3 Mart 2024 Pazar

Mustafa Kemal'in Bilinmeyen Savaşı

 


Hepimizin gururla söylediği bir maaş vardır yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa adın yazılacak mücevher taşağı peki Mustafa Kemal hangi savaşta paşa ünvanını almıştır Bu cephede bir çok komutan gibi o da iz bırakmıştır. Çanakkale Savaşı Osmanlı galibiyetine son bulmuş cephede ününe ün katan Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal 27 Ocak 1916'da Edirne de bulunan 16. kolordu Komutanı'nın atanmıştı burada uzun süre kalmayacaktı Çanakkale cephesini kapanması ile boşta kalan askerlerin derhal doğu cephesine yardıma gitmesi kararlaştırılmıştı bu hareketlilikten Ruslar da haberdardı Kafkaslardaki ilerletişlerini hızlandırmak için Rus çarı Nicole Oviç beraberindeki birlikler çalışmalarına hız verdiler Ruslar batıdaki birlikler gelmeden tüm doğuyu işgal etmeye gittiler onların bu ilerleyişine bölgedeki kimi Ermeni Çeteleride destek olmakdaydı baz Ermeni güçler öylesine acı işler yapıyorlardı ki bu Rus komutanlar arasındaki yazışmaları dahi yansıyordu işte tam da bu zamanlara denk geliyordu meşhur zorunlu Ermeni göçü Rus baskılarına dayanamayan kahraman üçüncü Ordu 11 Ocak 1916'da yarılmış ve 16 Şubat

1916'da Erzurum dönmüştür Ruslar, Bayburta kadar yayılmıştır şok etkisi yaratan bu gelişme sonrası Osmanlı başkomutanlığı ile  Van ile kırlığı arasında ikinci ordunun altında bir kuvvet toplamayı Rusları Erzurumdan atmayı planlamıştır ikinci Ordu'nun başına Ahmet İzzet paşa getirilmiş Mustafa Kemal de Ahmet İzzet Paşa'ya bağlı 16. kolordunun başında yeralmıştır. Mustafa Kemal'in yolculuğu hiç de kolay olmamıştır İstanbul'dan 16 Mart 1916'da yola çıkan Mustafa Kemal gerek trenle gereksede yol olmayan yerlerde at üzerinde Diyarbakıra on günde ulaşabilmiştir tam da bugünlerde Van ve Hakkari'de Ruslar tarafından ele geçirilmiştir Van'da hükümet binasını Ermeni bayrağı asılmış Ermeniler ABD'ye çektiği telgrafta şöyle demiştir Van'da düne kadar 70.000 Müslüman yaşıyordu bugünse tavuklar horozlar kediler köpeklerle beraber 3000 Müslüman yaşamakta Mustafa Kemal'in bölgeye geldiğini rus istihbarat raporları şu şekilde duymuştur Büyük Türk komutanlarının halk tarafından en çok saygı görenidir, cesur güçlü azimli ve azami derecede bağımsız fikir sahibi olup herkes tarafından İtibar görmektedir şöhretine BİNGAZİ'DEKİ başarıyla kazanmıştır Çanakkale'de iki defa durumu kurtarmıştır Diyarbakıra geldikten sonra Muş ve Bitlis düşmandan kurtarmak için kendini bağlı tümeni denetlemeye çıktı bu sırada Bitlis'e taarruz kendini gerçekleştirme arifesinde olan Beşinci Tümen Bitlis kurtarmak için taarruza geçti durumu fark eden

Ruslar iki kat fazla birlikle karşı tarafa geçmişti Mustafa Kemal derhal taarruz öncesi cepheye çekilme emri verdi yıllar sonra Sakarya'da uygulayacağı düşmanı üzerinden çekip arka birlikten ayırmasın stratejisi ilk olarak burada yapmıştır çekilme kararına komutan Ahmet İzzet paşa çok sert çıkmış derhal rapor vermesini istemiştir Mustafa Kemal bir yandan rapor yazıyor bir yandan da geri kalan Tümenleri denetlemeye devam ediyordu çekilme sonrası Ruslar düşmanın da taarruz yapamayacağını düşünüp bölgeye çok az sayıda asker bırakıp Bitlisi ve daha sonrasında Elazığ tam iskan için harekete geçmişlerdir ama geri çekilen Ordu aylar sonraki tarih  için hazırlanmakdaydı çeşitli bölgelerde taarruza hazırlanmak için Mustafa Kemal birlikleri geri çekiyor ikinci Ordu Komutanlığı ise sertlik düzeyi yükselen mesajlar ile Mustafa Kemal'e yükleniyordu komutanlık özetle şunları demekteydi bir komutan savaş diğeri içinde ufak çekimler yapabilir fakat kilometrelerce çekilmeyi kendi kararı ile yapamaz bu yetkileri aşmak olur at sırtında cepheyi denetleyen Mustafa Kemal dinlenmeden haritayı açıp rapor yazarak dolaşıyordu bu kararın sorumlusu elbette kararı veren kişi olarak benim dedi ve geniş çaplı bir rapor yazdı Ahmet İzzet paşayla pek iyi anlaştı söylenemezdi çünkü cepheyi Ahmet İzzet paşa komutası altında değil bizzat ikinci Ordu Komutanı olarak yönetmek istiyordu söylenenlere göre Enver Paşa bu konuda Mustafa Kemal'e söz vermiş fakat sözünü tutmamıştı belkide bu yüzden sınırını aşan kararlar vermekteydi hırslı bir komutandı Mustafa Kemal kendi bildiği doğrular uyguluyordu neticede başarılı oluyordu fakat üstlere itaatsizlik ne kadar doğrudur bir ihtimal onun tek birliği mağlup olmuş mudur hayır geri çekilen birlikler beklenmedik şekilde Mustafa Kemal'in önderliğinde harekete kalktı birlikleri dağıtan Rus ordusu gafil avlanmıştı karşı taarruzu beklemiyorlardı

Rus birliklerinin ortadan yaran Mustafa Kemal önderliğindeki Osmanlı ordusu her iki Kanattaki Rus ordusunu yenme şansı yakaladı Ruslar esir askerlerin dahi bırakıp geri çekilmeye başladı bu geri çekilme 1-2 kilometrelik bir çekilme değilde ikinci Ordu Komutanlığına düşmüş, bu gece Bitlis, Kolordumuz tarafından zap ve işgal edilmiştir malub edilmiş düşman kuvvetleri takip edilmektedir Ahmet İzzet paşa şöyle bir cevap verdi Bitlis'te 16. kolordu Komutanı Mustafa Kemal paşa hazretleri'ne kumandanızda buna askerleri hüsnü muhafaza ederek lüzumu zamanında dahiyane kudret ve hamasetle ifa buyurdunuz kahraman hizmetinizden dolayı zati halinizi tebrik ve teşekkürlerimi bildiririm Muş ve Bitlis'e geri alınca Mustafa Kemal Paşa'ya kılıçlı yazma vermiştir henüz on gün sonra bu seferde Ruslar karşı tarafa geçmiştir gelin bu savaşı da bizzat orada bulunan Ali Fuat beyden dinleyelim 1916 yılı yazılarında Çapakçur Boğazını haftasında Ruslarla aldığımız kanlı muharebenin sonrasına kadar birbirimizi görmemiştik ben kumandanı bulunduğum Çapakçur Boğazını çok üstün Rus kuvvetlerine karşı savunurken tümenim önemli bir kısmı kaybettim sırada Muş'daki imdadıma koşmuş olan 16. kolordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa yandan bütün şiddetiyle düşmana karşı taarruza geçmiş beni düştüğim müşgül bir tehlike durumdan kurtarmıştır bu suretle Çapakçur boğaz müdafaası başarıyla  sonuçlanmıştır. 

Başarı günlerin birinde Çapakçur dağlarının en yüksek noktasında buluştuğumuz akşam o savaş meydanlarında kulağından generaliğe ben de albayla yükselmiş bulmuyordum şimdi o bir üstük bir de benim amirim ve kumandanın de mahiyetin bayramla birlikte kendisine mülaki oldum üç adım kala ayaklarımı sertçe birbirine vurarak selam verdim aynı ciddiyetle selamımı aldı hoşgeldiniz Ali Fuat bey dedi sonra bir de bana doğru yürüdü Fuat kardeşim diye boynuma sarıldı ve kucaklaştık durumu kısaca anlattı ikinci Ordu kumandanın seni iki piyade alayı ile ihtiyatsızlığı bırak yalnız bırakmış olmakla boğazın önemini ve değerini takdir edilmediğini gördüm yardım için Ordu kumandanına teklif ettim fakat onun emri beklemeden derhal harekete geçtim tanrıya şükürler olsun seni kurtardım Çapakçur un Meşe ve çam ormanları ile bezenmiş o yüksek tepelere üzerinde o akşam hala hatırlar ve heyecanıyla ürperir bu gelişmelerden sonra Mustafa Kemal izinli olarak İstanbul'a giden Ahmet İzzet başına gelene kadar ikinci Ordu Komutanlığı görevini yürütür İsmet İnönü ile ilk defa böyle karşılaşır beraber çalışma imkanı bulur bir süre sonra ikinci Ordu Komutanlığı görevi bölgeden ayrılınca yine ona verilecektir ikinci Ordu Komutanı olduğunda şu mesajı birliğe çekmiştir Allahın iyiliği ve beni seven kalp derin sevgi ve güvenle dayanarak başarılı olacağımıza tam bir inançla ikinci Ordu emir komutasında üzerime aldım sayın komutan ve bütün kahraman silaha arkadaşlarımı saygı ve samimiyetle selamlarım Mustafa Kemal kazandığı Muş, Bitlis, Bingöl zaferleriyle Rusların daha iç bölgelere sokulup Ermeni güçlerle birlikte halka işkence etmelerini önlemiş bölgede oldukça sevilmiştir bölge insanının desteği de oldukça fazladır gerek birlik oluşturmasında gerekse de Paşa'nın askerlerin durmasında çok yardımcı olmuşlardır tabi bölgeler bu husussta yardım eden yerli halk da yok değildir. Rus komutanlar yerli halka madalya vermektedir.

25 Şubat 2024 Pazar

Atatürk'ün Açmak İstediği Fabrikalar


10 
Kasım'da 09:06 yatağından doğruldu. Uzun süredir devam eden hastalığından kurtulmuş olduğu için oldukça mutluydu

Çünkü çalışmadan öylece yatmanın hayatının hiçbir anında yeri yoktu. Hasta yatağında olduğu için katılamadığı ve çok üzüldüğü 29  Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinin nasıl geçtiğini öğrenmek amacıyla

Gazeteleri okumaya başladı. Ardından yabancı gazetelerin manşetlerine göz gezdirdi. Sürekli olarak tekrar ettiği İkinci Dünya Savaşı çok yakında çıkacak. Söylemini tekrar düşündü


Zamanında hasta yatağında Afet İnan'a şunları söylemişti. Dünya bir harbe doğru gitmektedir. Bu ateşin içinde bizim memleketimiz kritik anlar geçirebilir. Ittifaklarımız henüz kökleşmedi 
onun için bizim milletçe iktisaden çok kuvvetli olmamız lazımdır. Ekonomik plan gecikilmeden yapılmalıdır. Daha sonra genel sekreterinden de iç ve dış olaylara dair malumat aldı

tabii ki elinde Türk kahvesi ve bağdaş kurmuş bir vaziyette oturarak. Hastalığı sırasında Başbakan Celal Bayar gelmiş. Yeni kalkınma planlarıyla ilgili konuşmuşlardı


hastalığı sebebiyle dinlenmesini isteyenlere şu cevabı vermişti. Biliyorum doktorlar yine istirahat tavsiye etmişlerdir. Memleketin en önemli ve en esaslı işlerini konuşuyoruz. Bunlar beni yormuyor. Bilakis hayat veriyor

Bu cevabından sonra hasta yatağında çalışmalarına devam etmişti. 1938 , 1942 kalkınma planının üç ana unsuru vardı


Kısaca üç siyah olarak adlandırılan kömür, demir çelik ve petrol üzerine inşa edilecek olan Maden ve Kimya Sanayi'ydi. Ek olarak yurt içinde talebi düşük, yurt dışındaysa tüketimi fazla ürünleri işleyip satmak için çalışmalar yapılmıştı

Iyileştiği gün bu çalışmalara tekrar göz attı. Bu kalkınma planı toplamda 90  fabrikayı içinde bulunduracak olan sanayi tesisleriydi. Içlerinde neler yoktu ki

şark kromları işletmeleri, Ferlikrom Sanayi, Ergani Bakır Madeni İşletmesi, Kuvarsan, Murgur, bakır maden işletmeleri, krom ve bakır dışı metal madenleri işletmeleri, Ereğli Taşkömür havzası işletmesinin genişletilmesi


Kütahya Linyit Havzası İşletmesi. Kütahya mıntıkası elektrik santrali. Zonguldak mıntıkası, elektrik santrali. Cürüf çimento sanayi. Ateşe dayanıklı malzeme sanayi. Ekmek ve un sanayi

büyük zeytinyağı rafineri. Yaş ve kuru meyve sanayi ve ticareti. Et sanayi, soda sanayi, reçine sanayi, morfin sanayi, gül yağı sanayi, gliserin, yağ asitleri ve sabun sanayi

petrol rafinelleri, sentetik benzin sanayi, azot sanayi, makine ve madeni eşya sanayi. Ölçü sanayi, teneke ve boru sanayi. Deniz sanayisi ve ticareti. Su mahsülleri sanayisi ve ticareti


Yurdun doğusundan batısına doksandan fazla fabrika açılacaktı. Iş alanları genişleyecekti. İkinci Dünya Savaşı öncesi içte ve dışta kuvvetli olmak amaçlanmıştı. Aylar ilerliyordu

İkinci Dünya Savaşı gün geçtikçe yaklaşıyordu. Atatürk, hastalığında söylediği cümleyi Başbakan'a tekrar söyledi. Ne yapın, edin, yatırımları hızlandırın. Savaş yakındır. Daha sonra ülkeyi güvenlik çemberine aldığı anlaşmaları sağlamlaştırmak için


Mecliste çalışma ve dış devletlerle dostluk bağlarını güçlendirme önerisinde bulundu.
Trakya'dan gelecek düşmanı Balkan Paklı'yla boğazlardan gelecek saldırıyı Montrö Boğazlar Sözleşmesi'yle

doğudan gelecek saldırıyı önlemişti. Ama ne olursa olsun orduyu daha da güçlendirmek şarttı. Mareşal, Fevzi Çakmak'la görüştü. Tedbirler sıklaştırılmalı ve oldukça başarılı geçtiğini bizzat gördüğü

Ege ve Trakya manevralarının tekrar yapılmasını istedi. Manevraları bizzat kendisi yönetecekti. Bu sırada Fevzi Çakmak bir kere daha Trakya'dan gelen saldırıyı önlemek için yer altında bir hat kuralım önerisinde bulundu


Atatürk bunu hastalığında reddetmişti. Buraya harcanacak parayla yatırımlar yapılabilirdi. Harcanacak paranın boşuna olduğunu düşünüyordu. Geçmişte general Fahrettin Altay'a şöyle demişti

savaş oldum olası toprak üstünde yapılır. Ve toprak üstünde kazanılır. Yahut kaybedilir. Bu hat ne kadar güçlü olursa olsun ömrü bir muharebeninki kadar kısadır. Ben milletimin parasını bir kapris turunda toprak altına gömdürmem

Bin dokuz yüz otuz dokuz yılında Hatay Türkiye'ye katıldı. Hatay'ın katılmasıyla mutluluktan gözleri dolmuştu. Çünkü milletine verdiği bir sözü daha yerine getirmişti. Yıllar önce şöyle demişti


Milletime söz verdim. Hatay'ı alacağım. Namusum üzerine söylüyorum ki o Türk toprağını Fransızlara bırakmayacağım. Ben sözümü yerine getiremezsem milletimin önüne çıkamam. Yerimde kalamam. Hatay benim namusumdur

Hatay'a tren seyahati yaptı. Vatandaşların müthiş coşkusu üzerine oldukça duygulandı. O sırada trende bir plak çalıyordu. Hastalığı sırasında kızına söylediği şu cümleler tekrar aklına geldi


Gökçen, ben bu toprakları çok seviyorum. Yurdumun toprağını, dağını, taşını, havasını, insanlarını seviyorum. Bazı şarkılar bana bir gün bu insanlardan kopacağımı hatırlatıyor. Işte o zaman içime bir ateş düşüyor

ve bu ateş sonradan gözyaşı olarak akıp gidiyor. Unutma ki Mustafa Kemaller de insandır. Ve onlar da zaman zaman ağlamak isterler

Hatay ziyareti bitmişti. Gelişen teknolojilerle birlikte temelleri 1920 atılan uçak sanayinin geliştirilmesi emrini verdi. Dış ülkeden ucuza uçak alabiliriz

önerilerini yıllar önce söylediği şu sözlerle reddetmişti. Eskimiş teknolojileri değil, en yeni teknolojiyi ülkemize getirmediğimiz sürece yabancı ülkelere bağımlı olmaktan kurtulamayacağız

Bunun için mümkün olduğu kadar kemerleri sıkarak Kendi yağımızda kavrularak ya da yeni parasal kaynaklar yaratarak çağdaş teknolojilerin en yenilerini topraklarımıza taşıyacağız. Eski teknolojileri bize kolaylıklar tanıyarak getiren yabancı devletlerin kurnazlıklarını anlamamak için insanın ya kör ya da aptal olması gerekir. Biz yeni ve genç bir Türkiye kuruyoruz. Geri kalmış teknolojilere gereksinimimiz yoktur. Ya en yenisini kurarak onlarla boy ölçüsünüz ya da biraz daha sabreder bunu yapabilecek güce erişmemizi bekleriz

Cumhurbaşkanı olarak kaldığı Çankaya Köşkü'nde sürekli bilim ve fikir insanlarını ağırlıyordu. Yine bir gece eğitimcileri ağırladı. Okullaşma üzerine konuşuldu
daha çok okul, daha çok öğretmen, daha bilinçli bir halk başlıkları üzerinde duruldu. Eğitim konusunda konuşmaktan ve eğitimle ilgili çalışmalar yapmaktan zevk alıyordu. Zaten yıllar önce şöyle demişti
Eğer cumhurbaşkanı olmasaydım eğitim bakanlığını almak isterdim. Bu vesileyle köylerde eğitimin yaygınlaşması ve eğitimin daha da milli bir hal alması için Milli Eğitim Bakanı'na emirler verdi. 1940 yıllara geldiğimizde İkinci Dünya Savaşı başlamıştı önceki yıllarda her zaman tekrarladığı gibi tarafsızlık yolunu takip etti. 

Savaşın başlayacağını öngörüp, hızlandırılan yatırımlar ülkeye artı değer katmış, her köylüye toprak verme projesi başarıyla devam etmiş

Köy okullarının çoğalmasıyla toplumun eğitim seviyesi her geçen gün artmıştı. Ülke tam bağımsız bir şekilde emperyalist güçlerin pençesine girmeden kendi bölgesinin önemli uygar bir gücü olmuştu
Fakat öyle ya da böyle o an elbet gelecek ve sizin bizim gibi insan olan Atatürk de hayata gözlerini yumacaktı. Ömrü daha uzun olsa büyük ihtimalle
Devrimler daha oturaklı, halk daha fazla refah içinde devlet de daha varlıklı olacaktı. Atatürk'ten sonra cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü ve sonrasındaki siyaset insanlarından Atatürk olmasını bekleyemeyiz
Doğrularıyla, yanlışlarıyla bugün onların da sayesinde cumhuriyetin yüzüncü yılına girdik. Son olarak içinizden keşke Atatürk biraz daha yaşasaydı fikri geçtiğinde aklınıza sadece onun şu cümlelere gelsin;

milletin bağrında temiz bir kuşak yetişiyor. Türkiye Cumhuriyeti'ni onlara bırakacağım. Ve gözüm arkada kalmayacak. Beni ne zaman görmek isterseniz aynaya bakın. Siz Türk çocukları benim birer parçamsınız. Ben de sizin


18 Şubat 2024 Pazar

Türkiye'nin İlk Yerli Uçak Fabrikası - Nuri Demirağ

 


Nuri Demirağ Sivas Divri'nden İstanbul 'a gelen Nuri Demirağ, Cumhuriyet İdareisinin Türkiye demir yolları ve şoseleri için açılan ihale de devlete verdiği en uygun tekliflerle mütahhitlik hayatına atıldı. 

Demir yollarındaki çalışmalarından dolayı Atatürk tarafından kendisine Demirağ soyadı verilen ilk Türk demir yolu mütahidi Nuri Demirağ, 1112 kilometrelik demir yolu yaparken diğer büyük inşaat işlerine dağıtıldı. 


1936'da havacılık sanayisinin ilk temellerini atmaya başlayan Nuri Demirağ mademki bir millet tayaresiz yaşayamaz, öyleyse bu yaşama vasıtasını başkalarının lütfundan beklememeliyiz, ilkesiyle yola çıktı. 

Bu uğurda ömrünü vakfettiği uçak sanayisi kendisinin öncülüğünde açılan Atatürk havalimanı ile hızla gelişti. 1936'da havacılık konusunda 10 yıllık bir program hazırlatarak Çekoslavak bir firma ile anlaştı. 

Beşiktaş'ta Tayyare Etüt Atölyesi 'nin açılışını 17 Eylül 1936'da yaptı. Demirağ pist ve uçuş sahası olarak kullanılmak üzere İstanbul Yeşilköy'de Gök Stadyumu adını verdiği ilk sivil hava meydanında çalışmalara başladı. 


Yeşilköy'de Gök Stadyumu 'nun kurulmasından sonra Sivas Divri'nde pilot yetiştirmek üzere Gök Okulu adını verdiği akademi kurdu. Bu okul ile Anadoluyu teknolojik atılımın bir parçası haline getirmeye amaçladı. 

Demirağ 'nın amacı yurt içinde hem ticari, hem askeri uçaklar üretmek hem de mühendisler, teknisyenler ve pilotlar yetiştirmekti. Fransa'da uçak mühendisliği eğitimi alan Selahattin Reşit Alan ile kurduğu ortaklığın sonucunda 1936 ve 1938'de Nude 36 ve Nude 38 adı verilen uçakları tasarladı. 


Uçaklar o dönemin teknik açıdan en gelişmiş uçaklarındandı. 1941 yılında Türk yapımı ilk uçak İstanbul'dan Divriyeye uçtu. Ardından 12 uçaklık bir filo Bursa, Kütahya, Eskişehir, Ankara, Konya, Adana, Elazığ ve Malatya rotasında uçarak halka gösteri yaptı. 

Nude 38 tipi yolcu uçağı tamamen Türk mühendis ve işçilerinin ortaya çıkardıkları Türk yapımı bir uçaktır. Altı kişilik yolcu uçağının çift pilot kumandası bulunmaktadır. Saatde 325 kilometre hız yapabilmekte ve 1000 kilometre uçabilmektedir. 


Ankara 'nın doğusuna ilk demir yolunu yapan İstanbul Boğazına özel köprü yaptırmayı projelendiren Bursa'da Sümer Bank 'ın Merinos fabrikasını kuran, İzmit'de Selilos fabrikasını kuran, İstanbul'daki büyük hal bina'sını yapan, seri üretim olarak ilk Türk uçağını yapan, Karabük'te Demir ve Çelik fabrikasını kuran, ilk yerli paraşütü yapan, Sivas'ta Cimento fabrikası kuran Nuri Demirağ 1954 seçimlerinde Sivas mebusu olarak Büyük Millet Meclisi 'ne girmiştir. 

Nuri Demirağ 'nın uçak sanayisindeki çalışmaları, kendisini teşvik eden devlet kuruluşlarının imalata geçtikten sonra ilgi göstermemesi ve sipariş alınamaması üzerine 1940'da durduruldu. Elde kalan uçaklar, Hurdacı 'ya satıldı. 



11 Şubat 2024 Pazar

Büyük İskender - Alexander


      Tarihçiler insanlığın geçmişinde 3 büyük komutandan bahseder, Cengiz Han'ın övdüğü, Fatih Sultan Mehmet'in adını andığın , Mustafa Kemal ATATÜRK'ün hakkında kitaplar okuduğu o efsanevi komutan Büyük İSKENDER. Makedonya Kral Flip, aksi, sert, alkolik ancak başarılı bir Komutan,  Sparta hariç tüm Yunan şehir devletlerini tek çatı altında toplamayı başardı. Bir oğlu oldu İskender. O dönemlerde çocuklar küçük yaşlarda çok sert eğitimler görüyordu. Aç bırakılma, dayak bunlardan sadece bazıları idi. Flip oğlunun demir miğfer  gibi bir çocuk olarak yetişmesini istesede. İskender çelimsiz ve duygusal olarak hasat bir çocuktu. Hayatını şekillendirecek olacak da Annesiydi. Yunanlılar arasında Annesinin Aşilin soyundan geldiğine inanılıyordu. İskenderin çocukluk kahramanıda oydu. İskender her gece yatarken Aşilin destanlarını okumadan uyumadığı anlatılır. Öğretmeni ve dünya görüşünü ona verende Aristodur.  İskenderin ilk zaferi Atı Bukefalos tu. Siyah, İri ve zap edilemez bir attı. Onu kimse almak istemiyordu. Ancak İskender Atın derdini anlamıştı, kendi gölgesinden korkuyordu, İskender Atın yüzünü güneşe çevirerek korkusunu yenmeyi başardı. Bilinen Dünyanın yarısını beraber yürüyeceklerdi. Makedonya Kralı Flip bir davette oğlunun önünde Suikasta uğradı.20 yaşında İskender Makedonya Kralı olmuştu. O günkü geleneklere göre beşikteki kardeşini ve Tahtın varisi sayılabilecek herkesi öldürmekti. 

İlk askeri harekatları başkaldıran Yunan Şehir devletlerine yaptı.  45.000 kişilik ordusu ile Çanakkale boğanızı geçip Pers İmparatorluğunun topraklarına girdi. Truva şehirde Aşilin Mezarını ziyaret etti. Pers Valisinin Bölge valisinin 40.000 kişilik ordusu ile savaştı ve yendi. Bu yenilgi persleri şaşırttı. 20 yaşında bir çocuk ilk savaş galibiyetini aldı. Pers imparatoru Darius onun bir çocuk olduğunu söyleyip altından yapılmış oyuncaklar göndermişti. Darius henüz İskenderi anlayamamıştı. Çıktığı bu yolculuktaki komutları kendisinin çocukluk arkadaşlarıydı. Makedonyalı ve Yunanistanlı iyi eğitimli askerlerdi. İskender zaferler kazanarak ilerliyor, Efes, Milet,Halikarnas, Side gibi şehirleri bir bir topraklarına dahil ediyordu. Zikzaklar çizerek Gordion şehrine geldi. (Ankara) Anadolu şehirlerini ele geçirerek ilerlerken Antakya şehrine geldiğinde bir Pers ordusunun yaklaştığı haberi gelir. 

Darius Zaferini göstermek için Ailesinide yanına alıp gelmiştir. Yaklaşık 120.000 kişiden oluşan Pers Ordusuna karşı 45.000 Yunan Askeri vardır. Yunan ordusundaki en önemli birlikler Palanks denen uzun mızraklı hafif piyadelerdir. İskenderin savaş taktiği ile Pers ordusunu yenelerler.  Darius Savaş alanından kaçar. Hemde Ailesini geride bırakarak. İskender bu duruma çok kızar ona göre bir Kral hiç bir şekilde savaş alanından kaçmamalıdır. 

İskender savaşları cephe arkasından yönetmekten kaçmış hep cephe önünde savaşmıştır.

Defalarca yaralanmasına ve miğferinin balta ile parçalanmasına rağmen savaşta hep ön cephede savaşmıştır. Dariusun eşi ve Annesi İskenderin elindedir. İskender onlara eskisi gibi muamele yapılmasının istemiştir. Dariusun Annesi İskenderi o kadar çok severki bundan sonra İskenderin yemeklerinden o sorumlu olacaktır. Bu zaferden sonra Ortadoğunun kıyı şehirlerinden ilerlemeye devam eder. Bu hat üzeride bir çok savaşa katılır ve başarılar kazanır. Antik Petra şehrine girerler İskenderin bir heykeli bu şehirde bulunmaktadır. 

İskender Mısırı kolay bir şekilde ele geçirir. Mısır halkının kültürü ile Yunan kültürü birbirine çok yakınlardı Mısır halkı ile Perslere işgalci gözü ile baktıkları için İskendere kurtarıcı olarak görmektedir. Onu Mısır Firavunu ilan ettiler. İskenderiye şehir kurmuş dev bir kütüphane oluşturmuş, Dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Fenerini yaptırmıştır. 

Ordusu ile beraber Dariusun peşine düşer.  Darius yeni bir ordu kurmuştur. Pers ve Yunanlıların kayıtlarına göre bu ordu 300.000 kişilik ordundan oluşuyordu. İskenderin yaklaşık 50.000 adamı vardı. Persler hem sayıca fazla hemde arazi avantajına sahiptirler. İskender Kaldıraç şeklinde dizerek sıradışı bir taktik uyguladı. Kısa sürede Pers ordusu yenildi. Pers Kralı kaçar, Yunanlılar Babile girer. Yunanlılar böyle bir zenginlikten o kadar çok şaşırdılar kendilerini rehavete kapılacaklarından korktular. Elde ettiklerin ganimetlerin  60 milyar dolarına denk olduğu İskender çok büyük bölümdeki ganimetleri askerlerine dağıttığı bilinmektedir. 

Doğuya doğru harekete geçti HindiKuş dağlarını 2 kez geçti. Kaçan Dariusun adamları tarafından öldürüldüğü haberi gelir. Adamları İskender tarafından ödüllendirileceğini düşünürken idam edilir. Darius Krallara yakışan Pers vadisine gömdürerek ona saygısını gösterir. 

Çeteler tarafından İskenderin atı çalınır. çetelere haber gönderdi. Eğer atı getirmezseniz tüm yerleşim yerini yakarım dedi. Korkan hırsızlar atı geri getirdi. İskender hırsızlara altın verir. 

Sırada orta Asya Türk Bozkırları vardır. Yunanlıların alışmış oldukları serin iklime ziyade buraları çok soğuktur. Bu sereler İskenderin en zorlandığı seferler olarak geçmektedir. Asyada göçebeler sert direnişler gösterdiler. İskender Değişik ortamlara ordusunu iyi adapte etme becerisine sahipti. Orta Asya savaşçıların at üzerinden uzun atışlar yapabildiğini anlamıştı. Orta Asyada çok büyük zaferler kazanmış. Semerkand ve bir çok şehiri ele geçirmiştir. Bu coğrafyaya 10 kadar İskenderiye şehri kuracaktır.  

İskenderinin ordusu içerisinde Mühendisler, Sanatçılar, Aktörler, Düşünürler, Mimarlar, Köleler ve binlerce zanaatkarlar vardı.  Girdiği her şehire kendi kültür ve felsefesini götürüyordu. Feth ettiği ülkelerin ve şehirlerin liderini değiştirmeden kendi topraklarının Valisi yapıyordu. Yönetim şekillerine, dinlerine, kültürlerine asla karışmadı. 

Sırada Hindistan seferi vardı. Savaşı kısa zamanda kazanmasına rağmen atının ölmesi kendisini çok büyük etkiledi.  Atını gömdüğü yere Bukofalya diye şehir kurdu. Hindistanın içlerine yöneldiler. Hiç görmedikleri şekilde ayinler yapanlar, büyücüler, garip giyimli kabile şefleri ve bir çok yeni hayvan ile karşılaştılar. 

Hintli kabileleri , Pers Askerleri ve Yunanlılar eşit görüyor onlarda aynı hakları tanıyordu.

Onların arasında onlar gibi giyiniyor onların kültürlerindeki gibi kendisini selamlamalarına izin veriyordu. 

Askerlerin daha öteye gitmek istemediklerini fark ettiği için Afrika seferini planlamak için Babile döndü. 

Askerlerin isteği dışında hiç kimsenin isteği ile hareket etmemiştir.

Sıtma hastalığına yakalandı. 33 yaşında öldü. 13 Yılda Askerleriyle 33.000 KM  yol yürüdü. Sayısız savaş kazandı. İmparatorluğu kime bırakıyorsun dediği arkadaşlarına en güçlünüze dedi. Helenistik anlayışı oturtturmuş.  Geleceğin Avrupasını meydana geliştirmiş. Müslümanlar kendisini islam kahramanı olarak anlattıkları İslamnameyi yazdılar. Kimilerine göre Kuran-ı Kerimde zülkarneyn de o. 

Afrikanın en güneyinden Asyanın en kuzeyine kadar onun ismini duymayan kalmadı. İmkansızı başaran kahraman olarak anıldı. İskender Mısırda öldüğü için Mumyalanarak kendisine özel lahite yerleştirilmiştir.

İskender bir felsefe bıraktı en büyük olanı isteme felsefesi. Onun hayali tek çatı altında birleşmiş bir dünya hayali.


4 Şubat 2024 Pazar

Jül Sezar


  Roma Siyasetine hakim 2 büyük komutan vardı. Pompeius, İspanyada, Akdenizde, Anadoluda ve Suriyede başarılar kazanmış efsaneleşmiş bir komutandı. İkinci büyük gücü Romanın en zengin adamı , Gladyatör Spartaküs liderlik ettiği isyanı bastırması ile tanınan Crassus du. Senatoya karşı birbirlerini destekleme kararı aldılar, onları daha sonra tamamlayacak bir kişi daha ortaya çıktı oda Sezardı. Sezar soylu ancak çok başarılı olmayan bir aileden gelmeyen biriydi. Siyaset arenasına Marius sayesinde oldu. Roma Senatosunda o zamanlar iki hizip vardı. Optimates ve Populares Halk oyları ile Roma Senatosunun gücünü kırmaya çalışan Marius diğer grupdan ( Optimates ) Suda tarafından tasfiyesine karar verildi.  (Marius) Sezar bu karar karşısında başkentten ayrılıp Romanın doğusunda bir hayat yaşamaya karar veren verdi. Bu süre zarfında askeri pek çok deneyim kazandı. Yıllar sonra Romaya döndüğünde avukatlık yapmaya başladı. Sonrasında önü kesilmiş olmasına rağmen devlet kademelerinde bir yere kadar gelmeyi başardı. Hispania Ulterior valisi olarak atandı. Hayatında bu bir dönüm noktasını oluşturdu. Siyasette tutunmanın yolu paradan geçiyordu ancak Sezarın o kadar parası yoktu. Siyasette var olabilmek için Crassus a dan yüklü miktarda borç aldı. Hem Crassus ile gizli ittifak kurdu hemde borçlandığı için ona bağımlı oldu. 


Sezar Pompeius a yakınlaştı ve ittifak kurdu. Onu destekleyip istenen yasaların geçemesine onay verdi. Bu üç kişinin birbirine yakılaşmasının sebebi Optimates grubunun yoğun muhalefetinden kaynaklandı. İspanya valisi zamanında üst üste zaferler kazandı ve askerlerininde sadakatini kazandı. Zafer alayı ile şereflendirilmek üzere Romaya çağrıldı. Konsüllüğe adaylığını koydu.  (Konsül: Roma Cumhuriyetinde her yıl seçilen iki Devlet başkanından biridir. ) Senatodaki aristokratlara karşı, Magnus, Crassus ve Sezar 1. Triumvirlik adı altında bir ittifak kurdular. 2 Konsülden biri olarak Sezar seçildi. Roma Cumhuriyetinde Konsül seçilen biri Konsüllükteki görevi 1 yıl sonra bitince uzak eyaletlerin başına gönderilirdi. Sezarda görevi bittikten sonra Galya Cisalpina, Galya Narbonensis ve Ityricum Valisi oldu. 


Crassus Doğu Vilayetlerine giderek, Partlara karşı savaşacak. Pompeius İspanya ve Afrika daki eyaletlere gidip valilik yapacak kendi aralarında bir iş bölümü yapmışlardı. Dünya tarihinin en merak uyandıran askeri operasyonlarından biri olan Galya Seferleridir. Sezar Galyalılara savaş açarak akla hayale gelmeyecek başarılara imza attı. Avrupanın derinliklerine kadar zaferler aldı. Sezarı Sezar yapan ün bu Galya seferleri oldu. 300 den fazla kabileye diz çöktürdü yada yok etti. 800 den fazla yerleşkeyi küle çevirmiş. Tarihçilerin hesaplaması ile bir milyona yakın insanı öldürmüş. Bir milyona yakın insanıda köleleştirmişti. Bu şekilde Romanın en güçlü komutanı olmayı başardı.  

1. Triumvirlik dağılma göstergelerinin başlaması Sezarın güçlenmesiyle beraber oldu. Sezarın kızının ölmesi olduğudur. Kızı Pompeius ile evlidir. İkili arasında uzaklaşma başladı. Pompeius Sezardan uzaklaşarak gelenekçilerin tarafına yakınlaştı. Sezarın arka arkaya kazandığı savaşlar neticesinden güçlenmesinden sonra bu uzaklaşmanında payı vardır. Crassus partlarla savaşırken harran da yaptığı savaşı kaybetmiş feci bir şekilde can vermiş bunun sonrasında ittifak dağıldı. Senato Sezarın ve askerlerinden savaşlarda kazandığı başarılardan korkttuğu için bir şekilde Sezarı devre dışına almak istediler. Görev süresi biten komutan Romaya dönmediği için normal bir vatandaş olarak Romaya çağrıldı.  Amaçları Sezarı yargılayıp ortadan kaldırmak istemeleriydi. Sezarda bunu anladı dokunulmazlığını korumak için bir memuriyet yada komutanlık istedi. İstediği cevap gelmediğinde en çok güvendiği lejyonları ile İtalya kıyısı sınırına geldi. Komutanın bu sınırı geçmesi Romaya ihanet sayılırdı. Apoletlerinin sökülüp Romada yargılanacak yada Roma düşmanı olacaktı. 

Sezar sınırı geçip Romaya doğru ilerlediğinde Romada iç savaş başladı. 



Pompeius - Sezar

Sezarın Avantajları 

  • Sezarın Komutanlık Becerileri.
  • Deneyimli Lejyonerleri (cesaret, hız, iş bitiricilik, teknik kapasite, Silah kullanımı, ileri ve geri hat organizasyonları)
  • Askerlerinin Sadakati

Sezarın Galya savaşlarında yaptığı en iyi şey hızlı davranmaktı. Burada da aynı şeyi yaptı. Hızlıca güneye indi. Cumhuriyetçiler ve Pompeius taraftarları paniğe kapıldılar ellerindeki Lejyonları Sezarın eski askerleriydi. Ona karşı savaşacakları mehçüldü. Pompeius kendi lejyonlarına ulaşması gerekiyordu.  O yüzden Tüm Senato ile beraber sehir terk ettiler oluşan otorite boşluğu tek tek Sezara itaat etmesini ve onun yanında olmasının önünü açtı. Pompeius ve ordusu Epire kaçtı. 2 Ayda İtalyanın tamamına hakim oldu. Fakat savaşı kazanabilmek için Pompeius yok etmesi gerekiyordu. Rakiplerin üzerine yürümeden önce arkasını sağlama alması gerekiyordu. Hızlıca Hispanyaya gidip lejyonları aradan çıkarmayı düşündü.Kansız bir şekilde buradaki kuvvetleri ya tarafına kattı yada emekli etti. Burayı güvenliğe alınca  Romaya döndü. Pompeiusda Makedonyada kararhagö kurup ülkenin dört bir yanından asker topladı. Onbinlerce asker, 500 den fazla gemi kendisini Romanın gerçek korucuyusu sanan kişilerle kendisinin emri altında toplandılar.  İtalya rakip donanma tarafından ablukaya alınmıştı.  Risk alarak Epir kıyılarınındaki Palaesti ye  çıktı.  Karaya ayak bastığında zor durumdaydı. Denizden ikmal olması zor etrafındaki şehirler Cumhuriyetçilere destek veriyordu. Pompeiusda Sezarla savaşmayı değil yormayı istiyordu.  Kıyıya çıkan Sezarın olduğunu duyunca oda Sezarın üzerine gelmeye başladı. Sezar Apollania ve Orcium aldı . Pompeiusda Asparagumda kamp kurdu. Sezarın başarılı Komutanı Mark Antoni İtalyadan 4 Lejyon ve 800 atlı birlik ile zor bir şekilde deniz yoluyla bölgenin kuzeyine geldi. Bu aşamadan sonra Sezar ve Mark ordularının birleştirmek istediler. Pompeius çabalarına rağmen iki ordu Elbasan civarında birleşti. Sezar arkasını korumak ve tedarik hatlarını korumak için 2 Lejyonunu Teselya ve Astolia ya gönderdi. Bir lejyonunuda Makedonya'da Pompeius destek için gelecek askeri oyalaması için gönderdi. Dyrhachium sehrini ele geçirmek için Sezar şehrin güneyine kano kurdu Pompeius da onların güneyine kamp kurdu. Pompeius savaşa gelmemesi sonucunda Sezar etrafında bir çember oluşturacak ve  deniz kıyısına kadar kale yapacak kendisini hapsetme planı yaptı. Savaşçıların yanında mühendislikleri ile ünlenen Roma askerleri aralıklı olarak kuleler inşa etmeye başladılar. Kulelerin araları taş yada toprak ile siper şeklinde bırakılacaktı. 

Cumhuriyetçiler kendilerinin sarıldığını görünce kendileride korumak amacıyla siper oluşturmaya başladılar. Sezar 20 km ilk devasa bir hat oluşturdu. Arada kalan bölgelere çıkıp savaşsalarda pek bir sonuç alınamadı. Bu taktik 1. Dünya savaşında da denenmiştir. Kuşatılan Pompeius lojistik ve psikolojik sıkıntılar yaşamaya başladı. 

Yaz ayı geldiğinde durumları pek kötüydü. Pompeius bu durumda kurtulmak için bir hile denemek istedi. Dyrhachium kenti garnizonu Sezara teslim olman kabul edecek Sezarda bu habere göre şehri almaya gittiğinde askerleri saldırıya geçti. Bu tuzağı işe yarayan Pompeius tüm gücüyle atağa kalktı. Bunu beklemeyen Sezar tarafı arkadaşlarınıda ezerek kaçmaya başladı. Kuşatmanın kırılmasına sebep oldu. Sezarın askerlerinin savaş alanından kaçmasına sebep oldu. 

    Ağır bir yenilği alan Sezar Apollonia ya geri çekildi. Ufak bir garnizon bıraktı ve orayı terk etti. İç kısımlara çekilerek yaralarını sarması gerekiyordu. Vadilerden güneye indi. İÇ kısımlar daha önceden gönderdiği birlikleri ile birleşti ve Aeginium da kamp kurdular. Suriyeden gelecek olan askerleri karşılamaya giden General Calvinus yenilip Bitola ya ya çekildi. Calvinus yenen birlik Larissa ya yöneldi. Calvinusu geldiğini öğrenen Pompeius onu karşılaşma için yola çıktı. Calvinus bu haberi öğrenmesinden sonra hemen Sezarın yanına geldi. Pompeius da güneye devam ederek Larissadaki kuvvetleri ile birleşti. Her iki tarafından orduları güçlerini birleştirdi. Sezar Pharsalus kentinde kamp kurdu. Pompeius komutanları Sezarı köşeye sıkıştığını savaşmak istedilerini söylüyorlardı. Pompeius savaşmak istemiyordu. Sadece yormak istiyordu. Senatonun zoruyla Pompeius Sezar ile savaş yapmaya zorlandı. 


Enipeus nehri Yakınlarında;

Cumhuriyetçiler: 11 Lejyon 47.000 Asker, Sezar 9 Lejyon 22.000 Asker oluşuyordu. 

    Sezar 3 hattan oluşan geniş bir dizilim tercih etti. Pompeius Okçuları ve Süvari birliklerini kendi sol kanadına dizdi. Amacı süvarileri ile düşmanı sağında sarıp üstün asker sayısı ile merkezden baskı yapmaktı.  Bunu gören Sezar; 

Süvarilerini kendi sağına yerleştirdi. 3 ncü hattan çektiği bazı taburları sağ tarafı korumak amacıyla eğik açıyla 4 ncü bir hat oluşturdu. 

Lejyonerler düşmanı gördükleri zaman ellerinideki palaları var gücüyle fırlatmaya başladılar. Düşmanın üzerine olağanca güçleri ile saldırdılar. Pompeius süvarilerine hücumla emri verdi. Sezarıın süvarileri geri çekilerek gizli 4ncü hattın üzerine gönderdiler. Rakibin kaçtığını sanan Pompeius askerleri yedek hat ile karşı karşıya geldiler. Sezarın süvarileri arkadan Pompeius süvarilerini sardılar. Pompeius süvarileride piyadelerle savaşıyorlardı. iki arada kalmaktan korkan süvariler düzeni bozarak kaçtılar.  4ncü hat ve süvariler düşmanı sol tarafından çevrelediler Sezar en tecrübeli askerlerinin tuttuğu 3ncü hattıda düşmanın üzerine gönderdi. 3ncü hattan da destek alan diğer hatlar bir anda kırılmaya başladılar. Pompeius hattın kırıldığını gördüğünde kampa kaçtı. Kendi başına kalan Pompeius askerleri bir anda kaçmaya başladılar. Pek çok senatör tepelerin arasından kaçmaya çalışırken yakalandılar. Bu savaşa 200 Lejyonler ve 30 Yüzbaşı kaybeden Sezar kazandı. 


28 Ocak 2024 Pazar

Leonardo da Vinci



Bazı insanlar yaşadıkları dönemin fazlası olmuşlardır. Bazılarıysa yüzyılın ötesindedirler. Leonardo Da Vinci de böylelerinden. Ki kendisi çoğu bilim çevresince bin yılın dahisi olarak kabul ediliyor


Peki bir insan nasıl ve neden böyle bir unvana sahip olabilir? Onu bu kadar değerli ve özel yapan neydi? Leonardo Da Vinci, günümüz dünyasında birçokları tarafından sadece sanatçı kişiliğiyle bilinir


Bunun en önemli nedeni yaptığı tabloların müthiş bir ünev ve birçoğu gerçeğe dayanmayan efsanelere konu olmasıdır. Halbuki resim sanatı Leo için ilk sıralarda olan bir eğilim bile değildi


Kendisi döneminin en önemli filozofu, astronomu, mimarı, mühendisi, mucidi, matematikçisi, anatomisti, müzisyeni, heykeltıraşı, botanistiği, jeoloğu, kartografı, yazarı ve ressamıdır. 



Leonardo Da Vinci, 15 Nisan 1452 İtalya'nın Vinci kasabasında doğdu. Enteresan bir çocukluk dönemi geçirdi. Çünkü annesi Katerina, yoksul, genç ve fakir bir kadındı sıradan halkın bile en altından geliyordu. Babası ise Soylu'ydu. Bu iki ismin evlilik dışı çocuğu olan Leonardo, gayrimeşru çocuk ünvanıyla dünyaya geldi. Vaftiz töreninde bile herkes hazırdı. Bir kişi hariç. Annesi


Evlilik dışı doğmasından kaynaklı olarak annesinden ayrı bir şekilde baba evinde yaşayan Leo, annesini çok ender olarak görüyordu. Katerinaya dair çok az şey biliyoruz


Ancak Da Vinci'nin ileride başlayacak olan Osmanlı merakının annesinden kaynaklı olduğu rivayetler arasındadır. Çünkü Katerina ismi Osmanlı'daki köle kadınlar için sık kullanılan bir isimdi ve Da Vinci'nin annesinin de Osmanlı'dan alınmış bir köle kadın olduğu, delillerle desteklenen bir iddiadır. Hatta geçtiğimiz yıllarda yayınlanan Da Vincist Demons isimli dizide bu konu sıklıkla vurgulanmış ve Da Vinci'nin köklerinin İstanbul'a dayandığı, bunun da annesinden kaynaklandığı işlenmiştir



Nitekim annesiyle ilgili ne Leonardo, ne de tarihi kaynaklar bize fazlaca bir şey anlatmıyor. Sonuçta Leonardo'ğu resmi olarak gayri meşru çocuk sıfatına sahipti ve dönemin yasaları gereğince gayrimeşru çocuklar okula gidemezdi. Bu nedenle Leo, gününün büyük bölümünü evde ya da kırlarda gezinerek geçiriyordu. Leonardo için okula gitmemek belki de o günlerde kötü görünen bir durumdu böylesine meraklı bir çocuğun elinden geleceğinin alınması onun için hiç kolay değildi. Ama Leo'nun bir şansı vardı. Amcası Francesco. Babası notlarında Francesco'yu sorumsuz Vurdumduymaz bir alkolik olarak birkaç cümleyle anlatmış. Ancak talih nasıl da yanlış çıkarıyor ön yargılarımızı. Çünkü Leo için amcası Francesco hayattaki en önemli insandı ona en çok sevgi gösteren amcası Francesco'ydu. Ve bu alkolik, sorumsuz, çapkın adam Leonardo'ya ilk bilimsel düşüncelerini aşılayan, okula gidemese de öğreneceklerinden çok daha fazlasını veren kişiydi



Leonardo'ya yaşadığımız dünyayı sorgulamayı, bilimin insanoğlu için önemini öğretti ve daha da önemlisi Leon'un en büyük tutkusu olan anatomi sevgisini o aşıladı. Ölmüş böceklerin açarak canlıların iç organlarını Leonardo'ya anlatırken aslında bir masal dünyasının kapısını açmıştı çok sevdiği yeğeni için. 14  yaşına kadar yaşayan Leonardo, büyükanne ve büyükbabasının ardı ardına ölmesi üzerinE 1466 babasıyla birlikte Floransa'ya gitti. Floransa. Sanki talih Leonardo efsanesini doğurmak için çabalıyor gibi. Okula gidemediği için evde çizim yapmaya devam eden Leonardo'nun çalışmalarıyla karşılaşan babası Büyük bir şaşkınlık yaşadı. Bunlar bir çocuğun resimleri olamayacak kadar başarılı çalışmalardı. Babası Leonardo'yu elinden tutarak Floransa'nın en önemli sanat atölyesinin sahibi ve olan ustaya götürdü. Küçük bir çocuğun bu çalışmalarına hayran kalan usta Leonardo'yu okuluna almayı kabul etti. Bu sanat okulunda sadece resim çalışmaları yapılmıyordu



Ancak yetenekleriyle kabul edilen öğrenciler felsefe, heykel, matematik gibi alanlarda öğrenim görmekle beraber Rönesans'ın önemli sanatçılarına da çıraklık yapma şansını yakalıyorlardı


Öyle çok boyutlu bir öğrenim Verokio'ya göre gerçek bir sanatçı için vazgeçilmez bir gereksinimdi. Ve Rocke Usta. Yıllar onun parmaklarına bir incelik vermişti. Ellerinden çıkan her şey güzeldi yaşanacak olan şu olay hemeroki usta hem de Leonardo için önemli bir dönüm noktası olacaktı. Ve hemeroki Usta'ya bir sipariş gelmişti. İsa peygamberin vaktiz edilişini resmedeceği bir tablo olan bu siparişe Dönemin geleneklerince ustalar çıraklarının küçük bölümlerin çizimlerini yapmalarına müsaade ederek onlara öz güven kazandırır ve yeteneklerini kanıtlamaları için şans verirlerdi. Tablodaki iki küçük meleğin çizimini Leonardo'ya verdi


Işte o zaman usta, ızdırap ve ümitsizlik saatinin çaldığını duyar. Ve tablosuna çırağı tarafından eklenen melek karşısında sanatını ne kadar aşılmış olduğunu acı acı anlar


Anlatılanlara göre bir çocuğun kendisinden daha iyi resim yaptığını görmekten öfkelenen o günden itibaren bir daha elini fırça almamaya karar verir. Bugün hala Floransa'da Ofizm Müzesi'nde görülebilen bu diz çökmüş melek o tertipli ve soğuk tabloda yolunu şaşırmış bir güneş üzmesi gibidir. Yirmili yaşlarına gelen Leonardo, artık tüm İtalya'nın soylu aileleri arasında tanınan ve saygı duyulan bir bilim insanı konumuna yerleşmişti bile



Leonardo Da Vinci, aynı zamanda bir vejetaryendi. Tüm canlıların yaşam hakkı olduğuna inanan Leo, ömrünün sonuna kadar vejetaryen olarak yaşadı. Herkes deri ve kürk elbiseler giyerken o küçüklüğünden beri keten elbise giymeyi tercih etti


Bir pazara ya da panayıra gittiği zaman nerede kafeslenmiş bir hayvan görse parasını verir ve onları özgürlüğe bırakırdı. Ayrıca kendisi hem sağ elini hem de sol elini kullanabiliyor


Bir eliyle resim yaparken diğeriyle de yazabiliyordu. Daha da ötesi yazdıklarını normal şekilde değil, sağdan sola olarak ters yazıyordu. Yazıları ancak ayna yardımıyla okunabilir


Kısacası Leo, sıra dışı olmanın bile sıradanlaştığı bir zeka. Yine onun karakterine dair bilmemiz gereken diğer bir özelliği ise yıllar sonra da incelenen cinselliğe yaklaşımıdır üreme faaliyeti ve bununla bağlantılı olan her şey o kadar iğrençtir ki insanlar hoş yüzler ve duygusal eğilimler de olmasa kısa sürede yok olacaktır sözü daha sonra Sigmon Freud tarafından analiz edilmiş ve Freud Leonardo'nun Fregid olduğuna hükmetmiştir


Bu rahatsızlık cinsel manada diğer bireylere karşı yaşanan soğukluk anlamına geliyor. Pek çok sözünden hareketle Freud onun bu hastalıktan muzdarip olduğunu söylemiştir


Anlaşılabileceği üzere de Da Vinci evlenmemiş ve herhangi bir kadınla bir ilişkisi de duyulmamıştır. Eş cinsel olduğu iddia edilmiş, yargılanmış, bazı tarikatlar tarafından bir yıl boyunca gizlice takibe alınmış ancak hiçbir delil getirilememiştir


Leonardo Da Vinci daha yaşarken ünü yayılan ve bugün bile eserlerine dehasına hayranlık uyandıran bilmecemsi bir gözle bakılan İtalyan Rönesansı'nın yetiştirdiği bir dahi Sigman Freud'un Leonardo'ya ilgisini 9 Ekim 1889 tarihinde bir arkadaşına yazdığı mektupta kullandığı şu cümlelerden anlıyoruz. Kadınlarla bir aşk macerası yaşadığına dair elimizde hiçbir belge bulunmayan Leonardo Gelmiş geçmiş solak kişilerin en ünlüsüydü. Diye yazmış Sign Freud. Freud'un Leonardo'nun dehasına ve yaşantısına zaten ilgisi vardı. Ancak yang'a yazdığı gibi onu Leonardo'nun eserlerini analiz etmeye götüren gerçek sebep ise bir hastasının Leonardo'ya çok benzemesidir. Aynı mektupta Freud, İtalya'dan onun çocukluk ve gençlik dönemi hakkında kitap getirtmek istediğinden bahseder


Gençlik dönemine ait çok fazla bilgi yoktur. Sonraları Milano Dükü'nün sarayında göreve başlar ve hakkındaki bilgileri bu tarihten sonra daha kolay ulaşma şansını buluruz. Ancak Freud'un ilgisini çeken asıl konu Leonardo'nun çocukluk dönemi ve neden sıklıkla eserlerini tamamlamadan bıraktığıdır. Ünü yayılmaya başladığı dönemlerde sürekli resim siparişi alırken o birkaç işle ilgilenir. Bazılarını ise tamamlamadan bırakır ve mühendislik ya da anatomiye odaklanır


Hatta öyle dönemler vardır ki fırçayı eline neredeyse gönülsüz aldığını söyleyecek dönemler yaşamıştır. Sanat tarihi yorumcularından bazıları MichaelJello'nun da birçok eserini tamamlamadan bıraktığı ve bunun sebebinin ünlü ressamların bize göre olağanüstü eserlerinin onlar için sadece kafalarındaki eserin yetersiz bir yansıması olması yüzünden olduğunu söylerler. Leonardo'yu bir romanında başkahraman yapan Dimitri Sergeic, Leonardo'nun tamamlanmamış eserleri hakkında şöyle der. Leonardo'daki her şeyi tanıyarak ve serin kanlı düşünerek mükemmelde saklı, en derin gizemleri araştırıp ele geçirme yolundaki O dindirilmez güçlü tutku Leonardo'nun eserlerini her zaman yarım kalmak gibi bir talihsizlikle karşı karşıya bırakmıştır. Freud bunu Leonardo'nun sevgi ve nefret kavramlarına bakışıyla açıklamaya çalışır


Buna dayanak olarak Leonardo'nun bir cümlesini kullanır. Büyük Sevgiler, sevilenin adam akıllı tanınmasından kaynaklanır. Sevgi objesi yeterince tanınmadığı zaman yeterince sevilemez


Freud, Leonardo'nun bu cümledeki yanlışını da bildiğinden emin olarak der ki bir nesneye karşı sevgi ve nefret duyguları beslemek için bu duygulara konu edilen nesneyi tamamen incelemek, anlamak gerekmez. Insanlar, içgüdüsel yoldan severler Sevgileri duygusal nedenlere dayanır. Freud'a göre Leonardo'nun sevgi anlayışı şöyle bir özellik taşır. Duygular dizginlenir ve araştırma içgüdüsü ortaya çıkar. Ve onun duyguları artık araştırma güdüsünün etkisinin altına girmiştir


Sanat ve sanatçılar üzerine adlı kitabında Freud şu cümleleri kullanır. Leonardo sevip nefret etmemiş. Neyi sevip neyden nefret edeceğini belirleyen etkini araştırmış Sevgi ve nefret duygularına göre hareket etmemiş, daha çok nedenleri araştırmış, aynı babasının yeni evliliğinde çocuksuz kalması yüzünden Leonardo'yu evine alması gibi o da çocuklarına. Yani eserlerini ilgisiz ve sevgisiz davranarak yarım bırakmıştır


Freud aynı zamanda Leonardo'nun eserlerinde kadın figürlerini inceleyerek genellikle anne eksikliğinden kaynaklı olan durumların varlığını tespit etmiş, örneğin Mona Lisa'nın gülümsemesini bir annenin gülümseyişi olarak tasarlamıştır



Ancak kitabın sonunda da Leonardo'yu tam olarak tanımadan bir şey söylemek imkansız. Belki de bizim önem atfettiğimiz detaylar onun gibi biri için hiçbir anlam ifade etmiyordu demiştir


Leonardo Da Vinci'yi Floransa'da çeşitli çalışmalar yaptıktan sonra 1482 yılında Floransa'yı terk etmiştir. Ve yine aynı yıl Francesco Forza'nın hizmetine girmiştir. Francescu Forsa'ya yazdığı Ama hiçbir zaman göndermediği bir iş mektubu vardır ki tüm zamanların en büyük iş mektubu olarak kabul edilmektedir. Mektup şöyledir. Ünlü Prens Hazretleri. Savaş aletleri icadı sanatında usta geçinen bütün insanların tecrübelerini görmüş ve dikkatle takip etmiş olduğumdan onların ortaya koydukları aletleri her gün görülenlerden hiçbir suretle farklı bulmadığımdan şuracıkta sıraladığım kendime mahsus bazı sırları hiç hakaret etmeyi düşünmeksizin ailelerini arz etmeye cesaret edeceğim. Çok hafif, taşınması çok kolay köprüler inşa etmek için bir usul buldum ki bunlar sayesinde düşman kovalanıp bozguna uğratılabilir. Kurulması ve kaldırılması kolay olmakla beraber ateşe ve hücumlara dayanan daha sağlam köprüler de inşa edebilirim. Düşman köprülerini yakıp yıkmak çarelerini de bilirim


Bir müstahkam mevkinin kuşatılması halinde hendeklerdeki suların nasıl boşaltılacağını bildiğim gibi türlü tırmanma merdivenleri ve bunun gibi başka vasıtalar yapmak da elimden gelir. Yanıcı maddeler fırlatarak düşmana büyük zararlar veren ve dumanıyla da büyük bir dehşet salan taşınması kolay bir nevi top da yapabilirim. Ben top taşıyan, emniyetli, kapalı ve tahribi imkansız böyle arabalar inşa edebilirim ki


Bunlar düşman atları arasına girerek en sağlam birlikleri bile dağıtır ve piyade hiçbir mukavemete uğramadan onların ardından yürür. Kullanılmakta olanlardan farklı güzel ve işe yarar toplar, havan topları ve alev makinaları da yapabilirim


Hülasa vaziyet ne olursa olsun sayısız taarruz vasıtaları tasavvur edebilirim. Denizde savaş yapmak lazım gelirse hem taarruz hem müdafaa bakımından fevkalade kudretli birçok aletim En şiddetli ateşe dayanabilecek gemilerim vardır. Suh zamanında ise gerek hususi, gerek umumi binalar inşa ederek suyu bir yerden başka bir yere sevk ederek mimaride herhangi bir kimseyle boy ölçüşebilirim sanıyorum


Mermerden, Tunç'tan, pişmiş topraktan heykeller yapabilirim. Resimde kim olursa olsun başka birinin yaptığını yapabilirim. Bunlardan başka babanızın ve şöhreti cihanı saran hanedanınızın edebi şeref ve hatırası için Bir Tunç at yapmayı üzerime almaya hazırım. Şayet yukarıda yazdığım şeylerden herhangi biri size imkansız veya tatbik bakımından muhal görünürse bahçenizde veya zat hallerin hoşuna gidecek bir yerde örneklerini yapabileceğimi sonsuz saygılarımla arz ederim. Özet halindeki bu mektup Milano'daki Ambercio kütüphanesinde sergilenmektedir. Leonardo'nun hangi nedenle Florensa'dan ayrılmak istediğini bilmiyoruz


Ama hem bronz heykel konusunu, hem de askeri çalışmalarını daha çok vurgulamasının Leo yöneticilerinin beklentilerine seslenmek olduğunu biliyoruz. Ve sonunda Leonardo, Milano Dükü'nün himayesinde yıllar boyunca baş mimar, Baş mühendis, baş mucit, baş destan ve baş heykeltıraş olarak çalıştı. Bütün kesin bilginin anası tecrübedir. Tecrübeden doğmayan bilimler, zannımca boştur ve yanılgılarla doludur


Hiçbir araştırma, matematiksel ispattan geçmedikten sonra bilim adı almaya layık olamaz. Diyen Leonardo Da Vinci'nin çalışmalarından günümüze ön ayak olan bazı noktaları şöyle özetleyebiliriz


Helikopter. Ilk helikopter tasarımı detaylarıyla ona aittir. Tasarımlamış, yapmaya ömrü yetmemiştir. Ancak modern helikopteri yapan Sikorsky, Leonardo, Da Vinci'nin tasarımını örnek aldığını söylemiştir


Ilk su altında nefes almayı sağlayan dalgıç kıyafeti. Paraşüt. Ilk zırhlı tank. Leonardo'nun günümüz tanklarının yapımını sağlamış olan tank tasarımı detaylarıyla mevcuttur


Ilk makineli tüfek tasarımı. Deniz altı tasarımı. Zeplin. Kimse kullanmadan giden ilk otomobil. Bu tasarım da günümüz otomobillerinin temelini atmıştır. Rulman. Tekerlekli araçlarda olan Rulman, Da Vinci'nin icadıdır


Ilk robotlar. Mekanik ve kendi kendine hareket edebilen aslan yapmıştır. Ayrıca insan boyutlarında şövalye de tasarlamıştır. Kendi kendine hareket edebilen bu şövalye geçtiğimiz yıllarda Leonardo'nun tasarımına bakılarak hayata geçirildi


Yine ölümünden sonra onun tasarımlarına dayanarak yapılan icatlar arasında güneş enerjisiyle çalışan mekanizmalarda bulunuyor. Kuşları temel alan çeşitli uçuş aletleri


Bazıları iki insan tarafından kullanılmaya yönelik olarak tasarlanmış uçuş aletleri yapmıştır. Mobil köprüler yani yer değiştirilebilir köprüler ayrıca salgın hastalıkların toplumsal hijyensizlikten kaynaklandığını anlayan Da Vinci daha temiz ve daha ideal şehir tasarıları yapmıştır


Hatta Colomb'un Amerika'da kurduğu ilk şiirlerden biri Da Vinci'nin tasarımlarındandır. Eğer bugün uçağa binebiliyorsak, arabalarımız varsa, helikopterler ya da açılır, kapanır köprüler, Hatta televizyon bile varsa bunlarda 500  yıl önce yaşamış olan Da Vinci'nin çok büyük bir payı var. Hem de çok. O olmasaydı bu saydıklarımın bazıları hiç var olmayabilirdi. Ayrıca gecelerin de sevilen adamıydı


Icatlarıyla müzisyenleri ihtiyaç duymadan birçok çalgının çalınabilmesini sağlamış ve müthiş mekanik eğlenceler yaratmıştı. Ona büyücü diyenler bile vardı. Kendisi bir müzik üstadı olarak çalıp söylemekte ve bestelemektedir

 

Konuda ileri seviyededir. Bunlar onun binlerce keşfinden ve yeteneğinden sadece birkaçı. Ve unutmayın. Bu adam günümüzden 500 yıl önce yaşadı. 


Leonardo Da Vinci 1497 Gönye kilidini icat etmiştir. Bu icat günümüzde Panava ve Süveyş Kanalları dahil olmak üzere birçok alanda kullanılmaktadır. Aynı zamanda Da Vinci. Madeni para üretimi için bilinen en eski makineyi de icat etmiştir


Hidrolik biliminin yaratıcısı, resim çiziminde karanlık odanın ve ışığın öneminin kaşifi odur. Çarkla hareket eden gemilerin ve buharlı makinelerin ilk tasarımlarından bazıları da ona aittir


Ayrıca Leonardo Da Vinci, Haliç'e bir köprü yapmak için sufu lakaplı ikinci Bayezit'e mektup yazmış, ancak teklifi Sultan Bayezit tarafından reddedilmiştir. 346 metre uzunluktaki bu köprü yapılmış olsaydı döneminin en uzun köprüsü olarak tarihte yer alacaktı


Köprüyü merak edenler Oslo yakınlarında ahşaptan inşa edilmişi üzerinde yürüyebilir. Da Vinci 1500 yılların başında yapmayı düşündüğü bazı işleri bir mektupla ikinci Beyazıt'a bildirdi


Leonardo Da Vinci'nin mektubu Türkçe'ye çevrilerek Ceneviz'den Leonardo isimli kafirin gönderdiği mektubun suretidir. Haçlı ile sultana sunuldu. Mektubunda gerçekleştirmeyi düşündüğü birkaç projesinden bahseden Leonardo suyu çekmek için pompa sadece rüzgarla çalışan yeni bir değirmen önerdi. Mektubunda talep edildiği takdirde İstanbul Boğazı'nın iki yakası arasında ulaşımı sağlayabilecek bir köprü yapabileceğini de belirten Vinci'nin teklifleri karşısında.


Ikinci Beyazıt'ın ne düşündüğüne dair bir bilgi bulunmuyor. Sadece teklifin reddedildiğini biliyoruz. Bu büyük dehhanın İstanbul'a yerleşme şansını böylelikle kaçırmış olduk


Eğer gelmesini kabul etmiş olsaydık, bugün dünya çok farklı bir yerde olacaktı. Biz onu elden kaçırınca Fransa Kralı tarafından kapıldı. Fransa Kralı ona çok büyük hayranlık duyar ve sık sık ziyaretine gelirdi


Leonardo'nun en önemli tutkusu başta da belirttiğimiz gibi anatomidir. Canlıların iç organlarının işleyişi Leonardo'dan sonra ancak modern tıpta bu kadar nettir. Çoğu zaman ve özellikle geceleri hastanelerde ölen insanların bedenlerini keserek çalışmalar yapar


çizimlerini ve iç organların işleyişini detaylı olarak kaydederdi. Örnek verecek olursak, çoğu bilim insanı Leonardo'nun günümüzden 500 yıl önce yaptığı kalp çizimlerine bakarak bugün bile kalp ameliyatı gerçekleştirilebilir diyor

 

Kilise tarafından ölü insan bedenleri üzerinde çalışması yasaklanınca zaman zaman mezarlıktan ceset çalmış, zaman zaman da ölen insanların bedenlerini satın alıp, inceleyerek bu araştırmalarına devam etmiştir


Dönemin kilisesine göre Leonardo, iğrenç ortamlarda çalışan, karanlık bir kişilik olarak tanımlanmıştır. Şimdi Leonardo'nun diğer bir özelliğine bakalım isterseniz. Ressamlığına, Gelmiş geçmiş en büyük ressamlardan biridir


Amarisim, onun için çok daha gerilerde kalan bir eğilimdi. Öyle ki resimlerinden sadece 12, 18 kadarını tamamlamıştır. Salvador Mondi bunlardan biri. Salvador Mondi, İsa peygamberin dünyanı kurtarıcısı olarak betimlendiği tablodur


2005  yılında yeniden keşfedilmesinden bu yana restore edilmiş ve Leonardo'nun kayıp eseri olarak ortaya çıkmıştır. Uzun zamandır kayıp olduğu düşünülen tablo restore edildikten sonra 2011 sergilendi


Tabloda Rönesans kıyafetleri giyen İsa, sağ elini kaldırmış bir şekilde kutsama yaparken sol eliyle kristal bir küre tutmaktadır. 2017 tarihinde yapılan müzayedede gizemli biri tarafından 450 milyon dolara satın alındı. Gelmiş geçmiş en pahalı tablo olan Salva Torun diye alan kişinin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Selman olduğu ortaya çıktı. Prens Selman Salvador Moondil 2 milyar dolarlık yatında koruma altında tutuyor, sergilere ya da görüşe açıyor. Salvadormundi öyle bir eserdir ki birçok Avrupalı kral daha sonra bu tablodaki saç modeline yönelim göstermiştir

 

Diğer bir önemli tablosu hepimizin bildiği Mona Lisadır. Mona Lisa, ne bir kraliçeydi, ne de çok güzel bir kadındı. Bir tüccarın karısıydı, ve bu tablo da asla tamamlanamadı



Gizemlerle dolu Mona Lisa tablosu şu anda Fransa'nın başkenti Paris'te yer alan Lour Müzesi'nde sergilenmektedir. Fransız İhtilali'nden sonra buraya taşınan tablo birkaç kez farklı saraylara götürülse de sonra yeniden müzeye geri getirilmiştir


Napolyon'un metresinin yatak odasına bile asılmıştı bir dönemde. Bu müzede 6.000 fazla sanat eseri olmasına rağmen gelen ziyaretçilerin neredeyse tamamı Mona Lisa'yı görmek istiyormuş



Lour Müzesi'ni her yıl 6 milyondan fazla kişi gelmektedir. Tablonun kendine ait bir odası bulunuyor. Ve yılda sadece bir kez bakım için bu odadan çıkarılıyormuş. Üç kat camın arkasında yirmi derece sıcaklıkta muhafaza edilen tablonun temizlik yapılacağı gün ise Müzenin en az ziyaretçi alan ve sakin günü seçiliyor. Tabloda oturmuş ve ellerini birbirine bağlamış bir kadın tasvir edilmektedir. Ancak bu alelade bir portre değildir elbette Leon'un resmettiği kadın aslında bir piramiti oluşturuyor. Kadının ellerinin kıvrımı piramitin köşeleri. Tablodaki ışık yansımalarına bakıldığında alt zeminde geometrik bir çizim olduğu da anlaşılıyor



O dönemde oturmuş bir kadın portresi çok fazla yaygın olmadığı için hemen dikkat çeken tabloda çok fazla detay var. Örneğin kadının kaşların olmaması, yüzündeki ifade ellerini tutuş şekli gibi. Kusursuz bir altın oran kullanılarak yapılan tabloya şöyle bir dikkatlice baktığımızda bu kadın gülüyor mu? Üzgün mü? Mutlu mu? Mutsuz mu? Tam olarak kestiremiyoruz. Mona Lisa'nın ifadesiz bir kadın oluşunun bilgisi bilimsel araştırmalarla da doğrulanmıştır


Buna göre Mona Lisa yüzde 83 mutlu, yüzde 6 korku içerisinde, yüzde 9 tiksinti duyuyor, yüzde 2 öfkeli. Amsterdam ve İlyons Üniversiteleri tarafından bilgisayarda duyuları tanımlama programları kullanılarak hazırlanan çalışmaya göre Mona Lisa ifadesiz bir kadın. Çünkü verilen oranlar kadın acı mı çekiyor? Yoksa gülümsüyor mu? Kesin olarak anlaşılmıyor. Insan her şeye gülebilir. 



Üşenmemişler, kadının gülümsemesinin sırrını bile araştırmışlar. Buna göre Mona Lisa'nın gülüşü yeni doğum yapmış kadın gülümsemesiymiş. Bu sonuç ise Kanada Ulusal Araştırma Merkezi'ndeki Bilim Kurulu tarafından renkli lazer cihazlarla yapılan bir taramayla elde edildi


Bilim adamlarının tahminine göre bu tablo Mona Lisa'nın çocuğu dünyaya geldikten sonra yapıldı.  Mona Lisa'nın ifadesi Leonardo Da Vinci'nin yaşadığı anne eksikliğinden kaynaklı olan anılarında kalmış anne ifadesidir. Tablonun 500 yıldan fazla bir geçmişe sahip olduğu düşünüldüğünde birçok ayrıntısını keşfetmek elbette imkansız. Geçen yıllar içerisinde renklerinin solması ve yıpranması Tablonun orijinalinden çok daha farklı bir hale gelmesine neden olmuş. Lour Müzesi'nde sergilenen Mona Lisa, müze çalışanları bir sabah uyandığında yerinde yoktu. Ilk başta yerinin değiştirilmiş olabileceğini düşündüler



Ancak polisin bir hafta süren araması sonucunda müzenin ikinci katında tablonun boş çerçevesi bulundu. Çalındığı o zaman anlaşılan tablonun arayışı ise bir hayli yoğun oldu. Gazeteler sokak ilanları bu haberle yankılanıyordu


Ve muhtemelen o tarihe kadar birçok insan böyle bir tablonun varlığından bile haberdar değildi. Çalınma olayından sonra Pablo Picasso bile gözaltına alındı. Tam 27 ay sonra bir galeride satılmaya çalışırken bulunan tablo vincio isimli bir İtalyan tarafından çalınmıştı

 

Yirminci yüzyılın en büyük soygunu olarak kabul edilen bu olay müzenin eski çalışanı Winchenso tarafından yapılmıştı. Tabloyu 100.000 dolara satmaya çalışırken yakalanan Winchenso asıl hırsız İtalyan ressamın tablosunun Fransa'da olmasıdır sözleriyle yaptığını savunmuştur. Halbuki İtalyan ressam reyonlarda Da Vinci, Mona Lisa'yı zamanında Fransa kralı Franchise 4.000 altın karşılığında satmıştır


Tarihteki kralların sanata önem vermesinin bugünün bile toplumlara ne kadar faydası olduğunu görülüyor. Fransa Kralı zamanında Leonardo Da Vinci'den bu resmi almış ve bugün Paris'e yılda 6 milyon turist getirmektedir



Son akşam yemeği. Aslında bir tablo değil duvar üzerine yapılmış fresktir. Hristiyan inanışına göre İsa Mesih'in Romalı askerlerce tutuklanmasından bir gün önce havariler ile yediği son akşam yemeğini ifade eder


Burada içinizden biri bana ihanet edecek dediğinde havarilerin tepkisini resmetmiştir Leonardo. Son akşam yemeğinde İsa ve havarileri kutsal kaseden şarap içiyor ve ekmek yiyorlardı


Ancak resimde kase ve şaraplı ekmek görülmemesi Hristiyan dünyasında yıllardır tartışma konusu olmuştur. Resmi kurgusu büyük bir anakronizm sorununu içinde barındırıyor. Yaşadığı tarih itibariyle masa etrafına konulan sandalyeler ve bu düzenekte yemek yemek Çok sonraki zamanlarda yerleşmiş bir gelenekti.  Gözlerinizi serbestçe dolaştırdığınızda ve en sonunda nereye bakarsanız bakın gözleriniz yine İsa figürüne dönecektir



İsa'nın havarileriyle yediği bu son yemek sahnesinde kompozisyon göze batmıyor. Aksine rahatlatıyor. İsa, tam merkeze konumlandırılırken havariler onu sağına ve soluna üçerli ve ikişerli gruplar halinde dağıtılmış



İsa kollarını iki yana açmış, üzgün ve çaresiz gözüküyor. Peki bu eseri diğer son akşam yemeği resimlerinden ayıran ve özel kılan nedir? Daha önce de pek çok ressam bu sahneyi işlemiştir. Ancak Leonardo'nun son yemeğinde bir olay var burada anı resmederek fark yaratmış. İsa'nın içinizden biri beni ele verecek dediği anı yansıtmayı amaçlamış



Havariler kendi aralarında tartışıyor. Ona ben miyim diye soruyorlar. 

İsa ise üzgün bir şekilde önüne bakıyor. Bu eserde hem bir düzen var hem de bir olay var. Yüz ifadeleri el kol hareketleri ve daha birçok detayı izlemekten kendinizi alamıyorsunuz


Ancak resme son bir kez bakıp kafanızı çevirmek ya da sayfayı değiştirmek istediğinizde gözünüz İsa figürüne kayıyor. Bu şüphesiz Leonardo Da Vinci'nin oluşturduğu mükemmel perspektif ve kompozisyonla mümkündür


Basık bir tavana sahip olan odanın aydınlatılması neredeyse loş diyebiliriz. Etrafta dikkatimizi dağıtacak hiçbir ayrıntı yok. İsa'nın arkasında bulunan pencere dikkati eninde sonunda merkeze çeken önemli bir detay  Oran ve orantı konusunda da sanat tarihinin en meşhur isimlerinden biridir. Bunu İsa'nın başına bakarak anlayabilirsiniz. İsa'nın başını merkez olarak kabul edersek resmin her köşesine eşit uzaklıktadır


Uzunluğu yaklaşık 9 metre, yüksekliği ise yaklaşık 5 metre olan bu eserin figürleri hem anıtsallaşıyor, hem de ufak ipuçlarıyla onların kim olduğunu anlamamızı sağlıyor. Eserin anı yansıttıyor.


Tabii bu resme uzaktan ve genel bir bakış açısıyla baktığınızda gördüğünüz bir şey. Bu anıtsal avariler incelendiği zamansa resmin çok daha farklı bir yanıyla tanışıyoruz. Geçmişi şimdiyi ve geleceği gösteren bir zaman tüneli gibi detaylarla süslü olduğunu görüyoruz



örneğin İsa'nın yanındaki yuhanna, İsa yakalandıktan ve çarmıha gerildikten sonra yas tutacak olan Yuhanna'nın çoktan yas tutmaya başladığını görebilirsiniz


Juhanna'nın yanındaki Aziz Petrus'un ise bir bıçak tuttuğunu görüyoruz. Son akşam yemeğinden kısa bir süre sonra İsa'yı yakalamaya gelen Romalı askerlerden birinin kulağını keseceği bıçağı tutuyor. Onların biraz önünde yüzünü tam olarak göremediğimiz sakallı ve diğer havarilere göre

tenli olan figür ise Yahudi yani hain olan. İsa'yı ele veren o olduğu için elinde bir gümüş kesesi tutuyor. İsa'nın bize göre sağında şüpheci Thomas parmağı havada resmedilmiştir


İsa Çarmıha gerilip öldükten 3 gün sonra dirilip havarilerin yanına gittiğinde Thomas orada değildi. Ve diğer havarilerin İsa'yı gördük demelerine inanmadı


Onu görmedikçe elindeki çivi izlerine dokunup kanındaki yaraya parmağımı batırmadıkça size inanmam demişti. Bir gece sonra İsa geri geldi ve Thomas'a gel buraya bak ellerime. Parmağını batır karnımdaki yaraya. Şüpheci olma inançlı ol dedi


Bu nedenle Thomas'ın parmağı bu resimde havada resmedilmiştir. Yani Leonardo Da Vinci'nin hem mekanı hem de zamanı bütün olarak bizlere sunduğunu söyleyebiliriz


Ancak eser gün geçtikçe ölmektedir. Yapıldığı duvar ve kullanılan malzemeden dolayı her gün daha kötüye gitmektedir. Defalarca restorasyon geçirmiş, bu nedenle de birçok detayı maalesef ki kaybolmuştur



Leonardo Da Vinci'nin bir diğer önemli eseri ise vaftizci Yahya'nın tablosudur. Vaftizci Yahya ise İsa peygamberi ilk vaftiz eden kişidir. Ve İncil'de de detaylı olarak anlatılır. Vaftizci Yahya tablosundaki görsel güzellik


Yahya'nın ne bir kadın, ne de bir erkek olarak betimlenmesidir. Yahya'nın işaret parmağıyla cenneti göstermesi Vaftizci Yahya'nın temsil ettiği vaftizmin ruhunun kurtuluşu için önemli olduğuna işaret etmektedir. Genç Rönesans ve ekolünden ressamların sıklıkla atıfta bulunduğu bir eserdir. Eserde Yahya'nın parmağının eğimiyle benzer bir tasvir kullanmak suretiyle dini düşüncenin önemi artıyordu. Aslında birçok kişi bu eseri eleştirmekte ve normalde zayıf ve sert bir mizacı olan ve çölde çekirge ve bal ile beslenen vaftizci Yahya'nın tasvirini rahatsız edici bulmaktadır


Leonardo'nun tablosunda Yahya neredeyse eş cinsel olarak resmedilmektedir. Göğsünde bükülmüş olan kolu kadınsıdır. Ve Mona Lisa'nın yüzündeki o esrarengiz tebessüm


Hatta aynı tebessüm Yahya'nın yüzünde de vardır. Ayrıca yüzü neredeyse yarı insan, yarı keçi Tanrıfa'nın andırmakta ve görkemli buklelerle çevrelenmektedir. Vaftizci Yahya, Leonardo Da Vinci'nin elinden çıktığı bilinen son büyük eseridir


Ayrıca Yahya'nın aydınlık yüzü, kendisini saran karanlığın içinden fışkırır gibidir. Tablodaki ışık, tüm ressamlar tarafından kusursuz olarak kabul edilmektedir


Leonardo, 2 Mayıs 1519, Fransa'daki evinde, 67 yaşında öldü Kralın kollarında can verdiği rivayet edilir. Ancak bir Mayıs günü kralın başka bir şehirde olduğu ve bir gün içinde oraya gelemeyeceği bilinmektedir. Vasiyetinde mirasının esas bölümünü, yardımcısı ve fakirlere bıraktığını açıklamıştır


San Florand'in Kilisesi'nde toprağa verilmiştir. Leonardo Da Vinci, kimi otoriteler tarafından yaşamış en büyük deha kimilerince bin yılın en büyük dehası olarak kabul ediliyor. 


Ancak maalesef onunla ilgili ulaşabildiğimiz kaynaklar çok kısıtlı. Çünkü notlarını mevziye bırakmış, mevzinin ölümünden sonra ise mevzinin oğlu bunları korumamış ya dağıtmış ya da satmıştır. Bu nedenle  Leonardo'ya ait yazıtların bugün ancak yüzde onluk kısmına ulaşabiliyoruz. Bu yüzden bu yüzde onluk kısım arşivlerde kıyılarda köşelerde kalmış ve koleksiyonerler tarafından derlenerek bir araya toplanabilmiş kısımdır


Bu derlemeyi yapanlardan biri de Bill Gates'tir. Bill Gates, Avrupa dışındaki tek Leonardo Da Vinci el yazmasını bulmuş ve 90'larda 40 milyon dolara satın alarak dijital ortama aktarıp herkesin okuması için ücretsiz bir şekilde dünyaya sunmuştur


Zaman zaman Avrupa'daki köklü ailelerin arşivlerinden ya da depolarından tesadüf eseri çıkan Da vinci yazmaları oluyor. Ancak çok büyük bir bölümü 500 yıllık süreçte maalesef tamamen yok olmuştur.


Eserlerinden çoğu günümüze ulaşamamıştır. Ömrü boyunca yaptıklarının yüzde onu bile bizi bu kadar etkiliyorsa ve günümüz teknolojisine bile hitap edebiliyorsa, gelin Leonardo ustanın nasıl bir deha olduğunu artık siz düşünün.