Türkiye Cumhuriyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye Cumhuriyeti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2024 Pazar

Atatürk'ün Açmak İstediği Fabrikalar


10 
Kasım'da 09:06 yatağından doğruldu. Uzun süredir devam eden hastalığından kurtulmuş olduğu için oldukça mutluydu

Çünkü çalışmadan öylece yatmanın hayatının hiçbir anında yeri yoktu. Hasta yatağında olduğu için katılamadığı ve çok üzüldüğü 29  Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek amacıyla

Gazeteleri okumaya başladı. Ardından yabancı gazetelerin manşetlerine göz gezdirdi. Sürekli olarak tekrar ettiği İkinci Dünya Savaşı çok yakında çıkacak. Söylemini tekrar düşündü


Zamanında hasta yatağında Afet İnan'a şunları söylemişti. Dünya bir harbe doğru gitmektedir. Bu ateşin içinde bizim memleketimiz kritik anlar geçirebilir. Ittifaklarımız henüz kökleşmedi 
onun için bizim milletçe iktisaden çok kuvvetli olmamız lazımdır. Ekonomik plan gecikilmeden yapılmalıdır. Daha sonra genel sekreterinden de iç ve dış olaylara dair malumat aldı

tabii ki elinde Türk kahvesi ve bağdaş kurmuş bir vaziyette oturarak. Hastalığı sırasında Başbakan Celal Bayar gelmiş. Yeni kalkınma planlarıyla ilgili konuşmuşlardı


hastalığı sebebiyle dinlenmesini isteyenlere şu cevabı vermişti. Biliyorum doktorlar yine istirahat tavsiye etmişlerdir. Memleketin en önemli ve en esaslı işlerini konuşuyoruz. Bunlar beni yormuyor. Bilakis hayat veriyor

Bu cevabından sonra hasta yatağında çalışmalarına devam etmişti. 1938 , 1942 kalkınma planının üç ana unsuru vardı


Kısaca üç siyah olarak adlandırılan kömür, demir çelik ve petrol üzerine inşa edilecek olan Maden ve Kimya Sanayi'ydi. Ek olarak yurt içinde talebi düşük, yurt dışındaysa tüketimi fazla ürünleri işleyip satmak için çalışmalar yapılmıştı

Iyileştiği gün bu çalışmalara tekrar göz attı. Bu kalkınma planı toplamda 90  fabrikayı içinde bulunduracak olan sanayi tesisleriydi. Içlerinde neler yoktu ki

şark kromları işletmeleri, Ferlikrom Sanayi, Ergani Bakır Madeni İşletmesi, Kuvarsan, Murgur, bakır maden işletmeleri, krom ve bakır dışı metal madenleri işletmeleri, Ereğli Taşkömür havzası işletmesinin genişletilmesi


Kütahya Linyit Havzası İşletmesi. Kütahya mıntıkası elektrik santrali. Zonguldak mıntıkası, elektrik santrali. Cürüf çimento sanayi. Ateşe dayanıklı malzeme sanayi. Ekmek ve un sanayi

büyük zeytinyağı rafineri. Yaş ve kuru meyve sanayi ve ticareti. Et sanayi, soda sanayi, reçine sanayi, morfin sanayi, gül yağı sanayi, gliserin, yağ asitleri ve sabun sanayi

petrol rafinelleri, sentetik benzin sanayi, azot sanayi, makine ve madeni eşya sanayi. Ölçü sanayi, teneke ve boru sanayi. Deniz sanayisi ve ticareti. Su mahsülleri sanayisi ve ticareti


Yurdun doğusundan batısına doksandan fazla fabrika açılacaktı. Iş alanları genişleyecekti. İkinci Dünya Savaşı öncesi içte ve dışta kuvvetli olmak amaçlanmıştı. Aylar ilerliyordu

İkinci Dünya Savaşı gün geçtikçe yaklaşıyordu. Atatürk, hastalığında söylediği cümleyi Başbakan'a tekrar söyledi. Ne yapın, edin, yatırımları hızlandırın. Savaş yakındır. Daha sonra ülkeyi güvenlik çemberine aldığı anlaşmaları sağlamlaştırmak için


Mecliste çalışma ve dış devletlerle dostluk bağlarını güçlendirme önerisinde bulundu.
Trakya'dan gelecek düşmanı Balkan Paklı'yla boğazlardan gelecek saldırıyı Montrö Boğazlar Sözleşmesi'yle

doğudan gelecek saldırıyı önlemişti. Ama ne olursa olsun orduyu daha da güçlendirmek şarttı. Mareşal, Fevzi Çakmak'la görüştü. Tedbirler sıklaştırılmalı ve oldukça başarılı geçtiğini bizzat gördüğü

Ege ve Trakya manevralarının tekrar yapılmasını istedi. Manevraları bizzat kendisi yönetecekti. Bu sırada Fevzi Çakmak bir kere daha Trakya'dan gelen saldırıyı önlemek için yer altında bir hat kuralım önerisinde bulundu


Atatürk bunu hastalığında reddetmişti. Buraya harcanacak parayla yatırımlar yapılabilirdi. Harcanacak paranın boşuna olduğunu düşünüyordu. Geçmişte general Fahrettin Altay'a şöyle demişti

savaş oldum olası toprak üstünde yapılır. Ve toprak üstünde kazanılır. Yahut kaybedilir. Bu hat ne kadar güçlü olursa olsun ömrü bir muharebeninki kadar kısadır. Ben milletimin parasını bir kapris turunda toprak altına gömdürmem

Bin dokuz yüz otuz dokuz yılında Hatay Türkiye'ye katıldı. Hatay'ın katılmasıyla mutluluktan gözleri dolmuştu. Çünkü milletine verdiği bir sözü daha yerine getirmişti. Yıllar önce şöyle demişti


Milletime söz verdim. Hatay'ı alacağım. Namusum üzerine söylüyorum ki o Türk toprağını Fransızlara bırakmayacağım. Ben sözümü yerine getiremezsem milletimin önüne çıkamam. Yerimde kalamam. Hatay benim namusumdur

Hatay'a tren seyahati yaptı. Vatandaşların müthiş coşkusu üzerine oldukça duygulandı. O sırada trende bir plak çalıyordu. Hastalığı sırasında kızına söylediği şu cümleler tekrar aklına geldi


Gökçen, ben bu toprakları çok seviyorum. Yurdumun toprağını, dağını, taşını, havasını, insanlarını seviyorum. Bazı şarkılar bana bir gün bu insanlardan kopacağımı hatırlatıyor. Işte o zaman içime bir ateş düşüyor

ve bu ateş sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor. Unutma ki Mustafa Kemaller de insandır. Ve onlar da zaman zaman ağlamak isterler

Hatay ziyareti bitmişti. Gelişen teknolojilerle birlikte temelleri 1920 atılan uçak sanayinin geliştirilmesi emrini verdi. Dış ülkeden ucuza uçak alabiliriz

önerilerini yıllar önce söylediği şu sözlerle reddetmişti. Eskimiş teknolojileri değil, en yeni teknolojiyi ülkemize getirmediğimiz sürece yabancı ülkelere bağımlı olmaktan kurtulamayacağız

Bunun için mümkün olduğu kadar kemerleri sıkarak Kendi yağımızda kavrularak ya da yeni parasal kaynaklar yaratarak çağdaş teknolojilerin en yenilerini topraklarımıza taşıyacağız. Eski teknolojileri bize kolaylıklar tanıyarak getiren yabancı devletlerin kurnazlıklarını anlamamak için insanın ya kör ya da aptal olması gerekir. Biz yeni ve genç bir Türkiye kuruyoruz. Geri kalmış teknolojilere gereksinimimiz yoktur. Ya en yenisini kurarak onlarla boy ölçüsünüz ya da biraz daha sabreder bunu yapabilecek güce erişmemizi bekleriz

Cumhurbaşkanı olarak kaldığı Çankaya Köşkü'nde sürekli bilim ve fikir insanlarını ağırlıyordu. Yine bir gece eğitimcileri ağırladı. Okullaşma üzerine konuşuldu
daha çok okul, daha çok öğretmen, daha bilinçli bir halk başlıkları üzerinde duruldu. Eğitim konusunda konuşmaktan ve eğitimle ilgili çalışmalar yapmaktan zevk alıyordu. Zaten yıllar önce şöyle demişti
Eğer cumhurbaşkanı olmasaydım eğitim bakanlığını almak isterdim. Bu vesileyle köylerde eğitimin yaygınlaşması ve eğitimin daha da milli bir hal alması için Milli Eğitim Bakanı'na emirler verdi. 1940 yıllara geldiğimizde İkinci Dünya Savaşı başlamıştı önceki yıllarda her zaman tekrarladığı gibi tarafsızlık yolunu takip etti. 

Savaşın başlayacağını öngörüp, hızlandırılan yatırımlar ülkeye artı değer katmış, her köylüye toprak verme projesi başarıyla devam etmiş

Köy okullarının çoğalmasıyla toplumun eğitim seviyesi her geçen gün artmıştı. Ülke tam bağımsız bir şekilde emperyalist güçlerin pençesine girmeden kendi bölgesinin önemli uygar bir gücü olmuştu
Fakat öyle ya da böyle o an elbet gelecek ve sizin bizim gibi insan olan Atatürk de hayata gözlerini yumacaktı. Ömrü daha uzun olsa büyük ihtimalle
Devrimler daha oturaklı, halk daha fazla refah içinde devlet de daha varlıklı olacaktı. Atatürk'ten sonra cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü ve sonrasındaki siyaset insanlarından Atatürk olmasını bekleyemeyiz
Doğrularıyla, yanlışlarıyla bugün onların da sayesinde cumhuriyetin yüzüncü yılına girdik. Son olarak içinizden keşke Atatürk biraz daha yaşasaydı fikri geçtiğinde aklınıza sadece onun şu cümlelere gelsin;

milletin bağrında temiz bir kuşak yetişiyor. Türkiye Cumhuriyeti'ni onlara bırakacağım. Ve gözüm arkada kalmayacak. Beni ne zaman görmek isterseniz aynaya bakın. Siz Türk çocukları benim birer parçamsınız. Ben de sizin


20 Ağustos 2023 Pazar

Ağrı İsyanı

 


Türkiye Cumhuriyeti 1923'te kurulduktan sonra Anadolu topraklarında bir cumhuriyet kurma girişimi daha olmuştu. 

1925  Şeyh Said İsyanı'ndan sonra isyancıların bir kısmı çevre vilayetleri, bir kısmı da çevre ülkelere kaçmışlardı. Sığınılan ve örgütlenilen başlıca yerlerden biri de Türkiye İran sınırıydı. Mayıs 1926'da Yusuf Taşo adamları İran sınırına geçip Ağrı Dağı'na gelmiş ve civar köylerden hayvanları çalıp adeta kendilerine dokunulmaz ilan etmişlerdi. Bunun üzerine bölgeye ön inceleme amacıyla giden 28 nci piyade alayı Sorunun beklenenden büyük olduğunu görüp birkaç çatışmadan sonra geri çekildi. Çatışmada birçok asker şehit oldu. Bu geri çekilme, isyanın büyümesine sebep olacaktı. Isyancılar Türk askerini püskürttük. Türk askerini ezdik diyorlardı

Şeyh Sait'in intikamı alınıyor söylemlerine Milliyetçi söylemlerin de eklenmesiyle isyana, broheski tello ve eski Osmanlı Yüzbaşısı İhsan Nuri Bey de katılmıştı. Bu ise Bu isyan dini bir ayaklanmadan ziyade milliyetçi bir ayaklanmaydı. Ilerleyen günlerde askeri birlikler geniş çaplı bir taarruz planı yaptı. Fakat bunun haberini alan isyancılar birkaç kişilik gruplar halinde tepelere yerleştirdiği adamlarıyla askerleri oyalayıp İran'a kaçtılar. 

Isyancıların varlıklarını sürdürdüğü her ay katılımlar daha da fazla artıyordu. Bu süreçte sürekli girip çıktıkları İran sınırı onlara adeta dokunulmaz bir zırhın içine alıyordu. İran hükümeti isyana destek olmamıştı

Ama sınırdan geçenlere de bir şey dememişti. Düzenlenen taarruzlar sonucunda ülkede isyancı kalmamıştı. Ama İran sınırında toplu bir grup oluşturmuşlardı. Üstelik bölge şartlarına alışkın olduklarından dolayı çatışmalar sırasında üstün geldikleri doluyordu. Fakat bu vurgaç taktiğinin uzun süre başarılı olmayacağını ve kendilerini hedeflerine ulaştırmayacağını düşünen isyancılar mücadeleyi başka alanlara taşıdı. Destek için dış yardım talebinde bulundular


Tam bu sırada Kürt Ermeni dayanışmasını temsilen kurulan cemiyeti devreye girdi. Isyanı dünyaya tanıtacak ve cumhuriyeti kuracak örgüt belli olmuştu. Dönemin gazeteleri Kürt Cemiyeti teşkilatıyla Ermenilerin birleştiği anlaşılıyor 
başlıklı yazılar yayınlamaya başlamışlardı. Hoybun Cemiyeti ve Asiler planlı şekilde hareket etme yönünde hemfikir oldular. Türkiye sınırlarına yakın yerlerde toplantılar yaptılar. Örgüt binaları kurdular

Bu toplantılara Ermeni Taşdak Cemiyeti'nden emrizyon ve Aris, İngiltere'yi temsilen de Yüzbaşı katılmıştı. Türk basınına göreyse ünlü ajan Laurran, isyanı, Bağdat'ta hoca kılına girerek tetiklemekteydi. İngiliz yüzbaşı Ermeni ve Kürt isyancılara şunları söyleyecekti. İngilizler Kürtlere para yardımının yanında silah ve mühimmat yardımı yapacaklardır. Masturiler Kürt kıyafeti giymek suretiyle Kürtlerin yanında isyana katılacaklardır

Yine bu toplantıda Yunanistan ve İtalya'dan gelecek silah yardımları görüşülmüştü. Cemiyetinin ortaya çıkmasıyla silahlı direniş uluslararası bir boyut kazanmış ve Kemalist Türkiye karşısında kim varsa temasa geçilmişti

temasa geçilen ekiplerden biri de temmuz 1928 raporuna göre ihtilali mukaddes cemiyetiydi. Paris'te bulunan bu cemiyet hilafet yanlısı eski Osmanlıları temsil etmekteydi. Bu cemiyetle de anlaşmalar yapılmıştı

Van, Bitlis ve Erzurum'da Ermeni hakimiyeti kabul edilecek. Kürtlere özerklik değil, tam bağımsızlık verilecekti. Yönetim kadrosuyla iş birliği yapılmış olsa da eski Osmanlı'yı arzulayan bir kısım memur ve kanaat önderi Ermeni ve Kürtlerle iş birliği yapıp Anadolu topraklarını onlara bırakmaktansa Mustafa Kemal'le beraber savaşırız diyerek desteğin sınırlı bir düzeyde kalmasını sağlamışlardır. Mesela Rizeli Ebu Rahrar Hasan Efendi şöyle söylemiştir. Vallahi billahi şimdi Mustafa Kemal'e muhalifim bu hareket tahakkuk etsin. Onun en büyük dostu ve fedaisi olacağım. Ben hürler fedailer babasıyım. Benim Rize'de sözüm geçer. Bir çete teşkil eder, Ağrı Dağı'nı başlarına yıkarım


Müslümanlık başka, Mustafa Kemal Paşa'ya darılmak başkadır. Bu dargınlık meselesini biz aramızda hallederiz. Aile meselesidir. Vatanın bir zerresine canım feda olsun

Fakat Hoybon Cemiyeti yine de aldığını almış, isyanı dünyaya duyurmuş, gerekli silahları toplamış ve özellikle birçok aşireti isyana destekler seviyeye getirmişti. Bunda isyanın uzun yıllara yayılmasının da etkisi oldukça fazlaydı

Çünkü Türk ordusu karşısında toplu bir düşman göremiyordu. Üstelik isyancılar ilerleyen yıllarda yanlarına ailelerini de almış ve tüm Kürt halkını ayağa kaldırmak amacıyla propaganda çalışmalarına başlamıştı. Onlara göre kadın, yaşlı, herkes ayaklanmaya katılıyor ve bağımsızlık istiyordu. Fakat bu ayaklanmaya katılmayan Kürt aşiretler, katılanlardan daha fazlaydı. Yine bölgedeki Türkmenler de ayaklanmalara katılmamıştı. Cemiyeti İngilizlerden aldığı bir telsiz şebekesiyle bir matbaayı Ağrı Dağı'na göndererek isyanın başkomutanı İhsan Nuri Bey'in emrine vermiş ve gazete çıkarılmasını sağlamıştı. Isyancılar Ağrı'da bir cumhuriyet kurduklarını ve bir bayrağa sahip olduklarını belirtip Dış ülkelere mektuplar yollayarak tanınma taleplerinde bulunmuşlardı. Türkiye Cumhuriyeti 1929 yılına kadar defalarca bölgeye operasyon gerçekleştirmiş fakat bu operasyonlar isyancıların açık olan İran sınırından içeri girip Türk ordusundan kurtulmasıyla noktalanmıştır


1929 yılının sonlarına doğru isyancılar yolları bozmaya, demir yollarının demirlerini sökmeye, bölge halkının mallarını daha fazla gasp etmeye başlamıştı. Onların görüşüne göre 
Yol yapımı devletin egemenliğinin bölgeye daha rahat getirilebilmesi ve orduların rahat hareket edebilmesi içindi. Hayvan kaçakçılığı on, on beş küçükbaştan, yüz iki yüz küçükbaşa çıkmıştı. Çünkü isyancılar bu hayvanları İran'da satıp Operasyon için kaynak oluşturmaktaydılar. Devlet birkaç kez isyancılarla buluşmuş, af konusunu görüşmüş, fakat işin hareketinin liderleri bunu reddetmiştir. Çünkü planları oldukça iyi işlemektedir

Hedefleri bağımsız bir Kürt devleti kurmaktır. Fakat dış devletlerin kışkırtmasıyla ne kadar bağımsız olacaklardır o başka mesele. Taarruzlar sırasında Türk ordusunun birçok uçağa düşürülmüştür. Mesela tayyare bölüğü komutanı pilot yüzbaşı Selahattin Üsteğmen Abdurrahman Şerif zorunlu iniş yapmış. Uçakları secde tarafından parçalanmış, çeşitli işkenceler yapılmıştır. Isyancılar da bu süreçte çok kayıp vermiş.


Fakat isyana katılan yeni aşiretlerle mevcutları sürekli dengelenmiştir. Cemiyetine, İngiltere, Suriye ve İran destek vermiş, örgütlenmelerini sağlamıştır. Isyan artık dış basında yazılıp çizilmeye başladığında 
Atatürk, Aralık 1929 Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Birinci Genel Müfettiş İbrahim Talibey'le geniş bir değerlendirme toplantısı yapmıştır. Artık sorunun çözülmesi için kesin tedbirler uygulanması kararlaştırılmıştır.

Artık meseleye Mustafa Kemal Atatürk el atmıştır. Çünkü o yıllarda yaşanan ekonomik kriz sebebiyle hazır olan para da bölgedeki isyanları bastırmaya gitmektedir. Bugünden sonra konuya halkın ilgisini çekmek için basına sert demeçler verilir, isyancılaron hareketleri sert bir şekilde eleştirilir. Atatürk en güvendiği arkadaşlarından biri olan Salih Paşa'yı yapılacak hareketler için 9ncu kolordu komutanlığının başına getirir. Derhal İran'a nota verilmesini ve açıktan isyancılara verilen desteklerinin son verilmesini ister. Verilen notadan basına şu bilgiler iletilmiştir. 

İran Hükümeti'nin eşkıyaya erzak ve silah vermek suretiyle açıktan açığa yapmaktan çekinmediği yardım keyfiyeti layıkıyla tespit edilmiş ve Türk efkarı umumiyesinin en geniş manasıyla duyduğu infial ve asabiyete tercüman olan hükümetimiz Tahran hükümetine oradaki sefilimiz Mahmut Şevket Bey vasıtasıyla bir nota vermiştir.

Atatürk'ün durumu ele almasıyla yapılacak askeri plan da bellidir. Ne olursa olsun İran sınırı geçilecektir. Ağrı Dağı'nın Türkiye tarafında kalan kısmından genel taarruza geçilecek asilerin her zamanki gibi İran'a kaçması sağlanacak
kaçış yönünde gizlenen Türk askerleri sınırdan kaçmaya çalışan asileri şoka uğratıp savunmasız kalmasını sağlayacaktır. Bu durumda asiler yukarıya. Sovyet Rusya sınırına girecek fakat asilere olan İngiliz desteği sebebiyle sınırlarını asilere kapatmış olan Sovyetler de kaçmalarına imkan tanımayacaktır. Plan uygulanma arefesindeyken Ağrı Dağı harici birçok yerde İhsan Nuri Paşa ayaklanma çıkarılmasını sağlar. 

Amaç
Hedef şaşırtmak, askerleri bölgeden uzaklaştırmaktır. Bu isyanlara Şeyh Sait İsyanına katılıp idam cezası verilmeyen bazı aşiretler de katılır. Bu isyanlar çok sert bir şekilde bastırılır.

Birçok aşiret, başka bölgelere zorunlu olarak göç ettirilir. Bu göçler sırasında elbette suçsuz kişiler de göçe tabi tutulur. Fakat o gün ve o şartlarda bunun ayrımını yapabilmek ne kadar gerçekçidir? Atatürk olayın derhal bitmesini istemektedir

Çünkü Batı'da da sürekli can sıkıcı demeçler veren bir Mussolini vardır. İran sınırına girmek için verilen notaya istenen yanıt gelmeyince Atatürk bu durumda bir zafiyet olduğunu düşünerek İran Tahran elçimiz Menduh Şevket Esendal'ı görevden geri çağırır.

Kurtuluş Savaşı'na çıkarken yanında bulunan asker kökenli sert yaratıcılığı tuttuğunu koparan, iş bitiren ve kendisine çok yakın olan Hüsrev Gerede'yi bölgeye elçi olarak atar. Hüsrev Gerede, İran'a gitmeden önce Yalova'ya Atatürk'ün yanına gelir. Yapması gerekenler bizzat Atatürk tarafından kendisine gazeteciler huzurunda iletilir. Atatürk Hüssev Gerede'nin yanaklarından öper. 
Hüsrev Pasaportun cebindedir. Fakat dönmeni değil, orada kalmanı, durumu dostane bir biçime sokmanı, sınır işlerini de çözümlemeni isterim. Bugünkü Türkiye Cumhuriyeti devlet adamları mazinin manasız kör dövüşlerini bilir. Onu hiçbir sebep ve suretle asla tekrar etmek istemez. Der

Aslında burada söylenen açıktır. Git ve işini halletmeden dönme. Bizler gerekirse dövüşmeyi de biliriz. Bu görüşmeye basının davet edilmesi Atatürk'ün sert stratejilerinden biridir. 

Olay Sonra basın bu olayı manşetinden düşürmez, dış devletlere konu hakkında Türkiye'nin kararlılık tutumu yansıtılır. Yıllar sonra bu tavrı Hatay konusunda da uygulayacak, hem kendi hükümetine, hem dış devletlere basın aracılığıyla mesajlar verecektir. Bu gelişmelerden sonra İran'dan 11 Ağustos 1930  tarihinde cevap gelir. Türkiye'yle iş birliğine hazırız. Bugünden sonra Türk birlikleri Ağrıya saldırılarını arttırarak devam ettirir

Özellikle Asilerin yiyecek ve su ihtiyaçlarının karşılandığı bölgeler ele geçirilir. Yerel aşiretlerden de artık asilere destek gelmemeye başlar. Tehditle alınan birçok erzak da bitme noktasına gelmiştir. Üstelik isyancılar arasında yer alan birçok farklı aşiret de kendi aralarında sürtüşme yaşamaya başlamıştır. Eylül 1930 yılında gerçekleşen son darbe saldırısında birlikler Ağrı Dağı'na doğru hücuma geçer. Tam bu esnada İran sınırını geçen ikinci birlikten askerlerimiz isyancıların kaçış alanını kapatır. Alan, gün gün daraltılıp, asiler grup halinde etkisiz hale getirilir. Isyancılarla beraber bulunan Ermeni Taşnak temsilcisi gelişmeler karşısında İhsan Nuri Bey'e
Şu öneriyi yapar. Eğer biz 24 saat içinde Ağrı'yı terk etmezsek hepimiz Türklerin eline geçeceğiz. Isyanın öncülerinden olan Broeski Tello bütün kadın, çocuk ve ihtiyarların öldürülmesi fikrini ortaya atar. Isyancılar aileleriyle birlikte gelmiştir
Ve Türk askerinin ilerleyişi sonrası bir kısmı ailelerini düşünmeye başlamıştır. Ona göre bütün bağları korkmuş savaşçılar daha iyi direnecek ve savaşacaktır
üstelik daha az insanın karnı doyurulmak zorunda kalınacaktır. Fakat bu karar büyük bir tartışmayı beraberinde getirir. Yapılan tartışmalar sonunda bir sonuç elde edemeyeceğini anlayan eski tello kararlılığını göstermek için kendi ailesinden 10 kişiyi öldürür kendisine müdahale edilir ve bir yolu bulunup bölgeden uzaklaştırılır. Başkomutan İhsan Nuri de Ağrı Dağı'nı tamamen bırakıp başka bir bölgeye geçip toplu halde direnmeyi önerir. Fakat kapan kısılmış her taraf tutulmuştur. Yine de
İhsan Nuri Bey çok az bir grupla İran sınırına kaçmayı başarır. Fakat geri kalan birçok asi ve ailelere çoğunlukla uçakların bazen de makineli tüfeklerin hedefi olurlar
maalesef kurunun yanında yaş da yanmıştır

Fakat göz göre göre bir köye gidip toplu bir kıyım söz konusu değildir. Ermeniler bu olaylarda çok az kayıp vermiş olan Kürt kökenli insanlar olmuştur. Olaylara Fetih El Arap gazetesinin gözüyle bakacak olursak 21 Ekim 1930 tarihinde şöyle yapmışlardır. Kürtler ezildiler onları ateşe sürenler için Türkler veya Kürtler ezilsin mühim değildir. Türkler bu başarıyla övünmezler. Çünkü ölen kardeşleridir. Kürtler iyi ders aldı. Gördüler ki yabancı vaatleri bir yere kadar gelir. Felaket baş gösterince ortada görünmezler.

Bu harekette Ermenilerin rolü büyüktür. Kürtler unutmasın ki şerefli ve dolu Türk tarihinden ayrılarak ecnebi boyunduruğuna girmek feci bir gaflettir
Kendi menfaatlerini arayan bir takım halisler, ecnebi yardımlar ve cemiyeti akvam sözleriyle masum Kürtleri kandırdılar. Onları isyana teşvik ettikten sonra onları bırakıp kaçtılar. Ilerleyen günlerde küçük ve büyük Ağrı Dağı tamamıyla Türk ordusunun kontrolüne girdi.

Türk birlikleri tarafından kontrol edilen bu bölge resmi olarak 23 Ocak 1932  imzalanan uzlaşma, adli tesviye ve hakem anlaşmasıyla İran tarafından resmen Türkiye'ye bırakıldı.

İlerleyen zamanlarda İran'dan gelecek yeni bir isyanın önüne geçilmiş oldu. Atatürk'ün elçi olarak atadığı Hüsrev Gerede verilen görevi layıkıyla yapmıştı. Mustafa Kemal Paşa da doğu sınırlarımızda genel asayişi ve milli birliği bozmak
Şaki ve asileri imha edenleri takdir ve tebrik ederim demişti. 1932 yılında isyancıların yargılanması Adana Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapıldı. Mahkeme çalışmalarını kısa bir zamanda tamamladı

34 kişi idama mahkum edildi. Birçok kişi isyana katılmasına rağmen bir süre sonra afla beraat etti. Fakat hepsi başka bölgelere sürüldü. Sürgün yiyen bazı kişilerin anlattıklarından dinlediklerimize göre bir kısmı hükümete, bazıları bizzat Atatürk'e yazdığı mektuplar sonrası doğdukları topraklara geri döndüler. Bölge 1937  Dersim isyanına kadar nispeten sessiz kalacak. Cumhuriyet hükümeti bölgeye okul, sağlık kuruluşu ve demir yolu yapmaya devam edicekti. 

Mustafa Kemal Atatürk'ün yazmış olduğu mektubun şu dizileriyle bitirelim. Kürtlerin devletten ayrılarak İngilizlerin himayesinde bağımsız Kürdistan kurmaları teorisini tasvip etmem Çünkü bu teori muhakkak Ermenistan lehine İngilizler tarafından tertip edilmiş bir plandır.