25 Kasım 2012 Pazar

Parasal Aktarım Mekanizması

   Kısa vadeli faiz oranlarının para politikası aracı olarak kullanan Merkez Bankaları faiz kararları ekonomiyi temel alarak dört kanal aracılığıyla etkilemektedir.




1 Mayıs 2012 Salı

2000 Yılından Sonra Para ve Döviz Kuru Politikaları

   2001 yılında IMF ile stand-by anlaşması ile güçlü ekonomiye geçiş adı altında program uygulamaya geçilmiş. 
   Para Politkası; finansal piyasalara istikrar sağlayacak ana hedefi fiyat istikrarı olacak. Bu programdaki fark: para politikası dalgalı döviz kuru rejimi altında uygulanmasıdır. Parasal kontrolü sağlamak için NİV (Net iç Varlıklar) üst, NDV (Net Dış Varlıklar) alt sınır uygulanmıştır. IMF kredilerin iç borç ödemesinde kullanılması parasal taban oluşacak, artışı önlemek için döviz satışı yapılmıştır. 
   Döviz kuru sistemi; serbest döviz kuru sistemi olarak belirlenmiştir. Merkez Bankası döviz piyasasına sadece iki nedenden dolayı müdahale edecektir.
-IMF tarafından verilen kredinin Hazine tarafından kullanılması sonucunda piyasada oluşacak aşırı likiditeyi strelize etmek için,
-Döviz kurundan kısa dönemde oluşacak aşrı dalgalanmaları önlemek için.

Para Politikası :
1-TÜFE oranını 2000 yılı sonuna kadar %35 düşürmek.
2-2002 yılı ortalarına kadar enflasyon hedeflemesi için önkoşulların sağlanması durumunda yılın ikinci yarısında enflasyon hedeflemesine geçilmesi.
3-Kısa vadeli faiz oranları enflasyon hedeflemesine geçilmesi. "Örtük enflasyon hedeflemesi"
4-Finansal piyasaların derinliğini arttırmak, etkin bir şekilde çalışmasını  sağlamak.
5-Merkez Bankası son kredi vermek mercii olacak geç likidite penceresi 16:00-16:30 saatleri arasında teminat karşısında bankaları sınırsız fonlayabilecektir.
6- IMF tarafından sağlanan ek finansmanların Hazine tarafından bütçe ihtiyaçlarında kullanılması ile ortaya çıkan likidite döviz satışları bankalara sağlanan finansmanın sonrasında likidite fazlasını ters repo ile sterilize edebilecektir.
   2002 yılında görülen örtük enflasyon hedeflemesi başarısı açıkça görülmüştür. TL depo işlemleri, açık piyasa işlemleri  İMKB Repo - Ters Repo işlemleri ile çekilmeye devam edilmektedir. 
Bankaların ihtiyaç duyacağı likidite ihtiyacı aşağıdaki yollar ile sağlanır:

1-Bankalar 10:00 - 16:00 saatleri arasında mevcut limitleri dahilinde Merkez Bankasına borç vermekte yada borç alabilmektedir.
2-Gün içi likidite limiti: Bankalar gün içerisinde oluşan likidite ihtiyaçlarını 09:00 - 15:00 saatleri arasında gün sonunda ödemek suretiyle Merkez Bankasında sağlayabilmektedir.
3-Geç likidite penceresi: Bankalar gün sonunda likidite ihtiyaçlarını Merkez Bankasına 16:00-16:30 saatleri arasında yeterli teminatı bulundurmak şartıyla sınırsız borçlanabilmektedirler.

   Merkez Bankası döviz kurunun serbest rejime geçmesi ile müdahale edememektedir. Sadece aşırı dalgalanmaları önlemek amacıyla müdahalede bulunabilmektedir.
   2002 yılında yüzde 35 olan enflasyon oranı 2004 yılında yüzde 9.3, 2005 yılında yüzde 7.9 düşmüştür.

   Merkez Bankası 2006 yılında açık enflasyon hedeflemesi rejimi uygulamasına geçmiştir. Para Politikası uygulaması TCMB insiyatifindedir. 2008,2009,2010 yılları içerisinde hedef %4 olarak açıklanmış, kısa vadeli faiz oranları temel politika aracı olarak kullanılmaya devam edilmiş.

Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı - Maliye Politikası

   1980 yıllarda artan bütçe açıklarına neden olan yüksek miktarda iç ve dış borçlanma stoku, enflasyon, faiz oranlarının arttırılarak büyüme için olumsuz bir ortam yaratılmış. Mevcut kaynaklarını bütçe finansmanı için kullanılması sonucunda oluşan dışlanma etkisi özel yatırım harcamalarını önemli bir şekilde azaltmış. Kamu borçlarının çevrilmesi ilişkin olumsuz beklentiler reel faiz oranlarının yükselmesine borç-reel faiz oranı döngüsüne girilmesine neden olmuş.
   Kamu bankaları yoluyla yapılan transfer ödemeleri giderler arasında görünmemiş ve banka bilançolarında faiz işletilerek aktif olarak görünmüş.IMF - DB ile yapılan görüşmelerde görev zararı olarak tanımlanan bu giderler hesaba katılınca kamu borç stoku ve faiz ödemelerindeki artış ortaya çıkmış.
  Yüksek enflasyon , düşük büyüme tuzağında kurtulabilmek için kamu kesiminin borçlanma gereksinimini azaltacak yapısal reformların yapılması gerekmekteydi. Kamu kesiminin borçlarının azaltılması, hem enflasyon hemde reel faiz oranlarının düşmesine katkıda bulunacak. Reel faiz oranların düşmesi özel yatırım harcamalarını teşvik ederek ekonomik büyümeyi hızlandıracaktır.
   Bu amaçlara ulaşabilmek için uygulanacak programda;
1-Sıkı maliye politikası, faiz dışı bütçe fazlasının arttırlması, özelleştirmeye hız kazandırılması,
2-Enflasyon hedefi ile uyumlu gelirler politikasının uygulanması,
3-Ekonomik birimlere uzun dönemli bakış açısı kazandırılması,Para ve döviz kuru politikasının uygulanması,

Döviz kuru politikasına göre enflasyon ile uyumlu 1 ABD doları 0.77 Euro oluşan döviz sepeti değer 1 yılı kapsayacak şekilde günlük olarak açıklanmıştı. Bu uygulamanın amacı enflasyonist beklentiyi düşürmektir.
Para Politikası için parasal kontrolü sağlamak için Merkez Bankası bilançosundaki Net İç Varlıklar tavan Net Dış Varlıklara taban sınırı konumuştur.  Böylelikle para ve döviz kuru politikalarını Merkez Bankasının bilançosundan takip edilebilmekteydi. 
Net İç Varlıklar kalemi genel olarak merkez bankasının dış varlıkları haricinde piyasaya ne kadar para verdiğini ve piyasadan ne kadar para çektiğini göstermektedir. Döviz kuru politikasına göre Merkez Bankası belirlenen döviz kurundan döviz satın alabilecek Türk Lirası yaratma işlemi sadece döviz satması ile yapılabilecektir. 

Merkez Bankasının Politika Araçları :
-Zorunlu karşıklı oranı , disponibilite oranı,
-Açık Piyasa işlemleri,
-Bankalararası piyasa işlemleri,
-Döviz Piyasası işlemleri.

Programının uygulanası ile enflasyon oranı beklenenin üzerinde gerçekleşmiş Türk Lirası aşırı değer kazanmış ithalat artarak ihracat azalmış ve cari işlemler açığı artmış.

Bankacılık Krizi - Maliye Politikası

   Finansal liberalizasyon sürecinde geçekleştirilen bankacılık sektörüne giriş ve rekabeti kolaylaştırıcı yasal ve kurumsal düzenlemelerin etkisiyle sektörde göze görülür bir gelişme olmuştur. Büyük ölçüde menkul değerler cüzdana yansıtılırken kredililer çok düşük düzeyde kalmıştır. Bu olumlu gelişmlere karşın üretim faaliyetlerinin desteklenmesi, uzun vadeli yatırımlara dönüştürülmesi açısında başarı elde edildiği söylemek zordur. Nedenler ise makroekonomik istikrarsızlık ve yanlış kamu politikalarından kaynaklanırken, bankacılık sektöründeki yapısal bozukluklar düzenleme ve denetim yetersizliğinden kaynaklanmıştır. Kamu kesimi borçlanma gereksinimi finansmanına yönelik politikaların etkisiyle kamuya kaynak aktarır hale gelmiş, yüksek faiz oranları arbitrajı teşvik etmiş bankalar yurt dışından borçlanarak kamu kesimine finansman sağlamış. Bankacılık sektörünün döviz açık pozisyonların artması ile sonuçlanmış. 
   Reel Sektörde bile faaliyet dışı karlar faaliyet karının çok gerisinde kalmış. Denetim yetersizliği saydamlık eksikliği, kaynak sağlamadan eksiklik bankacılık sistemini likidite , faiz, kur risklerine karşı kırılgan hale getirmiş. 1994 krizi ardından 1990 yılların sonundan yaşanan kriz ile büyük zarar görmüş. 

   2001 ortalarına doğru uygulama programına gidilmiş, temek hedefleri arasında kamu bankaların yeniden yapılandırılması Tasarruf Mevduat Sigorta Fonuna (TMSF) devredilmiş bankaların işlemlerini kısa sürede tamamlaması krizden olumsuz etkilenen bankaların sağlıklı yapıya kavuşturulması yer almış. Görev zararı ile bu zararlar tahakkuk etmiş faiz karşılığında DİBS verilerek zarar tasfiye edilmiş. 1990 yılların ikinci yarısında TMSF ye devredilen bankaların yirmiye yakın banka ile çalışma başlatılmış, bir kısmı birleştirilmiş bir kısmı yerli ve yabancı yatırımcılara satılmış.

1994 Krizinde Maliye Politikası

   Kamu ve özel sektörlerin davranışları ile açıklamak mümkündür. Kamu sektörü hükümetin uyguladığı maliye ve para politikaları ile özel sektör davranışı ise bekleyiş ve eylemleri ile değerlendirilmektedir.  Krizin maliye politikasına bakan kısmı kamu açıkları ve bunların finansmanı yöntemidir. Kamu açıklarının finansmanı iç borçlanma yolu seçilmiştir. Bu dönemde kamu harcamaları azalmadığı gibi arz-yönlü iktisat politikaları doğrultusunda vergi indirimlerine gidildiğinden kamu açıkları büyümüştür. Dış kaynak ile beslenen ekonomi faizlerin düşürülmesi ile kısa vadeli fonlar cazip olmaktan çıkmış ciddi bir finansal sıkıntıya girilmiştir. Türk Lirasının değerlenmesi ile ihracatın yeterli düzeyde yapılmaması döviz ihtiyacını arttırmış.
   Hükümet kısa vadeli borçları azaltarak Merkez Bankasından kısa vadeli avans ağırlık vermeye başlamış. Hükümetin kısa vadeli avansa başvurabileceği miktar bütçe ödeneklerinin %15 i sınırlıdır. 1993 yılında döviz rezervlerinin 30% ulaştı. Merkez Bankası parasal disiplin sağlayacak gücünü belirli ölçüde kaybetmiş oldu.

Krizden sonra parasal disiplin sağlamak üzere kısa vadeli avanslarla ilgili kısıtlayıcı düzenlemeye gidildi. Devler diğer finansman aracı olan iç borçlara yüksek oranda faiz vererek yeniden yönlendi.

Türkiyede Sermaye Hareketlerinin Serbestleştirilmesi

   1980 yılında başlayan ekonomik ve finansal reformlar ile birlikte başlamış ve 1989 yılında tamamlanmıştır. 1980 yılından önce sermaye hareketleri 17 sayılı kara çerçevesinde döviz kontrolleri ile gerçekleşmekteydi. Yerleşik olmayanların Türkiyedeki yatırımlardan sağladıkları gelir ve karların transferi yasaktı. İhracatçıların ihracat gelirlerini üç ay içinde Türkiyeye getirmeleri gerekmekteydi. İthalat yıllık plan çerçevesinde Ticaret Bakanlığının talimatı Merkez Bankasının onayı ile gerçekleşirdi.

   Sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi 1983 yılında başlamış kısmen serbestleşmiş ve tam serrbestleşme 1989 yılında 32 sayılı kararla tamamlanmıştır. 1981 yılının Mayıs ayında Merkez Bankası günlük döviz kurlarının belirlenmesine ek olarak kcurun yüzde 6 sı civarında daha düşük veya yüksek döviz kuru belirleme serbestisi vermiş.
Bankaların pozisyon limitleri kaldırılmış, Bankalara ve özel finans kuruluşlarına ihtiyaç olduğu takdirde belirlenen likidite oranı ve döviz riski oranı çerçevesinde döviz işlemleri yapma yetkisi verilmiş. İhracat ve görünmeyen işlemlerin gelirlerinin en az yüzde 20 zorunlu olarak Merkez Bankasına yatırılmaktaydı.
1980 yılının ilk yarısında sermaye girişleri sınırlı olmakla birlikte yılın ikinci yarısında  sermaye girişlerinin miktarında önemli artış elde edilmiş.

Ödemeler Dengesi istatistikleri, sermaye akımı dört başlık altında toplanabilir.
1- Yabancı Doğrudan Yatırımlar,
2- Portföy Yatırımları,
3- Kısa Vadeli Banka Kredileri,
4- Uzun Vadeli Banka Kredileri.

Sermaye Hareketlerinin Vadeleri: 1989 yılında sonra Türkiyeye gelen sermaye önemli bir kısmı vadeli sermaye akımları oluşturmaktadır çoğunlukla yabancı bankalardan sağlanan kredileri içermektedir. Uzun vadeli sermaye akımları bankalar ve özel sektör tarafından alınan kredilerden oluşmaktadır.

Sermaye Hareketlerinin Çeşitleri: Kısa ve Uzun vadeli banka kredileri sermaye hareketlerinin serbestleşmesine en çabuk ve en büyük miktarda cevap veren sermaye çeşidini oluşturmaktadır. Bu dönemde kısa vadeli sermaye akımları bütçe açığının finansmanı için kullanılmıştır.

Sermaye akımlarının Kaynağı:1980 yılından sonra özel sermaye akımlarının toplam sermaye içerisindeki payı artmaya başlayarak önemli oranlara ulaşmıştır. Bu akım ile istikrarlı bir makro ve mikro ortamın oluşması, fiyat istikrarı, düşük enflasyon amaçlayan para politikası, güçlü maliye politikası güçlü bankacılık sistemi - denetimi , şirket yönetimidir.

Hükümetler bütçe finansmanı gereksinimini sadece kısa vadeli banka kredileri ile teşvik edebilmiştir.

Sermaye hareketlerinin serbestleşmesi büyümeye olumlu yönde etkilemek yerine büyüme oranında dalgalanmalar yapmaktadır. Sebebi ise istikrarlı bir makro ekonomi alanın olmaması, etkin çalışan yurtiçi finansal piyasaların olmaması, güçlü finansal sistemin ve denetimin olmamasıdır. Yabancılar doğrudan yatırmları cazip olmadığı gibi yüksek bütçe açıkları sadece kısa vadeli sermaye akımlarını teşvik edebilmiştir.

Yüksek bütçe açıkları istikrarsız makroekonomi ortamı risk primini arttırarak faizlerin artmasına ve Türk Lirasının değer kazanmasına sebep olmuştur.

30 Nisan 2012 Pazartesi

1961-1979 Dönemindeki Ekonomik Gelişmeler Maliye Politikası

   Gelirden alına vergiler maaş ve ücretler üzerinden ek gelir artışı akaryakıt , dış seyehat harcamaları, motorlu kara taşıtları üzerinden alınan dolaylı vergilerle sağlanmaya çalışılmıştır. 
   İthal ikameci sanayi stratejisinin bir aracı olan KİT malları maliyeti altında satılmasından dolayı finansman zorlukları yaşanmaya başlamış, hedeflenen yatırımlar zamanında yetiştirilememiş yada bitirilememiş yada çok yüksek maliyet ile tamamlanmış. 
   İthal ikameci strateji yurt içi talebe yönelik üretim yapıldığından bunun sürdürülmesi için yurt içi talebin yeterli miktarda talep gelmesi gerekir. KİT çalışanlarına ödenen yüksek maaş, tarımsal destekler, sosyal güvenlik alanında yapılan iyileştirmeler talebi canlı tutması sağlanmış. Bunun sonucunda bütçe açıkları düzenli bir şekilde artmış.
Kamu yatırımları için Merkez Bankası kaynaklarına başvurulması para arzını arttırmış ve enflasyon artmasına neden olmuş. İthalatı teşvik eden ihracatı caydıran bir döviz kuru rejimi dolayısıyla ortaya çıkan döviz sıkıntısı ülkeyi dış borçlanmaya yöneltmiştir. 
   1970 lerde ortaya çıkan petrol şokları ekonomide ciddi sıkıntılara neden olmuş. IMF yurt içi talebi daraltılmasını ihracata yönelik politikaların uygulanması yönünde telkinlerde bulunmuş.  Siyasal risklerden dolayı hükümetler buna direnmiş, Fiyat kontrolleri, devalüasyon gibi tebriler işe yaramamış ciddi enflasyon artışı ortaya çıkmış, çıkan sosyal huzursuzluk sonucu askeri müdahale yapılmış, ithal ikameci stratehi sona ermiş.

1923 - 1960 Döneminde Ekonomik Yapı ve Maliye Politikaları

   Vergi gelirleri açısından önemli bir değişiklik gelirlerin %20 den fazlasını oluşturan aşarın kaldırılması, bunu yerine arazi vergileri ve bazı dolaylı vergiler getirilmiştir. 1926 dan itibaren dolaylı vergiler vergi gelirleri içerisinde  %52 iken dönem sonunda %77 ye kadar çıkmıştır.
   1930 -39 yıllarında korumacı-devletçi sanayileşme politikaları damgasını bulmuş. Türk - Sovyet yakınlaşması devletin ekonomiye aktif katılması ile beraber 1934 yılında yürürlüğe giren birinci beş yıllık kalkınma sanayi planı, kamu sektörünün öncülüğünde finanse edilen sanayi yatırımları gündemdedir.
Milli gelirin %15 kadar artan kamu harcamalarının bir kısmı Merkez Bankası kaynaklarından finanse edilmiş ve bu finansman yoluyla enflasyonist eğilimler beraberinde getirmiş, ithalat ve üretim darboğazları enflasyonu da arttırmış.
   Harcamalar açısında bakıldığında personel ödemeleri toplam harcamalar içerisindeki en büyük payı almış. Savunma harcamaları önemli bir paya sahiptir, savaş döneminde dahada artmıştır. Devlet bütçesinin küçüklüğü açısından bakıldığında altyapı ve eğitim gibi hizmetlere verilen önemin artması gelişme açısından olumlu gelişme olarak adlandırılmış.
   IMF ile kurulan ilişkinlerin büyük ölçüde belirleyici olduğu iktisat politikası çerçevesinde liberalizayon damgasını vurmuş.  1923-45 döneminde mali yapıda değişkliğin finansman ihtiyacı ek gelir kaynakların doğmasına sebep olmuş. Ek gelir finansmanı için aşarı kaldırılması ile gümrük vergilerindeki artış buna örnek verilebilir.
   KİT fiyatlarında artışa gidilmiş, bu tür politikalar kısa dönemde etkisi her zaman darltıcı olmuştur. Bu dönemde dış ödemeler, enflasyon da bir rahatlama olurken, ekonomide daralma meydana gelmiş.

Vergilerin Gelir Dağılımına Etkisi

   Vergi gelirlerinin üç temek bileşeni vardır. Gelir Vergisi, Katma Değer Vergisi, akaryakıt tüketim vergisi olarak ele alınabilir. Gelir Vergisi artan oranlı bir tarife ile alınmaktadır. Katma Değer Vergisi standart bir oran üzerinde alınmakta, gelir dağılımı üzerinde olumsuz etki yaratma ihtimali yüksektir. Bu farklılaşma ham gıda, işlenmiş gıda ve lüks mallar olarak üçe ayrılır. Lüks mallar üzerindeki oran yüksek tutulmuştur. Vergi gelirlerinin yaklaşık 3/1 gelir vergisi oluşturur, artan oranlı olarak tahsil edilmektedir. Vergi gelirlerinin yaklaşık 3/2 sini oluşturan Katma Değer Vergisi oranlarında farklılaşmaya gidilmektedir. Temel ihtiyaç mallarından lüks mallara doğru bir derecelendirmeye gidilmektedir. 

Vergi Yansıması: Vergilerin tahsili öncesinde ve sonrasında ortaya çıkan gelir dağılımı karşılaştırması yapılmaktadır.  Katma Değer Vergisi hanehalkı harcamaları üzerinde yapılmaktadır.  

Gelir Vergisinin mevcut hali ile düşük gelir grubu lehine düzenlendiği görülmektedir. Gelir Vergisinin artan oranlı yapısı ancak gelirin tümünün beyan edilmesi halinde mümkün olacaktır. Elde edilen bulgular ile orta ve yüksek gelir gruplarında dikkate değer bir kayıtdışılık olduğu göstermektedir.

Gelir Dağılımı Belirlemede Kullanılan Yöntemler

Lorenz Eğrisi:
Ülkede elde edilen milli gelirin toplumun değişik kesimleri tarafında elde edilen payların birikimi olarak göstermektedir. Öncelikle hanehalkı başına gelir en küçükten en büyüğe doğru sıralanır. Mutlak eşitlik halinde toplumun en düşük gelir elde eden %10'u milli gelirin %10'una en düşük gelir elde eden %20 si milli gelirin %20sini alacaktır. Mutlak eşitlik olmaması halinde ise; en düşük gelir elde eden %20 milli gelirden %5, en düşük %20 si milli gelirden %12 pay alacaktır. Ülkede yaşayan kişiler hanehalkı gelirine göre %1, %5, %20 değişik dilimlere bölünebilir. Lorenz eğrisi temel alınarak rakamsal olarak hesaplanan eşitsizlik ölçüsü Gini katsayısı olarak adlandırılır.Teorik olarak mutlak eşitlik durumu 0 mutlak eşitsizlik durumu 1 olacaktır.

Dalton-Atkinson Ölçütü:
Toplumların daha eşitlikçi bir gelir dağılımına tercih ettikleri varsayımına dayanır.  Toplumun gelir dağılımında mutlak eşitlik durumuna geçerken vazgeçmeyi kabul ettiği gelir Dalton-Atkinson eşitsizlik ölçütü olarak tanımlanır. Rawlsiyen sosyal refah fonksiyonu esas alındığında vazgeçilecek miktar faydacı sosyal refah fonksiyonuna göre çok daha fazla olacaktır.  Faydacı sosyal refah toplumdaki tüm bireylerin faydalarının maksimize edilmesini savunur.Rawlsiyen yaklaşımı toplumdaki refah düzeyinin en düşük gelir kesiminin refahına bağlı olduğunu savunmaktadır. 

Faktörel Gelir Dağılımı

   Ülke üretim sürecinde kullanılan üretim faktörlerinin yaratılan gelirden aldığı payı ifade eder. Üretime emeği ile katılanlar ücret geliri elde ederken, gayrimenkul sahipleri kira, parasal sermaye sahipleri faiz ve girişimciler kar elde ederler. Ücret, kirai faiz ve kar gelirlerinin toplamı milli gelirdir. Gayrimenkul ve parasal tasarruflara sahip hanehalkı bu faktörlere sahip olmayan hanehalkına göre avantajlı olacaktır.

27 Nisan 2012 Cuma

Maliye Politikası ve Gelir Dağılımı

İktisat Politikasının temel hedefi bir ülkede refah düzeyini arttırmaktır. 
Pareto optimumu: hiç kimsenin refahı başka bir kimsenin refahını azaltmadan oluşamayacağıdır. Sosyal refah bireylerin refahlarının toplamından oluşmaktadır. Bir mal bir bireyin refahını ilgilendiriyorsa sosyal refahı ilgilendirir. Bir kişinin refahı artarken diğerinin refahında azalma olmuyorsa sosyal refah artacaktır. 

Pigou optimumu: Bireylerin faydası kardinal olarak ölçülebilir ve bu ölçüm tüm bireyler için benzeşir. Bireylerin zevkleri aynıdır, farklı gelir düzeyinde bulunan bireylerin son birimden elde ettikleri marjinal fayda değişebilir. Daha yüksek gelir grubuna dahil bireylerin elde ettiği marjinal fayda daha düşük gelir grubunun elde ettiği faydada farklıdır. Yüksel gelir grubundan düşük gelir grubuna yapılacak bir transfer daha arzu edilen ihtiyaca yöneleceği için sosyal refah artacaktır.

Pigou'nun yaklaşımı daha eşitlikçi bir dağılımın amaçlanması gerektiği ortaya çıkmaktadır.  kişi başına gelir arttıkça zevk ve tercihler, tüketim kalıpları ve bireylerin değişik mallara atfettiği değer de değişmektedir. Bütün gelir düzeyinin zevkleri aynı olduğu sadece gelir düzeyine göre marjinal faydanın değiştiği varsayımı pek gerçekçi değildir. Genelde kamu politikası ve özelde bütçede gelirin dağılımı bir özelliği sahiptir. 

Gelir Dağılımı Tanımı:
Bir ülkede üretilen mal ve hizmetlerin toplumun değişik kesimleri tarafından nasıl bölüşüldüğünü ifade eder. Bu bölüşüm kişisel olarak tanımlanabileceği gibi bölgesel, sektörel, faktör olabilir. 

Kişisel Gelir Dağılımı:
Bir ülkede milli gelirin kişiler arasında dağılımını ifade eder. Gerçek yaşamda kişiler bir aile içerisinde yaşadığı için, her aile birey gelir elde etmediği düşüldüğünde bu kişiler yerine hane halkı açısından değerlendirilir.

Kişi başına milli gelir ülkelerin gelişmişlik ölçütüdür. Gelişmiş ülkelerde kişi başına milli gelir 30,000 USD üzerine çıkarken, bazı ülkelerde 500 USD altına inmektedir. Bu rakamlar ülkelerin gelişmişlik düzeyini gösterir. Ülkede yaşayan her kişi bu hane halkı ortalama geliri aldığı söylenemez. Bu ortalamanın altında ve üstünde gelire sahiptirler bu fark bazen çok büyük boyutlarda olabilir. 

Kamu Gelirlerinde Artış Sağlayacak Önlemler

Kişisel Gelir Vergisi:
Kişisel gelir vergisi ve kurumlar vergisi zaman alan bir süreçtir. Yüksek miktarda istisnaların ortadan kaldırılması, indirilebilir giderlerin azaltılması, dilimlerin dikkatli belirlenerek en düşük %10 en yüksek dilim %30-%40 civarına getirilerek   ücret - faiz - kar - hükümet ve KİT lerin yapıldığı ödemelere dayılı vergi düzenlemesi yapılabilir.

Katma Değer Vergisi:
Geniş tabanlı ve tek oranlı bir KDV vergisi reformun önemli unsurlarından biri olabilir. KDV de sağlanacak gelişme gelir vergisi gibi vergilerin hasılatını arttırabilir.

Özel Tüketim Vergisi:
Hükümet değişiklikleri kolayca yasalaştırabiliyorsa özel tüketimden elde edeceği potansiyel geliri arttırması mümkün olabilir. Sigara, alkol, doğal gaz ve benzeri vergiler esnek olmamaları meşru görülebilir. Özel tüketim vergileri  advalorem olarak uygulanması, miktar olarak uygulanıyorsa endeks tercih edilmelidir. 

Kurumlar Vergisi:
Temel değişiklikler vergi tabanını hemen hemen yok eden indirimlerin ortadan kaldırılması, düşürülmesi ve yönetimin iyileştirilmesi gerekir. Son yıllarda asgari vergi uygulaması, kurumların ithalatına gayri safi varlıklarına dayandırılmıştır.

Emlak Vergisi:
Emlak vergisi uygulanıyor olasa bile gelişmekte olan ülkelerde gayrimenkul değerleri genellikle aşınmış olmaktadır. Gelir arttırmanın bir yolu değerlerin oransal olarak arttırılmasıdır. Bu intibak son değerleme üzerinden bir fiyat endeksi ile arttırılabilir.  Emlak vergisi önündeki en büyük engel siyasal risktir.

Dış Ticaret Vergisi:
Son yıllarda uygulanan uyum programlarında harcama kısıntıları, gelir artışından daha önemli olmuştur. Ancak bu amaçla ortaya konan yaklaşımlar etkin olmaktan uzaktır.  Yetenek ve sorumluluklara göre ortaya çıkan ücret farkları aşırı ölçüde daraltılmamalıdır. Kamu istihdamının azaltılması zor ve finansal açıdan maliyetli olabilir. 

Yatırım Harcamaları:
Dış finansman desteği bulunduğu zaman genellikle verimi gözönüne alınmadan bazı projelere girişilmektedir. Buradaki ölçüt aynı olmalı yüksek verime sahip olmaycak projeler iptal edilmelidir. 

Sübvansiyonlar:
Gelişmekte olan ülkelerde sübvansüyonların çoğu ölçütlere uymamaktadır. Özellikle ticarete konu olan malların tüketimini teşvik ediyorsa ve etkin olmayan girşimlerin arttırılmasını durdurulmak için yapılıyorsa ortadan kaldırılmalıdır. 

Savunma Harcamaları:
Kamu sektöründe disiplin altına alınacak maliye politikalarını tasarlamak, yasalaştırmak zor olduğundan kalıcı ve etkin adımlar atılması gerekir. Nitelikli maliye önemleri genellikle uzun zaman alır. Diğer alanlarda uygulanan enflasyon gerçekçi bir döviz kuru sonucunu doğuran iyi makro ekonomi politikalarını mali hesapların iyileştirilmesinde katkıda bulunur.