Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2024 Pazar

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK Sözleri

 


  • Softa sınıfının din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler. İğrenç kimselerdir. İşte bu duruma karşıyız ve buna müsaade etmiyoruz.

  • Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir.

  • Din bir vicdan meselesidir

  • Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti’dir.

  • Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.


  • Ancak, ulusun hayatı tehlikeye girmedikçe, savaş bir cinayettir

  • Öğretmenler ! Yeni nesil sizlerin eseri olacaktır.

  • Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz

  • Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır.

  • Hayatı ve özgürlüğü için ölümü göze alan bir millet asla yenilmez

  • Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır


  • Türkiye'nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır.

  • Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır.

  • Türkiye Cumhuriyeti mesut, muvaffak ve muzaffer olacaktır.

  • Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet idaresidir.

  • Hiçbir şeye ihtiyacımız yok, yalnız bir şeye ihtiyacımız vardır; çalışkan olmak!


  • Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklale timsal olmuş bir milletiz.

  • En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.

  • Taş kırılır, tunç erir ama Türklük ebedidir

  • Millî hedef belli olmuştur. Ona ulaşacak yolları bulmak zor değildir. Önemli olan, çetin olan o yollar üzerinde çalışmaktır. Denebilir ki hiçbir şeye muhtaç değiliz. Yalnız tek bir şeye çok ihtiyacımız vardır: Çalışkan olmak. Toplumsal hastalıklarımızı incelersek temel olarak bundan başka, bundan önemli bir hastalık keşfedemeyiz; hastalık budur. O halde ilk işimiz bu hastalığı esaslı bir şekilde tedavi etmektir. Milleti çalışkan yapmaktır. Servet ve onun doğal sonucu olan refah ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır

  • Hürriyet olmayan bir memlekette ölüm ve çöküş vardır. Her ilerleyişin ve kurtuluşun anası hürriyettir


  • Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.

  • Bir ulus sanattan ve sanatçıdan yoksunsa, tam bir hayata sahip olamaz.

  • Hayatı ve özgürlüğü için ölümü göze alan bir millet asla yenilmez

  • Şuna inanmak gerekir ki, dünya yüzünde gördüğümüz her şey kadının eseridir.

  • Egemenlik verilmez, alınır.

  • Hayatta en hakiki mürşit ilimdir.


  • Yurtta sulh, cihanda sulh.

  • İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik, geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu "ben" kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni hayat ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim teşebbüslerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur!

  • Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.

7 Nisan 2024 Pazar

Hitler'in Atatürk'e Yolladığı Film

 


Hitler Almanların yoğun olarak yaşadığı Avusturya'nın sınır kasabalarından birinde gözünü açtığında yıl 1889 gösteriyordu. Babası sıradan bir vergi memuruydu. Baskın bir karakterdi. Ve Hitler'in hayatını şekillendirme arzusundaydı

Fakat 1903 yılında vefat ettiğinde Hitler artık daha özgürdü. Hitler artık kendi kişiliğini bulmaya başlamıştı. Okulla arası pek yoktu.

Fakat tarih dersine ilgi duyuyordu ve olmazsa olmazı resimdi. 1907, 1908 yıllarında Viyana'ya gitmiş, ressamlığa başvurmuş fakat kabul edilmemişti. Aynı yıllarda Mustafa Kemal de ülkenin geleceğini kurtarmak arzusuyla cemiyet açmış


Fakat cemiyeti bir süre sonra İttihat ve Terakkiyle birleşmiş, haliyle o da İttihat ve Terakki'ye katılmıştı. Okuyor, araştırıyor, ülkesi için çıkış yolu düşünüyordu

yine aynı yıl kıdemli yüzbaşı olmuştu. Genç Hitler ise 1900 yılların başlarında sosyal çevresini genişletmiş, farklı fikirlerle buluşmuş ve diğer ırklara özellikle de Yahudilere karşı Içinde bir öfke başlatmıştı. Toplumdaki konumlarını hak etmediklerini düşünüyordu. Bir yazısında şöyle demişti. Ne zaman bir tiyatro gösterisi bir müzik abartılırsa Yahudi yapımı bir şey olduğunu görüyordum

Bu abartanlar da Yahudilerdi. Birçok alanı ele geçirdikleri için tüm alanlarda birbirlerini kayırıyorlardı. Güzel bir Alman yapıtı on üzerinden beş almazken Yahudi yapıtları on alıyordu. Bu yüzden bir antisemitist olmaya karar verdim

Hitler geçimini resim yaparak sağlamaya çalışmakta ve genellikle fakirlik çekmekteydi. Bu sırada Avusturya nüfusuna kayıtlı olduğu için Avusturya Ordusu tarafından askere çağrıldı. Fakat o orduya gitmek yerine Almanya'ya gitti


Bir süre sonra yakalanıp Avusturya Ordusu'na girse de fiziken yetersiz olduğu için askerliğe alınmadı. Ve tekrar Almanya'ya döndü. Kader adeta onu Almanya'yla birleştiriyordu.

Mustafa Kemal de aynı yıllarda Trablusgarp'ta ve Balkanlar'da cephe cephe geziyor, tecrübe kazanıyordu. 1914, Birinci Dünya Savaşı başladığında Hitler, içindeki Alman milliyetçiliğinin etkisiyle savaşa Alman ordusuyla katılmak için varmış ve talebi kabul görmüştü. Genelde cephe gerisinde postacılık yaptı. Fakat görevini iyi yapıyordu. Hızlıydı, azimliydi. Mustafa Kemal de cephelerde gösterdiği kahramanlıkla ününe ün katıyor,

Ismi gazetelerde şehir toplantılarında anılıyor. Büyük kahraman diye hitap ediliyordu. Bir dönem Mustafa Kemal veliad Vahdettin'le birlikte Alman İmparatorluğunu ziyaret ve cepheleri gezmek için Almanya'ya gittiğinde


belki de ikili ilk defa birbirlerine konum olarak bu kadar yakınlaşmıştı. Çünkü Hitler'de o sırada Almanya için cephedeydi. Sonuç olarak Osmanlı Devleti de Almanya'da savaşı kaybetmişti

savaş bittiğinde Hitler Onbaşı, Mustafa Kemal Paşa'ydı. Hitler'in kitleleri arkasında sürükleyecek bir kahramanlık hikayesi ve bir karizması yoktu. Bir gaz saldırısında geçici körlük yaşamış, iki savaş nişan almıştı. Fakat Mustafa Kemal

Malum İmparatorluğun karizmatik lideriydi. Vatanseverdi. İstanbul'u kurtaran komutan olarak anılıyordu. Aldığı madalyaların hepsinde bir cephenin izi beraber savaştığı arkadaşların kanı vardı

Mustafa Kemal Osmanlı'nın rakipleriyle yapmış olduğu anlaşmanın milletin ölüm fermanı olduğunu biliyor ve buna karşı çıkıyordu. Neticede isyan çıkardı. Halkı arkasına alıp Milli Mücadele başlattı. Ve küllerinden bir devleti

halkıyla birlikte yeniden yarattı. Almanya'da bu süreci çok yakından ve şaşkınlıkla izlemişti. Almanlar anlaşma sonrası teslim olmuşken elbette birçok milliyetçi gibi Hitler'de bu durumdan oldukça etkilenmiş ve defalarca biz neden direnmedik sorusunu kendine sormuştu. O günlerde Almanların ortak görüşünü şu gazete yazısıyla anlayabiliyoruz. Almanlar şöyle diyordu

Almanya, eski müttefikinin durumunu düzeltmesinden ve 1918 yılının galip devletlerinin Türkçülük önünde diz çökmesinden açıkça memnundur

Hitler bu yıllarda siyasete girmişti. Etkili bir hitap gücü vardı. Yerelde kısa sürede ün yapmaya başladı. Üye olarak girdiği partide liderlik konumuna yükseldi. Konuşmalarında sürekli olarak savaş sonrası imzaladıkları Versay Anlaşması'nı eleştiriyor

Halka umut validen sözler veriyordu. Çevresinde de bir grup asker toplamıştı. Savaş sonrası yeni şeyler duymaya ihtiyacı olan halk kitleleri yavaş yavaş Hitler'i benimsemeye başlıyordu

Hitler'de bu gelişmeden güç alıyor ve sonunu pek düşünmediği işlere kalkışıyordu. Mesela 1923'de Hitler hükümeti devirmek amacıyla adamlarıyla darbe yapmaya çalışmış fakat yakalanıp hapse atılmıştır. 1930 yılına geldiğimizde Hitler

yüzde 18'lik bir oy oranına ulaşmış ve iktidara göz kırpmıştır. Mustafa Kemal de Türkiye'de cumhurbaşkanlığının 7nci yılına girerken üniter bir devlet medeni bir toplum kurma yolunda ciddi adımlar atmış

devleti güçlendirmek için birçok ekonomik atılımlar yapmıştır. Üstelik akılcı bir politika izleyerek çevresiyle barış siyaseti yürütmektedir. Fakat bu yıllarda Almanya ve İtalya'da birtakım hareketler sezmekte,

Bu duruma dair öngörülerde bulunmaktadır. Seçim propagandası olarak geçmiş anlaşmaları yırtıp atacak olduğunu söyleyen Hitler, elbette iktidarı ele geçirdiğinde Avrupa'ya huzur değil, huzursuzluk getirecektir

Hitler'in üç hedefi vardır. Versay Antlaşması'nı ortadan kaldırmak, Almanları tek devlet altında toplamak ve Almanya'nın hayat sahasını büyütmek. Hitler iktidara gelmesiyle birlikte dış politikada adeta Almanya atağa geçmiştir

Türkiye'ye de birçok askeri heyet yollamış, ilişkileri geliştirmek, ticari anlaşmaları arttırmak istemiştir. Ticarette Türkiye'ye tek başına hakim olmak, Türkiye'yi kendine bağımlı kılmak için ciddi çalışmalar yapmıştır

Hitler tarafından Türkiye'ye yollanan heyetler Birinci Dünya Savaşı'nda Türklerle birlikte savaşmış kişilerdir. Hitler için Türkiye, hem konumu hem de ham madde kaynağı olarak önemlidir. Işte tam bu dönemlerde Hitler tarafından Mustafa Kemal'e bir film yolladı.

Şimdi 28 Mart 1933 Çankaya Köşkü'ne gidelim. Atatürk gün içinde düşünceliydi. Keçiören civarında gezinti yaptı. Kafasını dağıtacak bir şeyler bulması gerektiğini düşündü. Yaverine seslendi. Mutat sevap toplayınız. Akşam sofrada toplanıldı. Yenildi, içildi. Ülke sorunları tartışıldı. Kısa bir süre sonra konuklarına seslendi. Hadi kalkın.

Hitler bana bir film yollamış. Yukarı çıkalım da seyredelim. Önlerine düştü. Üst kata çıkıldı. Film başladı. Film Nazilerin henüz iktidarı almalarından önceki durumları gösteriyordu. Omuzlarda silah yerine uzun sopalar, Gayet düzgün ve gösterişli yürüyüşler. Sahne değişiyor fakat her sahnede daima Hitler yüksek bir yerde örgütünü kendi yöntemince selamlıyor. Film, hep tek düzelik içinde sürüp gidiyordu
Salon aydınlanınca Atatürk ve arkadaşları sofraya geçenler ve adet olduğu üzere Atatürk, arkadaşlarına nasıl buldunuz? Diye sorar. Herkes görüşünü belirttikten sonra Atatürk şunları söyler.

Efendim bu adam filmde gördüğünüz gibi lord icabı bir hamleyle işe başladı. Bugün Almanya'nın bütün askeri gücü onun elinde. Yarın harbe girişecektir. O ve onu taklit eden Mussolini harbe hazırlıkla meşguldür.

Evet, yakın bir gelecekte harbe dalacaklardır. Dalacaklardır. Çünkü asker değillerdir. Harp ne demek? Bilmezler. Harp bir felakettir. Ve hele bu iki müttefik için mutlaka ölümdür.

Talih Almanya'ya böyle bir toprak vermiştir ki o daima iki ateş arasında kalmaya mahkumdur. Körü körüne hesapsız, kitapsız bir nefis itimadı. Tamamen otomatik bir ordu sistemi. Ilk hamlede korkunç bir kuvvet tesiri yapacak.

Fakat bir kere bir tarafı sakatlandı mı tarumar olacak. O çalışkan millet yere serilecektir. Ortada ne Hitler, ne teşkilatı kalacaktır.

Mussolini'nden hiç hacet yoktur. O efendisinin ortadan kalktığı gün yok olacaktır. Atatürk'ün nöbet defterine baktığımızda da o gün Atatürk'ün film izlediğini görmekteyiz. Nöbet defterinde şunlar yazıyor.

Reisi cumhur hazretleri 14:00 uyandılar. Saat 16:00 Marmaray'ı keşif vurdular. 19:00 gece sineması seyrettiler. 03:30'da yattılar. Ruşen Eşref ve Reşit Saffet Bey'i kabul ettiler.

Hitler'in iktidarının ilk yılıyla birlikte Avrupa'da gergin bir hava esmeye başlamıştı. Fakat Hitler Türkiye hakkında olumsuz bir emel beslemiyordu. Özellikle 1936 yılında Türklerin boğazlara kesin hakimiyet sağlaması sonrası onun için Türkiye yanına çekilmesi gereken bir ülke halini almıştı. Sürekli olarak elçiler ve basın aracılığıyla Türk devrimini ve Atatürk'ü övüyordu.

Türkiye bu gergin ortamda Almanya'ya ticari anlaşmalar imzalıyor. Bir nevi savaş öncesi ülkeye katkı sunmak için elinden geleni yapıyor, İngiltere, Almanya, Sovyetler diye ayrım yapmayıp kendi çıkarlarını düşünüyordu.

Yine Hitler'in baskısından kaçan yüzlerce bilim insanı Atatürk tarafından Türkiye çağrılmıştı. Bu ülkede eğitimin gelişmesi için yapılan çok büyük bir reformdu. Bu ünlü profesörler Türkiye'de yüzlerce hoca, binlerce öğrenci yetiştirdi.

Bu hocalara o dönemde sahip çıkmak sanıldığı kadar kolay değildi. Birçok ülke Hitler'den korkusuna bu koşulara kapıları kapatmıştı. Hitler bir süre sonra bu hocaları geri istemiş.

Fakat Atatürk hocaları, hocaların kendi istekleri dışında Almanya'ya yollamamıştı. Yine Hitler o sıralarda Almanya'da büyükelçi olarak görev yapan Atatürk'ün silah arkadaşı Kemalettin Sanık Paşa'ya hiçbir zaman saygıda kusur etmemişti.

Sami Paşa, Hitler'le yaptığı bir görüşmeyi şöyle aktarmıştır. Başvekil dairesine müthiş bir inzibat ve merasimle girdi. Bir münasebet ziyaret etmiştim. Fakat bu defaki şekli merasim çok daha kuvvetliydi.

Hariciye Nazırı Benek Başvekili'n kapısının önünde bekliyordu. İnzibat odasında pek az kaldıktan sonra bizzat Hitler gelerek kendi odasına gelmemizi rica etti. Biraz konuştuktan sonra bir sefir gibi değil.

Bir arkadaş gibi görüşmek istediğimi kendisine söyledim. Hitler çok memnun olurum dedi. Siyasi fikirlerimizin hepsine katıldığını belirtti. Kemalettin Sami Bey geçirdiği bir ameliyat sonrası hayatını kaybettiğinde,  Adolf Hitler'in özel isteğiyle Alman devlet merasimi yapılmıştır. Cenazesi çok görkemli geçmiştir. Tüm devlet erkanı cenazenin önünde selam durmuştur.

Hitler 1935,  1936 yıllarında Mussolini ile oldukça yakınlaşmıştı. Bu durum Türkiye'yi endişelendiriyordu. Çünkü İtalya'nın Akdeniz üzerindeki emelleri herkesin malumuydu.

Yine Hitler zorunlu askerlik kanunu çıkardığında savaşın kapıda olduğu ortaya çıkmıştı. Atatürk'ün yoğun çabasıyla Balkan birliği kuruldu. Atatürk gerekirse bu birliğin başına geçerek komutanı olacağını söylemekten çekinmiyordu
Bugünlerde bazı kendini bilmezlerin madem Yunanlılarla savaştık on yıl sonra neden barış anlaşması imza aldı sorusunun yanıtı işte budur. Atatürk'e göre savaş Balkan topraklarında ilerleyecekti
Atatürk, dünyaya mesaj verircesine ölüm döşeğinde diyenlere inat ağustos 1937  tarihinde Trakya tatbikatını düzenlemiş ve bizzat katılarak askere moral vermiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanlar
Trakya snırımıza kadar gelecek fakat yönünü Rusya'ya döndürecektir. Hitler ve Mussolini ile ilgili arkadaşı Ali Rıfat Cebesoy'a şunları söylemiştir.

Fuat Paşa pek yakında dünya vaziyeti mütareke senelerinden çok daha ciddi olacak ve karışacaktır. Ikinci büyük bir harp karşısında kalacağız. Dünyaya hakim olan milletleri idare edenlerin arasında maalesef birinci derecede devlet adamı çıkmıyor. Avrupa'da birkaç maceraperest Almanya'yla İtalya'nın başında Cebren bulunuyor. Karşı karşıya geldikleri zayıf devlet adamlarının aciziyetinden cüret alıyorlar. Bunlar bugün dünyayı kana boyamaktan çekinmeyeceklerdir. Işte bu devre esnasında doğru hareket etmesini bilmeyip en küçük bir hata yapmamız halinde başımıza mütareke senelerinden Çok daha büyük felaketler gelmesi mümkündür demişti.

 Yine Atatürk'ün Dışişleri Bakanı olan Tevfik Rüştü Aras bir röportajında Alman İktisat Bakanı'nın bizimle birlikte savaşır mısınız teklifine, savaş çıkarsa tamamen tarafsız kalacağımızı taahhüt ve temin edebilirim. Cevabını verdiğini belirtiyor ve devam ediyordu. 1938 yılında Büyük Önderimiz Atatürk'ü kaybettiğimiz zaman Avrupa açıkça ikici dünya savaşı tehdit altında bulunuyordu

Atatürk'ümüzün tasvibiyle ufukta belirlenen bu savaşta memleketimizin tarafsız kalması kararlaştırılmıştı. Dış politikamızın sevk ve idaresi buna göre yapılmış ve yapılıyordu

Hitler'le Atatürk seçimlerde ve ulusal bayramlarda resmi olarak birçok kez tebrikleşmişlerdir. Bunun haricinde Hinderburg adlı zebninin havada yanması ve 36  kişinin vefatı sebebiyle Atatürk Hitlere'de bir taziye mesajı iletmişti

Yine Hitler'de Atatürk'ün imzalı bir fotoğrafının ve Atatürk'ün bir büstünün olduğu söylenir. Atatürk sürekli olarak İkinci Dünya Savaşı beni yatakta yakalamamalı. Diyor. Ölüm döşeğinde dahi memleket meselelerini düşünüyordu

zaten Hatay'ı da ölümle burun burunayken almamış mıydı? Ülkesi için birçok anlaşmalar yaptı. Boğazları korudu. Ülkenin güneyini, doğusunu batısını
Barış anlaşmalarıyla kurdu. Fakat maalesef 10 Kasım 1938'de bedenen hayatını kaybetti. Hayatını kaybettiğinde Hitler'den şöyle bir mesaj geldi. 

Eksanansları Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı'na
Türk halkına kendim ve Alman halkı adına Atatürk'ün vefatından ötürü derin üzüntülerimi iletirim. Kendisiyle birlikte büyük bir asker mükemmel bir devlet adamı ve tarihi bir kişiliği kaybettik. Kendisi yeni Türkiye'nin kurulmasına damgasını vurmuştur. Türkiye'nin varlığı nesiller boyu yaşayacaktır. 

Hitler birtakım iddialara göre Atatürk ve devrimlerine hayran olduğunu belirtmiştir. Hatta kimi kişiler Atatürk'le Hitler'i bir tutar Fakat Hitler Atatürk'ün askeri dehasına ve devlet adamlığına hiç yaklaşmamıştır.
 1- Akıl dışı eylemlerde bulunmuştur. 
 2- Irkçılık yapmış. 
 3-Milyonlarca insanın ölümüne sebebiyet vermiştir
haksız yere toprak işgal etmiştir. 
 4- Bir adım atarken atacağı ikinci adımı hiç düşünmemiştir. 
 5- hırsları uğruna kendi vatandaşlarını göz göre göre ölüme yollamıştır. 


25 Şubat 2024 Pazar

Atatürk'ün Açmak İstediği Fabrikalar


10 
Kasım'da 09:06 yatağından doğruldu. Uzun süredir devam eden hastalığından kurtulmuş olduğu için oldukça mutluydu

Çünkü çalışmadan öylece yatmanın hayatının hiçbir anında yeri yoktu. Hasta yatağında olduğu için katılamadığı ve çok üzüldüğü 29  Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek amacıyla

Gazeteleri okumaya başladı. Ardından yabancı gazetelerin manşetlerine göz gezdirdi. Sürekli olarak tekrar ettiği İkinci Dünya Savaşı çok yakında çıkacak. Söylemini tekrar düşündü


Zamanında hasta yatağında Afet İnan'a şunları söylemişti. Dünya bir harbe doğru gitmektedir. Bu ateşin içinde bizim memleketimiz kritik anlar geçirebilir. Ittifaklarımız henüz kökleşmedi 
onun için bizim milletçe iktisaden çok kuvvetli olmamız lazımdır. Ekonomik plan gecikilmeden yapılmalıdır. Daha sonra genel sekreterinden de iç ve dış olaylara dair malumat aldı

tabii ki elinde Türk kahvesi ve bağdaş kurmuş bir vaziyette oturarak. Hastalığı sırasında Başbakan Celal Bayar gelmiş. Yeni kalkınma planlarıyla ilgili konuşmuşlardı


hastalığı sebebiyle dinlenmesini isteyenlere şu cevabı vermişti. Biliyorum doktorlar yine istirahat tavsiye etmişlerdir. Memleketin en önemli ve en esaslı işlerini konuşuyoruz. Bunlar beni yormuyor. Bilakis hayat veriyor

Bu cevabından sonra hasta yatağında çalışmalarına devam etmişti. 1938 , 1942 kalkınma planının üç ana unsuru vardı


Kısaca üç siyah olarak adlandırılan kömür, demir çelik ve petrol üzerine inşa edilecek olan Maden ve Kimya Sanayi'ydi. Ek olarak yurt içinde talebi düşük, yurt dışındaysa tüketimi fazla ürünleri işleyip satmak için çalışmalar yapılmıştı

Iyileştiği gün bu çalışmalara tekrar göz attı. Bu kalkınma planı toplamda 90  fabrikayı içinde bulunduracak olan sanayi tesisleriydi. Içlerinde neler yoktu ki

şark kromları işletmeleri, Ferlikrom Sanayi, Ergani Bakır Madeni İşletmesi, Kuvarsan, Murgur, bakır maden işletmeleri, krom ve bakır dışı metal madenleri işletmeleri, Ereğli Taşkömür havzası işletmesinin genişletilmesi


Kütahya Linyit Havzası İşletmesi. Kütahya mıntıkası elektrik santrali. Zonguldak mıntıkası, elektrik santrali. Cürüf çimento sanayi. Ateşe dayanıklı malzeme sanayi. Ekmek ve un sanayi

büyük zeytinyağı rafineri. Yaş ve kuru meyve sanayi ve ticareti. Et sanayi, soda sanayi, reçine sanayi, morfin sanayi, gül yağı sanayi, gliserin, yağ asitleri ve sabun sanayi

petrol rafinelleri, sentetik benzin sanayi, azot sanayi, makine ve madeni eşya sanayi. Ölçü sanayi, teneke ve boru sanayi. Deniz sanayisi ve ticareti. Su mahsülleri sanayisi ve ticareti


Yurdun doğusundan batısına doksandan fazla fabrika açılacaktı. Iş alanları genişleyecekti. İkinci Dünya Savaşı öncesi içte ve dışta kuvvetli olmak amaçlanmıştı. Aylar ilerliyordu

İkinci Dünya Savaşı gün geçtikçe yaklaşıyordu. Atatürk, hastalığında söylediği cümleyi Başbakan'a tekrar söyledi. Ne yapın, edin, yatırımları hızlandırın. Savaş yakındır. Daha sonra ülkeyi güvenlik çemberine aldığı anlaşmaları sağlamlaştırmak için


Mecliste çalışma ve dış devletlerle dostluk bağlarını güçlendirme önerisinde bulundu.
Trakya'dan gelecek düşmanı Balkan Paklı'yla boğazlardan gelecek saldırıyı Montrö Boğazlar Sözleşmesi'yle

doğudan gelecek saldırıyı önlemişti. Ama ne olursa olsun orduyu daha da güçlendirmek şarttı. Mareşal, Fevzi Çakmak'la görüştü. Tedbirler sıklaştırılmalı ve oldukça başarılı geçtiğini bizzat gördüğü

Ege ve Trakya manevralarının tekrar yapılmasını istedi. Manevraları bizzat kendisi yönetecekti. Bu sırada Fevzi Çakmak bir kere daha Trakya'dan gelen saldırıyı önlemek için yer altında bir hat kuralım önerisinde bulundu


Atatürk bunu hastalığında reddetmişti. Buraya harcanacak parayla yatırımlar yapılabilirdi. Harcanacak paranın boşuna olduğunu düşünüyordu. Geçmişte general Fahrettin Altay'a şöyle demişti

savaş oldum olası toprak üstünde yapılır. Ve toprak üstünde kazanılır. Yahut kaybedilir. Bu hat ne kadar güçlü olursa olsun ömrü bir muharebeninki kadar kısadır. Ben milletimin parasını bir kapris turunda toprak altına gömdürmem

Bin dokuz yüz otuz dokuz yılında Hatay Türkiye'ye katıldı. Hatay'ın katılmasıyla mutluluktan gözleri dolmuştu. Çünkü milletine verdiği bir sözü daha yerine getirmişti. Yıllar önce şöyle demişti


Milletime söz verdim. Hatay'ı alacağım. Namusum üzerine söylüyorum ki o Türk toprağını Fransızlara bırakmayacağım. Ben sözümü yerine getiremezsem milletimin önüne çıkamam. Yerimde kalamam. Hatay benim namusumdur

Hatay'a tren seyahati yaptı. Vatandaşların müthiş coşkusu üzerine oldukça duygulandı. O sırada trende bir plak çalıyordu. Hastalığı sırasında kızına söylediği şu cümleler tekrar aklına geldi


Gökçen, ben bu toprakları çok seviyorum. Yurdumun toprağını, dağını, taşını, havasını, insanlarını seviyorum. Bazı şarkılar bana bir gün bu insanlardan kopacağımı hatırlatıyor. Işte o zaman içime bir ateş düşüyor

ve bu ateş sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor. Unutma ki Mustafa Kemaller de insandır. Ve onlar da zaman zaman ağlamak isterler

Hatay ziyareti bitmişti. Gelişen teknolojilerle birlikte temelleri 1920 atılan uçak sanayinin geliştirilmesi emrini verdi. Dış ülkeden ucuza uçak alabiliriz

önerilerini yıllar önce söylediği şu sözlerle reddetmişti. Eskimiş teknolojileri değil, en yeni teknolojiyi ülkemize getirmediğimiz sürece yabancı ülkelere bağımlı olmaktan kurtulamayacağız

Bunun için mümkün olduğu kadar kemerleri sıkarak Kendi yağımızda kavrularak ya da yeni parasal kaynaklar yaratarak çağdaş teknolojilerin en yenilerini topraklarımıza taşıyacağız. Eski teknolojileri bize kolaylıklar tanıyarak getiren yabancı devletlerin kurnazlıklarını anlamamak için insanın ya kör ya da aptal olması gerekir. Biz yeni ve genç bir Türkiye kuruyoruz. Geri kalmış teknolojilere gereksinimimiz yoktur. Ya en yenisini kurarak onlarla boy ölçüsünüz ya da biraz daha sabreder bunu yapabilecek güce erişmemizi bekleriz

Cumhurbaşkanı olarak kaldığı Çankaya Köşkü'nde sürekli bilim ve fikir insanlarını ağırlıyordu. Yine bir gece eğitimcileri ağırladı. Okullaşma üzerine konuşuldu
daha çok okul, daha çok öğretmen, daha bilinçli bir halk başlıkları üzerinde duruldu. Eğitim konusunda konuşmaktan ve eğitimle ilgili çalışmalar yapmaktan zevk alıyordu. Zaten yıllar önce şöyle demişti
Eğer cumhurbaşkanı olmasaydım eğitim bakanlığını almak isterdim. Bu vesileyle köylerde eğitimin yaygınlaşması ve eğitimin daha da milli bir hal alması için Milli Eğitim Bakanı'na emirler verdi. 1940 yıllara geldiğimizde İkinci Dünya Savaşı başlamıştı önceki yıllarda her zaman tekrarladığı gibi tarafsızlık yolunu takip etti. 

Savaşın başlayacağını öngörüp, hızlandırılan yatırımlar ülkeye artı değer katmış, her köylüye toprak verme projesi başarıyla devam etmiş

Köy okullarının çoğalmasıyla toplumun eğitim seviyesi her geçen gün artmıştı. Ülke tam bağımsız bir şekilde emperyalist güçlerin pençesine girmeden kendi bölgesinin önemli uygar bir gücü olmuştu
Fakat öyle ya da böyle o an elbet gelecek ve sizin bizim gibi insan olan Atatürk de hayata gözlerini yumacaktı. Ömrü daha uzun olsa büyük ihtimalle
Devrimler daha oturaklı, halk daha fazla refah içinde devlet de daha varlıklı olacaktı. Atatürk'ten sonra cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü ve sonrasındaki siyaset insanlarından Atatürk olmasını bekleyemeyiz
Doğrularıyla, yanlışlarıyla bugün onların da sayesinde cumhuriyetin yüzüncü yılına girdik. Son olarak içinizden keşke Atatürk biraz daha yaşasaydı fikri geçtiğinde aklınıza sadece onun şu cümlelere gelsin;

milletin bağrında temiz bir kuşak yetişiyor. Türkiye Cumhuriyeti'ni onlara bırakacağım. Ve gözüm arkada kalmayacak. Beni ne zaman görmek isterseniz aynaya bakın. Siz Türk çocukları benim birer parçamsınız. Ben de sizin


16 Temmuz 2023 Pazar

Panzerkampfwagen IV - PANZER 4


Alman ordusunun bel kemiğini oluşturan kara gücü tankı Panzer 4 dür. Savaşın başından sonuna kadar aktif olarak tüm cephelerde kullanıldı. Savaş boyunca 8.500 Adetten fazla üretildi. T34 ve KV-1 serisi tanklar ile başa çıkmak zorunda kaldı. Batı Cephesinde İngilizleri geri püskürttüler. Pratik tanklardı ve üretimleri daha kolaydı. Savaş süresince bu tanklar geliştirildiler ve bu süre boyunca mükemmel olarak kalmayı başardılar. Alman ordusu bu tanklardan çok memnun idi ve devamlı olarak bunların geliştirilmesini istiyordu. Başka araçlarda bu tanklar üzerinden geliştirildiler. 1960 yılına kadar başka ordularda ve başka savaşlarda görev aldılar. 

Almanların efsanevi komutanı Heinz Guderian Blitzkrieg taktiği üzerinden çalışmaya devam ederken yıldırım harbi için özel bir tank üretilmesini istiyordu. Ancak bu tanklardan ne Avrupada nede Amerikada böyle bir tank üretilmiyordu. Bu tankların yeniden tasarlanması gerekiyordu. Tüm fikirlerini mühendisler ile paylaştı. Zırhının kalınlığından ateş gücünden ve hızından  istediği bilgileri verdi. 1934 yılında bir ihale açıldı ve sonrasında Krupp firması kazandı ve Panzer 4 ün tasarım süreci başladı. Tasarımında bizzat yer aldı ve bu tank onun istediği doğrultuda şekillendi. 1935 de tank seri üretime hazır hale geldi. 1936 yılında ise Alman ordusunda hizmete girmeye başladı. Başta üretim adedi düşüktü ayda sadece 22 adet üretilmesi öngörülüyordu bu tank'a öncesinden çok önem verilmemişti. Başlangıçta bu tanktan 270 Adet üretilmiş ve yeterli olduğu öngörülmüştü. 

Guderian'nın planı şu şekilde idi. Alman Tank birliklerinin önlerine Panzer 3 tankları yerleştirilecek bu tankların görevi düşman cephesini yarmaktı. Fransızların ön birlikteki tankları aşma işi Panzer 3'e verilmişti. Bu tankların hemen arkasında Panzer 4 tankları yer alacaktı. Alman piyadesini destekleyeceklerdi. Panzer 3 ler ok başı gibi önde yolu açacaklardı. Panzer 4 lerde piyadeleri destekleyerek devam edeceklerdi. 


Panzer 4 lere zır delme kabiliyeti 75'lik toplar eklendi. Topları etkinliği azdı. Mermi çıkış hızı saniyede 450 metre idi. Başlangıçta bir sorun teşkil etmedi ve istendiği şekilde kullanıldı. Savaş ve cepheler devamlı genişlemeye başlayınca Panzer 4 ler daha öne çıkmaya başladılar. Kısa süre içerisinde Alman kara  birliklerinin temel tankı olmaya başladı. Panzer 4 ler Batı cehpesinde Fransız ve İngilizlere karşı başarılar elde etmişti. Afrikada da  İngilizlere karşı etkiydiler.  Romel'in elinde bu tanklar ölümcül canavara dönüştüler ancak Doğu cephesinde Almanlar Ruslara karşı ilerlerken Rusların ellerindeki T34 tankları hakkında bilgileri yoktu. Panzer 4 ler ilk kez KV-1 ve T34 ler karşısında etkili olmamaya başladılar. Panzer 4 ün topları T34 lere etkisi yoktu. KV-1 ler çok güçlü zır korumasına sahipken Panzer 4 lerin zır koruması o kadar düştükki  onların karşısında zafer alınması imkansızdı. KV-1 leri imha edemedikleri için onların sadece paletlerini kırıp etrafından dolaşarak devam edebiliyorlardı topları imha için yeterli değildi. 

Panzer 4 ler ciddi anlamda modifiye edilmeye başladılar. 75'li toplardan vazgeçildi daha uzun menzilli toplar ve zırh delme kabiliyetine sahip toplar ile desteklemeler yapıldı. L cinsi toplar eklenmeye başladı ve performansı daha iyi hale getirildi. Bu toplar 1000 metre mesafeden  77mm kalınlığında zırhı delebiliyorlardı.

T 34 leri imha konusunda bir sorunları kalmadı. KV-1ler ile uğraşıyorlardı ancak 1942 den sonra daha iyi bir konuma geldiler.  Sadece topda iyileştirmeler yapmadılar zırh korumasında da iyileştirmeler yaptılar. Ön tarafta 80mm ilk zırh eklenmişti. Tankın üst tarafında 1cm kalınlığında bir çelik bunuyordu. Panzer tankların ciddi düşmanı diğer tanklar değil Uçaklardır. Müttefik kuvvetler ile Almanlar karşı karşıya geldiğinde önce Müttefik kuvvetlerin uçakları bölgeye geliyordu ve tanklardan önce uçaklar saldırmaya başlıyordu.  Savaş sırasında hangi eksikliği görülmüşse hemen eksiklikler giderilmeye başlanmıştı ve Alman ordusu tarafından çok sevildi hem modifikasyon hemen yapılarak uzun süre kullanıma olanak vermişti. 

İleri dönemlerde Tank Avcıları geliştirilmesinde Panzer 4 ün altyapısı kullanıldı. 1945 de üretilen tüm fabrikalar bombalandıktan sonra bu tankın üretimide durduruldu.

Ruslar savaştan sonra elde ettikleri Panzer 4 tanklarını Suriyeye verdi ve orada kullanmaya devam etti. Arabistan savaşlarında da ayrıca kullanıldı. Savaş sırasında Almanya tankların bir kısmını ihraç ettmişti. Bu ihraç edilen ülkeler arasında Türkiyede vardı. 



1930 -1945 arasında üretilen Tank ;

Maybach 12 silindirli 295 beygir güç üreten motor vardır, 40 mm top ilk zamanlarda kullanıldı ancak çok kısa ve etkisizdi. Mermi çıkış hızı 450 metre, L40 , L48 tipi toplar eklendi. Savaş sonunda KV-1 tankları tek vuruşta imha edebilecek düzeye ulaştı. 300 Beygirlik Motor 25 Tonluk tankı saate 40 km hıza ulaşabildi. Menzili 200 KM ye ulaşabiliyordu. Zırh koruması 80 mm kalınlığında, kule üstü zırhı 10 mm kalınlığında idi. Ruslar ve Amerikalılar bu zayıflığı bildiği için Uçaklar ile üstten vurarak savaş dışına çıkarmayı hedefliyorlardı. Bu zayıflıklardan dolayı devamlı zırh eklemesi yapıldı. 26 Tona kadar son versiyon ulaşmıştı.