressamlığa başvurmuş fakat kabul edilmemişti. Aynı yıllarda Mustafa Kemal de ülkenin geleceğini kurtarmak arzusuyla cemiyet açmış


Fakat cemiyeti bir süre sonra İttihat ve Terakkiyle birleşmiş, haliyle o da İttihat ve Terakki'ye katılmıştı. Okuyor, araştırıyor, ülkesi için çıkış yolu düşünüyordu

yine aynı yıl kıdemli yüzbaşı olmuştu. Genç Hitler ise 1900 yılların başlarında sosyal çevresini genişletmiş, farklı fikirlerle buluşmuş ve diğer ırklara özellikle de Yahudilere karşı Içinde bir öfke başlatmıştı. Toplumdaki konumlarını hak etmediklerini düşünüyordu. Bir yazısında şöyle demişti. Ne zaman bir tiyatro gösterisi bir müzik abartılırsa Yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum

Bu abartanlar da Yahudilerdi. Birçok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. Güzel bir Alman yapıtı on üzerinden beş almazken Yahudi yapıtları on alıyordu. Bu yüzden bir antisemitist olmaya karar verdim

Hitler geçimini resim yaparak sağlamaya çalışmakta ve genellikle fakirlik çekmekteydi. Bu sırada Avusturya nüfusuna kayıtlı olduğu için Avusturya Ordusu tarafından askere çağrıldı. Fakat o orduya gitmek yerine Almanya'ya gitti


Bir süre sonra yakalanıp Avusturya Ordusu'na girse de fiziken yetersiz olduğu için askerliğe alınmadı. Ve tekrar Almanya'ya döndü. Kader adeta onu Almanya'yla birleştiriyordu.

Mustafa Kemal de aynı yıllarda Trablusgarp'ta ve Balkanlar'da cephe cephe geziyor, tecrübe kazanıyordu. 1914, Birinci Dünya Savaşı başladığında Hitler, içindeki Alman milliyetçiliğinin etkisiyle savaşa Alman ordusuyla katılmak için varmış ve talebi kabul görmüştü. Genelde cephe gerisinde postacılık yaptı. Fakat görevini iyi yapıyordu. Hızlıydı, azimliydi. Mustafa Kemal de cephelerde gösterdiği kahramanlıkla ününe ün katıyor,

Ismi gazetelerde şehir toplantılarında anılıyor. Büyük kahraman diye hitap ediliyordu. Bir dönem Mustafa Kemal veliad Vahdettin'le birlikte Alman İmparatorluğunu ziyaret ve cepheleri gezmek için Almanya'ya gittiğinde


belki de ikili ilk defa birbirlerine konum olarak bu kadar yakınlaşmıştı. Çünkü Hitler'de o sırada Almanya için cephedeydi. Sonuç olarak Osmanlı Devleti de Almanya'da savaşı kaybetmişti

savaş bittiğinde Hitler Onbaşı, Mustafa Kemal Paşa'ydı. Hitler'in kitleleri arkasında sürükleyecek bir kahramanlık hikayesi ve bir karizması yoktu. Bir gaz saldırısında geçici körlük yaşamış, iki savaş nişan almıştı. Fakat Mustafa Kemal

Malum İmparatorluğun karizmatik lideriydi. Vatanseverdi. İstanbul'u kurtaran komutan olarak anılıyordu. Aldığı madalyaların hepsinde bir cephenin izi beraber savaştığı arkadaşların kanı vardı

Mustafa Kemal Osmanlı'nın rakipleriyle yapmış olduğu anlaşmanın milletin ölüm fermanı olduğunu biliyor ve buna karşı çıkıyordu. Neticede isyan çıkardı. Halkı arkasına alıp Milli Mücadele başlattı. Ve küllerinden bir devleti

halkıyla birlikte yeniden yarattı. Almanya'da bu süreci çok yakından ve şaşkınlıkla izlemişti. Almanlar anlaşma sonrası teslim olmuşken elbette birçok milliyetçi gibi Hitler'de bu durumdan oldukça etkilenmiş ve defalarca biz neden direnmedik sorusunu kendine sormuştu. O günlerde Almanların ortak görüşünü şu gazete yazısıyla anlayabiliyoruz. Almanlar şöyle diyordu

Almanya, eski müttefikinin durumunu düzeltmesinden ve 1918 yılının galip devletlerinin Türkçülük önünde diz çökmesinden açıkça memnundur

Hitler bu yıllarda siyasete girmişti. Etkili bir hitap gücü vardı. Yerelde kısa sürede ün yapmaya başladı. Üye olarak girdiği partide liderlik konumuna yükseldi. Konuşmalarında sürekli olarak savaş sonrası imzaladıkları Versay Anlaşması'nı eleştiriyor

Halka umut validen sözler veriyordu. Çevresinde de bir grup asker toplamıştı. Savaş sonrası yeni şeyler duymaya ihtiyacı olan halk kitleleri yavaş yavaş Hitler'i benimsemeye başlıyordu

Hitler'de bu gelişmeden güç alıyor ve sonunu pek düşünmediği işlere kalkışıyordu. Mesela 1923'de Hitler hükümeti devirmek amacıyla adamlarıyla darbe yapmaya çalışmış fakat yakalanıp hapse atılmıştır. 1930 yılına geldiğimizde Hitler

yüzde 18'lik bir oy oranına ulaşmış ve iktidara göz kırpmıştır. Mustafa Kemal de Türkiye'de cumhurbaşkanlığının 7nci yılına girerken üniter bir devlet medeni bir toplum kurma yolunda ciddi adımlar atmış

devleti güçlendirmek için birçok ekonomik atılımlar yapmıştır. Üstelik akılcı bir politika izleyerek çevresiyle barış siyaseti yürütmektedir. Fakat bu yıllarda Almanya ve İtalya'da birtakım hareketler sezmekte,

Bu duruma dair öngörülerde bulunmaktadır. Seçim propagandası olarak geçmiş anlaşmaları yırtıp atacak olduğunu söyleyen Hitler, elbette iktidarı ele geçirdiğinde Avrupa'ya huzur değil, huzursuzluk getirecektir

Hitler'in üç hedefi vardır. Versay Antlaşması'nı ortadan kaldırmak, Almanları tek devlet altında toplamak ve Almanya'nın hayat sahasını büyütmek. Hitler iktidara gelmesiyle birlikte dış politikada adeta Almanya atağa geçmiştir

Türkiye'ye de birçok askeri heyet yollamış, ilişkileri geliştirmek, ticari anlaşmaları arttırmak istemiştir. Ticarette Türkiye'ye tek başına hakim olmak, Türkiye'yi kendine bağımlı kılmak için ciddi çalışmalar yapmıştır

Hitler tarafından Türkiye'ye yollanan heyetler Birinci Dünya Savaşı'nda Türklerle birlikte savaşmış kişilerdir. Hitler için Türkiye, hem konumu hem de ham madde kaynağı olarak önemlidir. Işte tam bu dönemlerde Hitler tarafından Mustafa Kemal'e bir film yolladı.

Şimdi 28 Mart 1933 Çankaya Köşkü'ne gidelim. Atatürk gün içinde düşünceliydi. Keçiören civarında gezinti yaptı. Kafasını dağıtacak bir şeyler bulması gerektiğini düşündü. Yaverine seslendi. Mutat sevap toplayınız. Akşam sofrada toplanıldı. Yenildi, içildi. Ülke sorunları tartışıldı. Kısa bir süre sonra konuklarına seslendi. Hadi kalkın.

Hitler bana bir film yollamış. Yukarı çıkalım da seyredelim. Önlerine düştü. Üst kata çıkıldı. Film başladı. Film Nazilerin henüz iktidarı almalarından önceki durumları gösteriyordu. Omuzlarda silah yerine uzun sopalar, Gayet düzgün ve gösterişli yürüyüşler. Sahne değişiyor fakat her sahnede daima Hitler yüksek bir yerde örgütünü kendi yöntemince selamlıyor. Film, hep tek düzelik içinde sürüp gidiyordu
Salon aydınlanınca Atatürk ve arkadaşları sofraya geçenler ve adet olduğu üzere Atatürk, arkadaşlarına nasıl buldunuz? Diye sorar. Herkes görüşünü belirttikten sonra Atatürk şunları söyler.

Efendim bu adam filmde gördüğünüz gibi lord icabı bir hamleyle işe başladı. Bugün Almanya'nın bütün askeri gücü onun elinde. Yarın harbe girişecektir. O ve onu taklit eden Mussolini harbe hazırlıkla meşguldür.

Evet, yakın bir gelecekte harbe dalacaklardır. Dalacaklardır. Çünkü asker değillerdir. Harp ne demek? Bilmezler. Harp bir felakettir. Ve hele bu iki müttefik için mutlaka ölümdür.

Talih Almanya'ya böyle bir toprak vermiştir ki o daima iki ateş arasında kalmaya mahkumdur. Körü körüne hesapsız, kitapsız bir nefis itimadı. Tamamen otomatik bir ordu sistemi. Ilk hamlede korkunç bir kuvvet tesiri yapacak.

Fakat bir kere bir tarafı sakatlandı mı tarumar olacak. O çalışkan millet yere serilecektir. Ortada ne Hitler, ne teşkilatı kalacaktır.

Mussolini'nden hiç hacet yoktur. O efendisinin ortadan kalktığı gün yok olacaktır. Atatürk'ün nöbet defterine baktığımızda da o gün Atatürk'ün film izlediğini görmekteyiz. Nöbet defterinde şunlar yazıyor.

Reisi cumhur hazretleri 14:00 uyandılar. Saat 16:00 Marmaray'ı keşif vurdular. 19:00 gece sineması seyrettiler. 03:30'da yattılar. Ruşen Eşref ve Reşit Saffet Bey'i kabul ettiler.

Hitler'in iktidarının ilk yılıyla birlikte Avrupa'da gergin bir hava esmeye başlamıştı. Fakat Hitler Türkiye hakkında olumsuz bir emel beslemiyordu. Özellikle 1936 yılında Türklerin boğazlara kesin hakimiyet sağlaması sonrası onun için Türkiye yanına çekilmesi gereken bir ülke halini almıştı. Sürekli olarak elçiler ve basın aracılığıyla Türk devrimini ve Atatürk'ü övüyordu.

Türkiye bu gergin ortamda Almanya'ya ticari anlaşmalar imzalıyor. Bir nevi savaş öncesi ülkeye katkı sunmak için elinden geleni yapıyor, İngiltere, Almanya, Sovyetler diye ayrım yapmayıp kendi çıkarlarını düşünüyordu.

Yine Hitler'in baskısından kaçan yüzlerce bilim insanı Atatürk tarafından Türkiye çağrılmıştı. Bu ülkede eğitimin gelişmesi için yapılan çok büyük bir reformdu. Bu ünlü profesörler Türkiye'de yüzlerce hoca, binlerce öğrenci yetiştirdi.

Bu hocalara o dönemde sahip çıkmak sanıldığı kadar kolay değildi. Birçok ülke Hitler'den korkusuna bu koşulara kapıları kapatmıştı. Hitler bir süre sonra bu hocaları geri istemiş.

Fakat Atatürk hocaları, hocaların kendi istekleri dışında Almanya'ya yollamamıştı. Yine Hitler o sıralarda Almanya'da büyükelçi olarak görev yapan Atatürk'ün silah arkadaşı Kemalettin Sanık Paşa'ya hiçbir zaman saygıda kusur etmemişti.

Sami Paşa, Hitler'le yaptığı bir görüşmeyi şöyle aktarmıştır. Başvekil dairesine müthiş bir inzibat ve merasimle girdi. Bir münasebet ziyaret etmiştim. Fakat bu defaki şekli merasim çok daha kuvvetliydi.

Hariciye Nazırı Benek Başvekili'n kapısının önünde bekliyordu. İnzibat odasında pek az kaldıktan sonra bizzat Hitler gelerek kendi odasına gelmemizi rica etti. Biraz konuştuktan sonra bir sefir gibi değil.

Bir arkadaş gibi görüşmek istediğimi kendisine söyledim. Hitler çok memnun olurum dedi. Siyasi fikirlerimizin hepsine katıldığını belirtti. Kemalettin Sami Bey geçirdiği bir ameliyat sonrası hayatını kaybettiğinde,  Adolf Hitler'in özel isteğiyle Alman devlet merasimi yapılmıştır. Cenazesi çok görkemli geçmiştir. Tüm devlet erkanı cenazenin önünde selam durmuştur.

Hitler 1935,  1936 yıllarında Mussolini ile oldukça yakınlaşmıştı. Bu durum Türkiye'yi endişelendiriyordu. Çünkü İtalya'nın Akdeniz üzerindeki emelleri herkesin malumuydu.

Yine Hitler zorunlu askerlik kanunu çıkardığında savaşın kapıda olduğu ortaya çıkmıştı. Atatürk'ün yoğun çabasıyla Balkan birliği kuruldu. Atatürk gerekirse bu birliğin başına geçerek komutanı olacağını söylemekten çekinmiyordu
Bugünlerde bazı kendini bilmezlerin madem Yunanlılarla savaştık on yıl sonra neden barış anlaşması imza aldı sorusunun yanıtı işte budur. Atatürk'e göre savaş Balkan topraklarında ilerleyecekti
Atatürk, dünyaya mesaj verircesine ölüm döşeğinde diyenlere inat ağustos 1937  tarihinde Trakya tatbikatını düzenlemiş ve bizzat katılarak askere moral vermiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar
Trakya snırımıza kadar gelecek fakat yönünü Rusya'ya döndürecektir. Hitler ve Mussolini ile ilgili arkadaşı Ali Rıfat Cebesoy'a şunları söylemiştir.

Fuat Paşa pek yakında dünya vaziyeti mütareke senelerinden çok daha ciddi olacak ve karışacaktır. Ikinci büyük bir harp karşısında kalacağız. Dünyaya hakim olan milletleri idare edenlerin arasında maalesef birinci derecede devlet adamı çıkmıyor. Avrupa'da birkaç maceraperest Almanya'yla İtalya'nın başında Cebren bulunuyor. Karşı karşıya geldikleri zayıf devlet adamlarının aciziyetinden cüret alıyorlar. Bunlar bugün dünyayı kana boyamaktan çekinmeyeceklerdir. Işte bu devre esnasında doğru hareket etmesini bilmeyip en küçük bir hata yapmamız halinde başımıza mütareke senelerinden Çok daha büyük felaketler gelmesi mümkündür demişti.

 Yine Atatürk'ün Dışişleri Bakanı olan Tevfik Rüştü Aras bir röportajında Alman İktisat Bakanı'nın bizimle birlikte savaşır mısınız teklifine, savaş çıkarsa tamamen tarafsız kalacağımızı taahhüt ve temin edebilirim. Cevabını verdiğini belirtiyor ve devam ediyordu. 1938 yılında Büyük Önderimiz Atatürk'ü kaybettiğimiz zaman Avrupa açıkça ikici dünya savaşı tehdit altında bulunuyordu

Atatürk'ümüzün tasvibiyle ufukta belirlenen bu savaşta memleketimizin tarafsız kalması kararlaştırılmıştı. Dış politikamızın sevk ve idaresi buna göre yapılmış ve yapılıyordu

Hitler'le Atatürk seçimlerde ve ulusal bayramlarda resmi olarak birçok kez tebrikleşmişlerdir. Bunun haricinde Hinderburg adlı zebninin havada yanması ve 36  kişinin vefatı sebebiyle Atatürk Hitlere'de bir taziye mesajı iletmişti

Yine Hitler'de Atatürk'ün imzalı bir fotoğrafının ve Atatürk'ün bir büstünün olduğu söylenir. Atatürk sürekli olarak İkinci Dünya Savaşı beni yatakta yakalamamalı. Diyor. Ölüm döşeğinde dahi memleket meselelerini düşünüyordu

zaten Hatay'ı da ölümle burun burunayken almamış mıydı? Ülkesi için birçok anlaşmalar yaptı. Boğazları korudu. Ülkenin güneyini, doğusunu batısını
Barış anlaşmalarıyla kurdu. Fakat maalesef 10 Kasım 1938'de bedenen hayatını kaybetti. Hayatını kaybettiğinde Hitler'den şöyle bir mesaj geldi. 

Eksanansları Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı'na
Türk halkına kendim ve Alman halkı adına Atatürk'ün vefatından ötürü derin üzüntülerimi iletirim. Kendisiyle birlikte büyük bir asker mükemmel bir devlet adamı ve tarihi bir kişiliği kaybettik. Kendisi yeni Türkiye'nin kurulmasına damgasını vurmuştur. Türkiye'nin varlığı nesiller boyu yaşayacaktır. 

Hitler birtakım iddialara göre Atatürk ve devrimlerine hayran olduğunu belirtmiştir. Hatta kimi kişiler Atatürk'le Hitler'i bir tutar Fakat Hitler Atatürk'ün askeri dehasına ve devlet adamlığına hiç yaklaşmamıştır.
 1- Akıl dışı eylemlerde bulunmuştur. 
 2- Irkçılık yapmış. 
 3-Milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet vermiştir
haksız yere toprak işgal etmiştir. 
 4- Bir adım atarken atacağı ikinci adımı hiç düşünmemiştir. 
 5- hırsları uğruna kendi vatandaşlarını göz göre göre ölüme yollamıştır. 


22 Ekim 2023 Pazar

LUFTWAFFE ACES PİLOTLARI

 


ACE pilot kavramı savaş uçaklarının gelişmeye başladığı Birinci Dünya Savaşı'nda askeri terminolojiye yerleşmişti. Beş ya da beşten fazla uçak düşüren pilotlara ACE pilot denilmektedir. İngilizce kelimesiyle kullanılan bu yakıştırma hem çok iyi anlamında kullanılmış hem iskambil kağıtlarıyla oynanan birçok oyunda en değerli kağıt olan as kağıdına atıf yapılmıştır. Birinci Dünya Savaşı'nda uçak düşürmek çok zor olduğu için beş ile sınırlandırılsa da İkinci Dünya Savaşı'nda gelişen teknolojiler ile bu olay boyuta taşınmıştı. Aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı'nda bu terim tankçılar ve denizciler için de kullanılmıştı. Ilerleyen günlerde tank astarı ve denizciler için de bu incelemeyi yapacağız. İkinci Dünya Savaşı'nda yer almış Alman acı pilot sayısı yaklaşık 2500

Bu savaşta 100 zaferin üstüne çıkmış Alman pilotlar dışında başka ülkeden pilotlar bulunmamaktadır. Müttefiklerin en yüksek zaferli pilotuysa 66 uçak düşünen Sovyet pilot Ivank'tır. Ivan Kozhida bir özelliği ise dünyada jet motorlu avcı uçağını düşürmüş, ilk savaş pilotu olmasıdır. 97 Alman pilot ise 100 üstünde uçak düşürmüş, 15 pilot ise 200 üstünde uçak düşürmüştür. Işte bu serimizde Luftwafe'nin en ilginç ve en popüler pilotlarını inceleyeceğiz.

 Ilk olarak savaşın en başında uçak filoları görevden döner dönmez, pilotlar, muharebe raporu vermek için tek tek odaya alınarak raporlarını sunarlardı. Kendisinden başka en az 2 pilotun doğruladığı sayılar o pilotun zaferi olarak kayıtlara geçerdi. Almanya'nın Polonya zaferinden sonra halka açıklanan bu zaferlerin çok ilgi Çektiği ve iyi bir propaganda malzemesi olduğu görülünce uçakların silahlarına kameralar takılmaya başlandı. Bu görüntüler hem müttefikler olsun, hem mihver devletlerindeki halkın olsun, büyük ilgisini çekmekteydi.


A
yrıca bu görüntüler hem düşman uçaklarının açıklarını göstermekte hem de diğer pilotların eğitiminde kullanılmaktaydı. Bu görüntüler de bize aşağı yukarı kesin sayıları vermektedir. Fakat bir Alman pilotun geliştirdiği taktikte bu kameraların açısı yetersiz kalıyordu. Başta zaferlerini Inanılmayan pilot, klasik yöntemlerin dışında bunu ispatlamıştı. Bu pilota da birazdan değineceğiz. Bu kısa bilgilerden sonra pilotları incelemeye başlayalım

En önemli pilotlarından biri olmasına rağmen İkinci Dünya Savaşı konularında adını fazla duymadığınız bir pilottur. Dünyada 100 uçak düşürme başarısına ulaşan ilk savaş pilotu 1939 -1941 yılının son aylarına kadar Alman pilotların resimlerini internette araştırırsanız resmiyle bolca karşılaşırsınız. Alman uçak filolarının formasyon düzeninin geliştirilmesinde de en büyük pay sahibi yine Mölders'e aitti


ama 22 Kasım 1941 günü arkadaşının cenaze törenine giderken 111 tipi uçak iniş sırasında teknik arızadan dolayı düştü ve 28 yaşında öldü. Toplamda 101 uçak düşüren avcı uçağı ile 
350 göreve çıkmıştı ama ölümü yolcu taşımacılığında kullanılan bir uçak olmuştu. Baba lakaplı pilot meşe yapraklı kılıçlar, elmaslar şövalye haçı almış ilk pilotlardan biriydi. Ilk savaş deneyimi İspanya  iç savaşı olmuş ve 14 uçak düşürmüştü. Sonrasında Polonya işgali ve Fransa işgalinde de görev almıştı. Fransa'da kullandığı BF 109 ağır şekilde hasar almasına rağmen uçağını indirmeyi başardı. Ama Fransızlara esir düşmüştü Üç hafta esir tutulan Fransa'nın teslim olması ile birlikte serbest kaldı. Britanya Savaşı'na da katılan Britanya Savaşı'nda da uçağı vuruldu ve bacağından ciddi bir yara aldı. Bu yaralanmadan sonra yasak getirilmesine rağmen yaraları tam iyileşmeden gönüllü olarak 1 ay sonra tekrar uçmaya başladı. Bu zamana kadar 55 seferi olan Mölders 28 yaşında Alman ordusunun en genç binbaşısı olarak terfi etti


Barbaros Harekatı'nın başlamasıyla Mölders, Doğu Cephesi'nde görevlendirildi ama uçmasının yerine filoya yerden komuta etmesi isteniyordu. Buna şiddetle karşı çıkan komutanı olarak formasyondaki öncü uçakta uçmaya devam etti. Ve 15 Temmuz 1941 
 100 zaferine ulaştı. Yani Mölders Doğu Cephesi'nde 1 ayda 45 uçak düşürmüştü. Yine 1 ay içinde iki rütbe alarak albaylığa getirildi. Mölders artık Almanya'nın hatta dünyanın en iyi pilotu olduğu 100 Zafer'le onaylıydı ve çok önemli bir propaganda değeriydi. Hitler'in direkt emriyle Mölders uçması kesinlikle yasaklanmıştı. Ordu Müfettişi olarak atanan Mölders geçirdiği kaza ile öldü ve Alman havacılığının en önemli ismi Ikinci Dünya Savaşı'nın en iyi pilotu kim diye sorduğumuzda birçok kişi dünyanın en çok uçak düşüren pilotu olan Eric olduğunu söyleyecektir. 


Erik Hartman'a bu soru sorulduğunda ise dünyanın en iyi pilotunun olduğunu, İkinci Dünya Savaşı'nın ise en iyi pilotunun Hans Yuakim Marcel olduğunu söylemiş


Hans Yuakim Marcedüşürülen uçak sayısına baktığınızda 158 zafer ile 30 sıradadır. Ama 30 sıradaki bir pilot nasıl ikinci dünya savaşının en iyi pilotu olabilir diye düşünebilirsiniz

Işte Hans Yuakim Marcel En iyi pilot olarak görülmesindeki etken görev aldığı yerlerde gizlidir. Sıralamada önünde bulunan 29  pilotun aksine doğu cephesinde ve Almanya'nın çok üstün olduğu Polonya ve Fransa işgallerinde hiç görev almamış bir pilottu Zaferlerini tecrübesiz Sovyet pilotlar karşısında değil, Britanya ve Afrika cephesinde tecrübeli İngiliz pilotlara karşı almasıydı. Ayrıca içgüdüsel olarak geliştirdiği atış tekniğiyle 50-60  mermi harcayarak o dönem uçakları vuran nadir ve adeta göklerin keskin nişancısı gibiydi. 



Silah kamerası olayına istisna olan Alman pilotla 
Hans Yuakim Marcel uçakları düz bir çizgide yakalayıp ateş etmek yerine düşman pilotun uçuş tekniğini gözlemler ve uçağın gideceği muhtemel yerlere kısa atışlar yapardı
Bu teknikle düşman uçağı vurulduğunda kamerada görülmemesine neden oluyordu. Hans Yuakim Marceiyi bir pilotluk yeteneğinin yanında çok ilginç bir kişiliğe de sahipti. Özellikle parti karşıtı söylemlerinden ve propaganda filmlerinde yer almak üst yetkililerce şımarık kendini bilmez biri olarak görülüyordu. Birçok başarı madalyalarının yanında birçok da disiplin cezası mevcuttu. Hans Yuakim Marce pilotluk eğitimini 1939 yılında tamamlamıştı ama tavırları yüzünden savaşlarda uçuş görevi verilmemişti. 


Ve ilk uçuş görevine Britanya Savaşı'nda 24  Ağustos 1940 günü çıkmıştı. Bu görevinde bir uçak düşürmüştü ama düşen İngiliz uçağı da 
Hans Yuakim Marcel
uçağının kanadına çarpıp hasar vermişti. Silah kamerası görüntülerini inceleyen yetkililer uçağı vurdum söylemine karşın görüntülerde sadece düşman uçağının kanadına çarpmasını gördüler ve Hans Yuakim Marcel inanmadılar
Hans Yuakim Marceilk savaşında uçak düşürdüğü için övgü beklerken, formasyonu bozduğu için sert bir şekilde azarlanmıştı. Hans Yuakim Marcesonraki uçuşlarında rapor verirken düşürdüğü uçak sayılarını belirtiyor ama silah kamerasında sadece düşman uçağının geçişleri görünüyordu. Ve sayılar kabul edilmiyordu. Buna sinirlenen Hans Yuakim Marcekomutanından silah kamerasının yerinin değiştirilmesini istedi ve kamera kokpite yerleştirildi. Çıktığı görevde 3 uçak düşüren görüntülerini inceleyen yetkililer bu sefer hayranlıkla izledi ve görüntüler raporları ile Berlin'e yollandı. Raporda çok iyi bir pilot olduğu ama çok disiplinsiz olduğu özellikle belirtilmişti. Hatta filo komutanı tarafından üç gün hapis cezası aldığı da önemle vurgulanmıştı


Britanya Savaşı'nda 9 uçak düşüren
 
Hans Yuakim Marcebu sefer Afrika cephesine gönderildi. Afrika cephesinde 31 uçak daha düşüren Berlin'e çağrıldı ve Hitler'in elinden şövalye haçı aldı. BF tasarımcısı olan Bilim Esrar Schmitt'in verdiği bir partide çok iyi piyano çalan Hans Yuakim Marcebirkaç şarkı çalması istendi. Hans Yuakim Marce ise klasik parçaların yanında Amerikan caz parçaları da çaldı ve buna sinirlenen Hitler partiyi terk etti. Apar topar tekrar Afrika'ya yollandı. 17  Haziran
günü ise 100 zaferine ulaşmıştı. 26  Eylül 1942  tarihinde ise Hans Yuakim MarceMareşal Albert Kesir'in tarafından büyük motor sorunları olan BP 109  G iki model uçağı test etmesi emri verilmişti bu uçak yeni geliştirmelerinde bolca motor sorunu olan bir modeldi ve Hans Yuakim Marce başta kabul etmese de bu göreve zorlanmıştı. 

Testleri yapan Hans Yuakim Marcel uçağı uçuştan dönerken kokpit dumanla dolmaya başladı. Dumandan önünü göremeyen uçağı indirmek için uğraş vermeye çalışsa da görüş tamamen sıfıra düşünce uçaktan atlayacağını bildiren telsiz mesajından sonra irtibat kesilmişti. Uçağı bulan AlmanlarHans Yuakim Marcel ise bulamamışlar. Şans eseri uçağı gören bir doktor mayın tarlasının hemen arkasında yatan boynunda meşe yapraklı kılıçlar elmaslar olan ölmüş bir pilota rastladığını bildirdi. Cesedin yanına giden yetkililer paraşüt ipinin çekilmediğini aldığı yaralar itibariyle
uçan bir parçasına vurduğunu raporlara geçtiler. 

Hans Yuakim Marcel ölümü uzun bir süre Almanya'da saklandı. Günümüzde bazı araştırmalarda Hans Yuakim Marcel ölümüyle ilgili farklı bulgular olduğu geçmektedir. Ve özellikle bir ajan tarafından uçağın sobote edilmiş olabileceği üzerinde durulmaktadır. Diğer bir farklı öngörü ise Marsilyum tarafından vurulduğu, Almanların propagandayı engellemek için düzmece bir kaza raporu hazırladığı yönündedir. Ama bu iki öngörü hakkında da netleşmiş bir kanıt. Henüz sunulmamaktadır

Hans Yuakim Marcel hayatı savaş bittikten sonra 1957  yılında Ders Tempfor Afrika yani Afrika'nın yıldızı filminde kurgusal olarak canlandırılmıştır. Ama filmin Almanca ve İtalyanca versiyonları bulunmakta maalesef ki

Son pilot ise ilginç kılan özelliği ise uçağının 12 kez Ciddi şekilde vurulmasına rağmen hiç paraşütle atlamamış ve uçağını her seferinde yere indirmiş olmasıdır. Bu inişler sırasında sadece bir kez esir düşmüştür. Toplamda 176 ı uçak düşürmüş olan savaş sonrası Almanya Hava Kuvvetleri'nde de aktif şekilde rol almıştı ve NATO görevlerinde bulunmuştu. Bir diğer önemli özelliği ise savaştan sağ kurtulmasına rağmen savaşın izini ömür boyu taşıyacak olmasıydı
Savaşın sonuna doğru sağ kalan tecrübeli pilotların oluşturduğu M 262  biriminde görev alan bu uçak ile 6 zafer daha kazanmıştı. Fakat 18 Nisan 1945 günü M 262  kalkış yaparken tekeri patlayan uçak Münih Hava Üssü yakınlarına düşmüş
sağ kurtulmuştu ama aşırı yanıcı jet yakıtı yüzünden vücudunda çok ciddi yanıklar oluşmuştu. Özellikle göz kapakları yandığından iki yıl boyunca ameliyatlar geçirmek zorunda kaldı.

Çok inatçı bir yapısı olan uzun tedaviler sonunda bunu atlatmayı başarmıştı ve İngiliz bir cerrah tarafından yapılan son ameliyat ile görme yetisini yerinden kazanmıştı. İkinci Dünya Savaşı boyunca 1000 göreve çıkmış 176  zaferin 152  doğu cephesinde kazanmıştı

Fransa ve Britanya savaşlarına katılmış pilot Doğu Cephesi'nde 31 Ağustos 1941 günün 100ncü zaferine ulaşmıştı ve yüzüncü zafere ulaşan 18 inci pilottu. Başarılarından dolayı meşe yapraklı kılıçlar şövalye haçına layık görülmüştü. Aslında İkinci Dünya Savaşı'ndaki önemli Alman pilotlardan olsa da günümüzde soğuk savaş döneminde Almanya'ya yaptığı katkılardan daha çok bahsedilmektedir. 

Amerika Birleşik Devletleri'nin Soğuk Savaş döneminde Batı Almanya'ya verdiği F 14  start Fighter Avcı bombardıman uçaklarının gelişimi için önemli katkılarda bulunmuş ve bu uçakla ilgili yapılan kazaları incelemeye başlamıştır. Sorunun uçaklarda değil Amerika Birleşik Devletlerinden gelen pilotların verdiği eğitimlerde olduğunu anlamıştır. Yoğun bir eğitim programı hazırlayan eğitimleriyle F14 uçaklarındaki kaza oranları oldukça azalmıştır. Batı Almanya Hava Kuvvetleri Komutanı gibi görevlerde bulunan
1971  ve 1974 yılları arasında ise NATO askeri komutanlık başkanlığı yapmıştır.